Bizhaberiz Bağımsız Haber Portalı  
ANA SAYFABİZHABERİZREKLAM
   
BOYNUMUZUN BORCU
İÇERİK
BAŞLIKLAR

Nusret ERTÜRK

Aziz Nesin (1915-1995), özellikle yaşamının son yıllarında sık sık okumuşlara seslenir, şöyle derdi:

"Bizi, bu yoksul halk iyi kötü okuttu, yetiştirdi, bugünlere getirdi. Bizim de bu halka borcumuz vardır."

Ben buna, ödenmesi zorunlu anlamında boynumuzun borcu, diyorum. Kiminin az, kiminin çok. Ben, ödemeye çalıştığım borcumun kısa bir dökümünü yapacağım. Yaşamımın bir kesitinden yaşanmışlık örneği vereceğim. Bu, kendimi övme olarak lütfen sayılmasın.

1963 yılının haziran sonunda Kars Cılavuz Öğretmen Okulunu on sekiz yaşında bitirdim. Atamam, Ağrı ilinin Tutak ilçesinin Çırpılı köyüne yapıldı. Artvin'deki köyümden atandığım köye ancak dördüncü günün akşamı ulaştım. Köye çıkmadan, Tutak ilçesinde gazeteci sordum. Cumhuriyet'e abone olacaktım. Beni, gazeteci diye Mehmet'in hanına götürdüler. Gazete deyince ben, Mehmet saklı bir yerden Nurcuların gazetesi Risaleyi Nur gazetesini çıkardı. O gazeteyi ilk kez görüyordum. "Cumhuriyet" sözüme Mehmet, "Burada bundan başkasını bulamazsınız!" yanıtını verdi.

Orada kaldığım iki yıl boyunca Cumhuriyet gazetesini İstanbul'dan abone olarak okudum. Tutak ilçesine Cumhuriyet'i ben götürdüm diyebilirim. Gazeteler posta ile tek tek gelir, ilçede birikir sonra köye gelen birisiyle bana ulaşırdı. Köyde gazeteyi sadece ben okumazdım; çocuklara, gençlere de okuduğum yerleri olurdu. Cumhuriyet'in yanında Varlık, Türk Dili, Hayat dergilerini de izlerdim. Özellikle renkli Hayat dergisinin resimlerine gençler bakar bakar dalarlardı. Bu yayımlar görenlerin düşlerini süslüyordu, ışıklar saçıyordu. O yıllarda köyde radyo dinlemek bile büyük ayrıcalıktı.

Tutak ilçesinin doksan altı köyü vardı. Ben, okulu olan on altıncı köye atanmıştım. Büyük bir dil sorunu vardı. Ancak, öğrencilerin öğrenmeye karşı inanılmaz istekleri beni umutlandırıyordu. Öğrencilere, 27 Aralık Atatürk Koşusu yaptırdım. Katılan her öğrencime cebimden ödediğim parayla aldığım kalem, defter, silgi ödülü verdim.

O yıl, Cumhuriyet gazetesinin açtığı Yunus Nadi yarışmasına katıldım. Konu: "Atatürk'ün ölümünün 25. Yılında Atatürkçülükten ne anlıyorsunuz?" Oradan bu yarışmaya katılmak benim için unutulmaz bir anıdır. Yazdıklarımı çevremdeki gençlere okuyor, onları bilgilendiriyordum.

Köyde gençlere okuma yazma, sosyal kazanımlar kursu açtım. Her gece okulun büyük sınıfı dolar taşardı. Kitaplar okuyor, günlük olayları tartışıyorduk. Pinokyo'yu ilgiyle dinledikleri gözümün önündedir.

İlk yılki öğrencilerimden ikisi öğretmen oldu. Benim duyduğum mutluluğu kimse duyamaz. Yaşadığım zor koşulları bu anlattıklarım hepsini unutturuyor. Kimisi vatan der de, insandan söz etmez.

Köyden ayrılırken ekmeğimi pişiren ailenin büyüğü Mehmet Aras'a ufacık vesikalık bir fotoğrafımı vermiştim. Sonra duydum ki o fotoğrafı büyütmüş-Atatürk fotoğrafı gibi- duvara asmış. Böyle insanlara hizmet etmek benim için büyük bir onur olmuştur.

Borcunun bir bölümünü orada ödediğimi sanıyorum, ondandır geceleri rahat uyuyorum. Ya benim kazandıklarım? Orada bulunmasaydım bir yanım kesin eksik kalırdı. O insanları tanımakla, o yöreleri tanımakla kazancım katlandı. Çalışmalarımla onların hep sevgisini kazandım. Köyün muhtarı Mehmet Özdoğan, köyün en zenginiydi. Büyük oğlunun adı İsmet'ti, 1948 doğumlu. İkinci oğlu 1953 doğumlu Mustafa. En küçüğü 1956'lı Kemal. Son ikisi öğrencim oldu, aynı sınıfta. Bu adlara dikkat ettiniz mi?

İsmet, bu bizim İsmet İnönü. İkinciyle üçüncü yan yana gelince Mustafa Kemal oluyor! Adamın inceliğini görüyor musunuz? Borç öderken bu güzelliklerin de tanığı olmak az mıdır?

Ağrı ilindeki iki yıllık hizmetim, boynumun borcunun ilk taksitidir.

nusreterturk1945@gmail.com

 

 

Bizhaberiz Bağımsız Haber Portalı

BİZHABERİZ BAĞIMSIZ HABER PORTALI | Bizhaberiz.net © 2018 | Son Güncelleme : 23.06.2019 - 04:40:21 | Şu an 100 kişi online | Kullanım Koşulları