ANA SAYFABİZHABERİZREKLAM
   
ŞEREFLİ HIRSIZ İFFETLİ RÜŞVETÇİ
İÇERİK
BAŞLIKLAR

Erbil TUŞALP

Bakmayın siyasetin sessiz kalmasına. Gururu ve onuru gaf saymasına, hafife almasına. Şaşı bakmasına. Kiminde var, kiminde yok çünkü. Derin bir konu. İçten içe fokurduyor ama. Bıkkınlıktan, alışkanlıktan, aldırmazlıktan olsa gerek konuşulmuyor, konuşturulmuyor. Tartışılmıyor da, eleştirilmiyor da.
Çünkü yasak.
Şehidin kellesinden, teröristin gururlusuna-onurlusuna evrilen tuhaf bir değişim belki.
Sonuç olarak bir devlet ve siyaset adamının ağzından siyaset kürsüsünde söylendi. Siyaseten zapta geçti. Gaf olsa ne yazar.
Artık tarihin malı.
Bir mürettip hatası değilse eğer bir buyruktur mutlaka. Bir dil sürçmesi değilse eğer tanrısal mesaj diyen de olmalı. Ne kim olduğu biliniyor, ne kimden geldiği söyleniyor.
Kısaca gökyüzünden ya da mağmadan gelen yüksek öneme haiz iletilerden biri niye olmasın?
Mürettip hatası, dil sürçmesi, şaşırma her neyse ne. Buyruk ya da mesaj ne fark eder. Ismarlama mı doğaçlama mı bilen yok. Onca lâkırtı tamı tamına onaltı sözcük, durup dururken söylenmedi ya.

NAMLULAR YAĞLANSIN MI
Aklı halâ başında olanların yanıtını aracağı sorular, bence, şunlar olmalı:
Türkiye İslam Cumhuriyet’inde son gelişmelerin ışığında “söyleyene” mi, “söyletene” mi bakmak gerekir, söyler misiniz?
Olmak ya da olmamak gibi bişey mi mesela, “söylenen mi” önemli “söyleten mi” ne dersiniz?
Farkında mısınız bilmem ama söylenenin içinde önem sıralaması var aslında:
1-)Neden “Teröristler kadar bizler gururlu, onurlu olmazsak” diye başlıyor? Kitap gururlu olmayın demiyor mu, belki ondan.
2-)Niçin “..onların karşısına dikilmezsek bilesiniz ki bu ülkede büyük bir kırılma olur” diye bitiyor?
Sen ne biliyorsun, bildiğini kimden saklıyorsun, niye söylemiyorsun?
Savaş mı var, vatanın bağrına hançer mi saplandı? Kim sapladı, niye sapladı, nasıl sapladı? Namlular yağlansın, silahlar kuşanılsın mı? Önce kimi dövelim kime sövelim? Nereyi yıkalım, nereyi yakalım?

UZATMAYA GEREK YOK
Bir de şu var: O ağızdan, o gırtlaktan ne çıktıysa yaratan söyletmiştir; dil nerede sürçtüyse yaratan sürçtürmüştür. Ve o mesaj yanlış adrese gelmiştir. Söyleyeni söyletenden, şaşıranı şaşırtandan, geleni gönderenden ötürü sevmiyor muyuz biz? Gece gündüz sabah akşam duyduğumuz bu değil mi?
Son tahlilde önce yaratılanın hakkı yenilmesin diyelim. Ayıp oluyor. Dahası “ülkede kırılma olmasın” diye halkı uyarmak, halka yol göstermek eleştirilmesin. Haksızlık oluyor.
Binlerce insanın öldüğü, yaralandığı, kaçtığı göçtüğü, aç susuz kaldığı, sevdiğine sarılamadığı, çocuğunu sevemediği; kısaca kentlerin yakılıp yıkıldığı, kurşunun adam ayırmadığı kan deryası bir ülkede, can pazarı bir bölgede öfkeyle -hırsla beslenen biri çıkıp “teröristler kadar gururlu olun” diyorsa, durup düşünmek lazım. Ya o zaman biri de çıkar aklına ilk gelenleri bir solukta sıralar mı diye sormak lazım?
Meraklanmayın sıralamaz. Çünkü herkes “Teröristler kadar gururlu olun onurlu olun” yaklaşımıyla, akıllarınca ülkenin kırılıp dökülmesinin, bölünüp parçalanmasının, soyulmasının, satılmasının üstünün örttüldüğünü biliyor. Dahası “şehide kelle” dendiği unutulmuyor.
Çünkü hiç kimse “Hırsızlar ve arsızlar kadar şerefli; kalpazanlar ve sahtekarlar kadar haysiyetli; rüşvetçiler ve zimmetçiler kadar şevkatli; düzenbazlar ve hilekarlar kadar iffetli; madrabazlar ve kumarbazlar kadar mürüvetli” olun diyecek kadar aklını peynir ekmekle yemedi.
Der hem de, bal gibi der diyecekler varsa, diyeceğini desin. Cennet cumhuriyetimizde düşünce ve ifade özgürlüğü yok mu?
Olmaz olur mu var. Ama uzatmasın önce “karşısına dikilmek” gerekenlerin, sonra “büyük kırılmayı” gerçekleştireceklerin becerilerini sıralasın. Gururlu ve onurlu teröristlerin karşısına dikileceklerin kırılan onurunun hesabını verilsin. Gaf denmesin özür dilensin. Vuranla vurulan arasında beynamaz olunmasın.

GERÇEKÇİ TUTARLI İLKELİ
Aklına geleni söyleme refleksiyle sergilenen “teröristler kadar gururlu, onurlu olmazsak..” yaklaşımının kapsama alanını ve içeriğini kestirmek zor. Neyin nerede nasıl söyleneceği belli olmuyor.
Kim bilir belki yarın, belki yarından da yakın bir gelecekte neler duyacağız neler göreceğiz. Ve bu gidişle bir gün bu ülkede özgürlük yerine tutsaklık, kurtuluş yerine işgal, barış yerine savaş bayramları kutlayacağımız düşlemeye başlayın.
“Yalanına besmele, öfkesine gözyaşı katıp, oy karşılığı cennet pazarlayan terörist diktacılar kadar gerçekçi olmazsak” diye başlasam düşünce ve ifade özgürlüğü diyenlerin keyfini kaçırsam:
“Gücünü emperyalizminden, finans kapitalden alan, sadakatını şeyhinin şıhının salyası sümüğüyle süsleyen devlet ve siyaset adamları kadar tutarlı olmazsak eğer yakın tarih yok sayarız.
“Aydınları ve bilim insanlarını, sanatı ve üniversiteyi küçümseyenler; onlara suç ve cezalandırma ile baskı uygulayanlar kadar hoşgörülü olmazsak eğer tarihe tanık olamayız.
“Tanklı toplu, takkeli, tespihli, işbirlikçi despotların peşinde koşan, kafatascı faşist ve mezhepci yobazların kuyruğunda dolaşan gazeteci-yazar-sanatçı makulesi kadar ilkeli olmazsak eğer tarihten ders alamayız.

YENİ BOYUTLAR
Sonra yakın tarihin kapısını biraz daha aralayıp adalete, çağdaşlığa, çoğulculuğa, vatanseverliğe yeni boyutlar katarak iktidarın gözüne girmeli:
“Hırsız aklayana, kanıt karartana, makul şüpheye, gizli tanığa, iktidarın savcısına yargıcına evet diyenler kadar adaletli olmazsak; hukuk devleti olamayız.
“Irkçı-gerici-ümmetçi-şoven eğitimle dindar nesil peşinde koşanlar kadar, kadını dışlayanlar, çocuk haklarını yadsıyanlar kadar çağdaş olmazsak; muasır medeniyete ulaşamayız.
“Emek karşıtları, sendika, dernek, kooperatif, siyasi parti düşmanları kadar çoğulcu olmazsak; örgütlü toplumu kuramayız.
“Eğitimi öğretimi, okulu üniversiteyi, şeriat yanlılarını faşist sürülere karıştıranlara, yozlaşmada sınır tanımayanlara teslim edecek kadar gerçekçi olmazsak çocuklarımızı kurtaramayız.
“Cipli coplu, tomalı sopalı özgürlük düşmanları, boğaz kesen, kan içen domuz damcı işkenceciler kadar insaflı olmazsak insan haklarını yakalayamayız.
“Diri diri gömen,döve döve öldüren yakan yıkan ırkçı ve dinci zalimler kadar barışsever olmazsak savaşı sonlandıramayız.
Dahası ve belki en önemlisi “Özelleştirme vurguncuları, ihale zenginleri, kara paracılar, savaş yanlıları kadar vatansever olmazsak gelecek güzel günleri kuramayız.

HESAP SORULACAK
Bunca deneyden sonra elbette “hırsızlara şerefli; sahtekarlara haysiyetli; rüşvetçilere iffetli; dolandırıcılara mürüvetli” denmeyecek.
Önce hesap sorulacak.
İhanette ve yalanda ortak olanlar, temel hak ve özgürlükleri kısıtlayanlar, eli kanlı despotlar ve zorbalar halkın önüne çıkarılacak.
Önce hesap sorulacak.
İnancım o ki soyguna uygun yasa, yasaya uygun soygun yöntemiyle hazineyi, kamu işletmelerini, bankaları, arazileri, akarsuları, ormanları madenleri ve hatta tarihi çalan devlet ve siyaset adamlarının tümü tarih önünde hesap verecek.

erbil.tusalp@gmail.com

 

Bizhaberiz Bağımsız Haber Portalı

BİZHABERİZ BAĞIMSIZ HABER PORTALI | Bizhaberiz.net © 2016 | Son Güncelleme : 22.01.2018 - 06:44:11 | Şu an 91 kişi online | Kullanım Koşulları