ANA SAYFABİZHABERİZREKLAM
   
HAYKO BAĞDAT: "EMEK SÖMÜRÜSÜ VAR!"
İÇERİK
BAŞLIKLAR

Can Dündar'ın sitesinden ayrılan Hayko Bağdat: "Emek sömürüsü var!"

Can Dündar'ın sitesinden ayrılan Hayko Bağdat, "Bu kadar dert içinde nolur başınız ağrımasın benim yüzümden. Ama ben, Can Dündar ile birlikte kurduğumuz Özgürüz macerasından ayrılıyorum. 10 gün önce yazdığım istifa gerekçem, sitedeki mektup serisi formunda aşağıdadır. Bana yardımcı olup metni Almanca, Alman kamuoyuyla da paylaşırsanız makbule geçer. Emeği geçen herkese sonsuz teşekkür. İzleyen herkese de öyle. Haberleşiriz..." açıklamasıyla aşağıdaki mektubu paylaştı. Biraz olsun emeği gasp edilen bir gazetecinin sesi olabilmek adına Hayko Bağdat'ın mektubunu olduğu gibi yayınlıyoruz.

"Hayko Bağdat
10 saat •
Selam Millet,
Bu kadar dert içinde nolur başınız ağrımasın benim yüzümden.
Ama ben, Can Dündar ile birlikte kurduğumuz Özgürüz macerasından ayrılıyorum. 10 gün önce yazdığım istifa gerekçem, sitedeki mektup serisi formunda aşağıdadır.
Bana yardımcı olup metni Almanca, Alman kamuoyuyla da paylaşırsanız makbule geçer. Emeği geçen herkese sonsuz teşekkür. İzleyen herkese de öyle.
Haberleşiriz...

Ulaş, Elif ve David...

Canım Kardeşim selam;
Burada her sabah İsa Mesih’ten memleketimdeki tüm insanlar için sağlık, adalet ve huzur diliyorum. Elbette senin adını özellikle geçiriyorum dualarımda. Dile kolay 27 yıllık arkadaşız neticede.

Çok fena haber. Ofisten Dersimli Ulaş büyük bir kaza atlattı. Sen 6 aydır 7/24 çalış, Kürdistan’daki ailene para göndermenin hatırına Alman patrondan it muamelesi gör, kendine et alma, sonra ofiste bayıl... Üstelik bayılırken stüdyodaki 350 ekran TV’ye tutun, yuvarlan, altında kal 350 kilonun. Öldü zannettim birden. Bir “aaaahhh” dedi önce, sonra yine bayıldı yattığı yerde. Ambulans çağırdı hemen ofis arkadaşlarımız. 10 dakika sonra geldiler. Sedyeye koydular, bir türlü ambulansa gidemiyoruz. “Sigorta evrakları nerede” diyor doktor herif. “Hastanede konuşuruz be, hadi bindirin ambulansa yoksa taksiyle götüreceğim” deyince ancak bindirdiler.
Hastaneye vardık. Aldılar, Ulaş’ı acile koydular, bizi de kapının önüne, bahçeye...
Hemen Can Abi’yi aradım. Çok üzüldü. Ofise geçti...
O sırada bizim Alman patron David gelmiş ofise. Yerlerde koca TV, TV’nin düşerken yanında götürdüğü pahalı kameralar, ışıklar, kırık bir IKEA masası...
“Alllaahımmmm” diye bağırmış David kendi dilinde. İyi Hıristiyandır, paskalyada hem Can Abi’ye hem bana misyoner misali Watsaplar attıydı, oradan biliyorum.
Ofistekiler “kimse ölmedi sakin ol” diye teskin ettiler mi bilemem ama “Alllaahımmmm” diye bağırmış David kendi dilinde. “Alllaaaaahımmm, çok pahalıydı bu aletler...
Hastanemizdeki 150. Dakikamız dolmak üzereyken hala sedyede oturuyormuş çocuk. Selam bile vermemişler. Ben acilin kapısından girmeye çalışarak tam “ya omurgası kırıldıysa ulan, bir doktor bulsanıza siktiğim hastanesinde” diye bağırırken Can Abi yetişti imdadımıza.
“Abi” dedim, “bu David denen herif aramış Margarita’yı. Çocuk nasıl diye sormadan ‘sorarlarsa freelans çalışıyor deyin. Sigortası öder masrafları zaten’ deyip kapatmış. Bu çocuk altı aydır 7/24 çalışıyor biliyorsun. Alman işçi olsa ayda 8.000 alır bu kadar mesaiye. Sigortası da üç kuruşluk dışarıdan sigorta. Belki ödemez masrafları. Üstelik hepimizin durumu bu. Bir şey sorunca da küfür kafir “fuck” diye geziniyor ortalıkta. Gidip o televizyonu kıracağım ben, demedi olmasın sonra” dedim.
“Çok haklısın” dedi Can Abi. “Anam takside bekliyor. Eve bırakayım da geleyim.”
20 Dakika sonra David mesaj atmış Margarita’ya. “Ulaş iyi mi” demiş. Ah be Can Abi ben ne diyorum, sen ne yapıyorsun. Belki dava açacak Ulaş? Belki hakkını arayacak? Niye herife tüyo veriyorsun? Sorun çıkmasa iyi olur elbet ama çıktı artık? Ulaş ölüyordu ya?
Altı saat sonra röntgen dahi çektiremeden çıktık hastaneden. “Gazeteciyim ulan ben, yazacağım” sizi diye bağırdım bahçede. Yazıyorum işte, hastanenin ad “Klinikum im Friedrichsain”. Alman Sağlık Bakanı David’in ruh eşi değilse müdahale etsin. Hani sosyal devlet falan ya buralar...
Ayrıca Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı da okusun bu yazıyı. Belki muhteşem kalemime aşık olur da kitap imzalatmaya gelir bana. Ben de ona bizim ortak kuruluş Correctiv nasıl taşeron işçi çalıştırıyor, nasıl emek sömürüyor, iş cinayeti konusunda ne kadar hassas, sigorta neden önemli falan anlatırım arada.
Ertesi gün ofisten Elif, Ulaş’ı tanıdığı bir doktora götürdü. 182 Euro ödemiş Ulaş. Allah korumuş, ölebilirmiş ama ölmemiş. Biraz et yese iyi olurmuş...
Sonra ofise geldiler. Ulaş fırsatını bulup TV’nin yanına gitti bakmaya. Kırılmışsa parasını falan isterler belki. TV, Ulaş’tan daha az hasarlıymış Allahtan. Paskalya’nın 40’ı idi kaza günü. Belki David’in insanlık için ettiği dualar korumuştur çocuğu...
Ofiste Elif, David’i çekti köşeye sonra. Dünden beri olan yabanilikleri söylememek için dudağını ısırıp “Bak David” dedi. “Ben burada tam mesai çalışıyorum. Son 2 ay bana maaş yatırmadınız. Bürokrasi falan dediniz. Daha önce de eksik yatırmıştınız. Ayrıca sadece burada çalıştığım için %30 civarı vergi çıkıyormuş bana. Herkese de böyle. Niye bizi uyarmadınız? Üstelik zaten....”
“Yeter yahu” demiş David, ağzından tükürükler saçarak. “Freelans çalışmak ne demek bilmen lazım. Üstelik 3-4 gün çalış burada, git başka yerlere de fatura kes, vergin çıkmasın. Elif, ağlayarak ofisi terk ederken göz göze geldik. Üç vakte kalmaz aradım Elif’i. “Evet Elif” dedim, “evet, sabah 9’da işe gelmedin diye iki kere kızdım sana. Ulaş daha çok çalışıyor sen gelmeyince diye kızdım. Ve evet Elif, sen başka yerde çalışamazdın, vaktin yoktu. Dava açarsan bu herife, beni şahit yaz. Can Abi iyi bir insan ama emekçiler kurda kuşa yem olurken çalışanlarının hakkını koruyamadı David’e karşı. Keşke beni dinleseydi de kırsaydık o gece Dev Ekran TV’yi... Gece Ulaş’ın evinde toplanıp gülerdik yaptığımıza. Bir kahkaha bir biftek derlerdi eskiler. İyi gelirdi çocuğun acılarına...”
Can Abi David’i aramış, durumu anlatmış sağolsun. İstifa sonrası işçi haklarını almaya çalışacakmış Elif’in. Elif’e de “keşke kapıyı çarpıp çıkmasaydın, oturup konuşur bir yol bulurduk” demiş. Güney Afrika’dan iki hafta sonra geleceği için mail ile yazabilmiş bunları Elif’e.
Elif “bu benim ‘fuck’ diye bağırandan üçüncü balgam yiyişim. Çözeydiniz ya şimdiye kadar” dedi mi bilmiyorum. Dese hakkı var çünkü.
Neticede ofiste iki kişiyiz şu anda. Ulaş ve ben. David geçenlerde “Para bitti, bağış bulmazsanız bu ay sonu işiniz biter” dediği için Ulaş mail havuzu oluşturuyor. Bağış için mail atılacakmış. Ben hem muhabirlerimiz işsiz kalmasın, iki çocukla benim gelirim kesilmesin, Ulaş ilticaya başvurup kampa gitmesin diye ekmek parası kovalıyorum, hem de Elif’in davasında vereceğim ifadenin provasını yazıyorum sana.
“Oğlum bütün bunlar olurken TV kırma arabeskliğinden başka ne yaptın yoldaşların için” diye sorsana bana? Sor ama cevabını buradan yazmayacağım. Duruşmada Elif ve başka yiğit davacılar olursa onların ifadesinde geçer mutlaka adım. Beyan esastır, onlar ne derse kabulümdür...
Kısaca kardeşim, Özgürüz hikayesi bitiyor galiba. Can Abi’den Allah razı olsun. Hanımı çocukları buraya güvenle getirmeme vesiledir. Sağa sola muhtaç olmadan mesleğimi icra ederek ekmek kazanmama vesiledir. En az 15 kişiye ekmek veren kurumun kurucusudur. David’e “yeter lan” diyemediği için ayıp etmiştir. “Biz senin gibi adamlarla mı AKP’yi devireceğiz, sen önce çalışanının canına üzül yabani” diyemediği ve bana da dedirtmediği için kabahatlidir. Benim de 1001 kabahatim vardır elbet. Can Abi isterse o da benimkileri yazar. Anacığı çok şeker bir ihtiyar ama. Ona bir Türk kahvesi yapamadım ofiste diye içimde kaldı...
Şimdi ne olacak bilmiyorum. Köln’deki Artı TV program istiyordu benden. Belki onu yaparım. Erk Acarer de burada. Çok seviyorum onu ve ailesini. Ailem de seviyor onları. Belki beraber yaparız programı. David ile kitap anlaşması imzalamadım tabi. Bu mektuplara ne numaralar ekleyip, taklalar attırıp kitap yapacağım ya, bir yayınevi bulmalıyım burada. Kimden termin istesen 15 gün sonraya gün veriyor, bakalım.
Beni de Can Abi gibi TV’lere çağırmaya başladılar. Burada da meşhur olursam iyi olur. Para kazanırsam Ulaş mülteci kampına gitmez. Elif’e de yeni iş imkanı yaratırım. Ama Ulaş gibi 9’da gelecek işe. Hem arada et yemeği yapsın evde. Ulaş’ın bir kız kardeşe ihtiyacı var. Bakamıyor kendine böyle.
Başka çok isim var kafamda meşhur olup para kazanırsam parayı paylaşacağım.

Teo çok mutlu burada. Paso park istiyor canavar. Park için direnen yoldaşlarımız el vermiş ruhuna. Aras da youtuber olacakmış. 11 yaşına gelmeden bu kadar olgunlaşması garibime gidiyor. Şımarıklık yapsa, sorun çıkarsa sevineceğim sanki. Onunla gurur duyuyorum hep. Sebepsiz yere değil ama. Belma desen ikinci balayımızı yaşıyoruz çok şükür. Belma o kadar güzel ki... Köpeğimiz Alis desen yılın şanslı köpeği seçilecek neredeyse. Topkapı Hayvan Barınağı’ndan Berlin Hayvan Hakları Şehri’ne geldi resmen. Bir kitap da onun ağzından yazsam olur yani...

Bende şimdilik havadisler böyle kardeşim.
Kendine çok dikkat et. Haftaya yine yazacağım.
Hacı anne, hacı babaya çok selam. Abilerine çok selam. Ufaklığı öp benim için.

Not: Bu mektup nerede yayınlanacak bilmiyorum. Özgürüz’de yayınlansa Can Abi ile David’in arası bozulur şimdi. Ben yine de Elif’e ve Ulaş’a gönderiyorum mektubu. Ölümlü dünya, başıma bir iş gelir, hak davasında şahitlik edemeden gideriz ahirete."

 

ERCÜMENT TUNÇALP'İN YENİ YAZISI, "BÜYÜMENİN KALİTESİ"
BÜYÜMENİN KALİTESİ
Büyümeye sadece rakamsal boyuttan bakmak çoğu zaman yanıltır. Oysa niteliğine bakmak, sürdürülebilir olup olmadığı konusunda genel bir fikir verebilir. Örneğin, mevcut büyüme yatırım harcamalarından mı, yoksa tüketim harcamalarından mı geliyor? Dış kaynağa dayalı bir büyüme mi, yoksa iç tasarruflara dayanan bir büyüme mi? Veya büyümenin sonucunda şirketlerin borcu ne oluyor, bankaların finansal sağlığı hangi yönde gelişiyor?
ATTİLA AŞUT'UN YENİ YAZISI, "SIRA 'AK-PAK PARTİSİ'NDE!"
SIRA "AK-PAK PARTİSİ"NDE!
Türkiye’de yıllar önce “AKP-AK Parti” tartışması başladığında, dönemin CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, “AKP ak değil ki AK Parti diyelim” demişti.
CHP, son dönemde tutum değiştirdi. Parti yönetimi, Anayasa değişikliğine ilişkin halkoylaması sürecinde, “AKP demeyelim, AK Parti diyelim” demeye başladı...
ORHAN AYDIN'IN YENİ YAZISI, "ADALETİNİZ BATSIN..."
ADALETİNİZ BATSIN...
Adalet diye haykıran iki gencecik yüreği ölüme yatırdınız.
Tüm dünyanın gözlerinin önünde derdest edip, kelepçeleyerek hücrelere attınız ve haklarında tek belge-veri yokken, yalanı büyütüp ‘terörist’ damgası vurarak karalamaya çalıştınız.
Oysa yalnızca işlerini geri istiyorlar.
Bugün 104. gün...
ORHAN AYDIN'IN YENİ YAZISI, "KAYBEDECEKLER..."
KAYBEDECEKLER...
Baskıyla, zulümle, yasa tanımazlıkla, kanunsuzluk ve kuralsızlıkla yeneriz, yok ederiz, köklerini kuruturuz sanıyorlar.
Oysa bizden daha iyi biliyorlar işçiye, emekçiye, üreten insanlığa örülen her duvar yıkılır.
Hak ve eşitlik ve özgürlük diye haykıranları, barış ve kardeşlik ve aşk diye birleşip saf tutanları hiçbir zalimin zulmü durduramamıştır...
HAYKO BAĞDAT: "EMEK SÖMÜRÜSÜ VAR!"
HAYKO BAĞDAT: "EMEK SÖMÜRÜSÜ VAR!"
"Bu kadar dert içinde nolur başınız ağrımasın benim yüzümden. Ama ben, Can Dündar ile birlikte kurduğumuz Özgürüz macerasından ayrılıyorum. 10 gün önce yazdığım istifa gerekçem, sitedeki mektup serisi formunda aşağıdadır. Bana yardımcı olup metni Almanca, Alman kamuoyuyla da paylaşırsanız makbule geçer. Emeği geçen herkese sonsuz teşekkür. İzleyen herkese de öyle. Haberleşiriz..."
ATTİLA AŞUT'UN YENİ YAZISI, "NÂZIM'IN ŞAPKASI"
NÂZIM'IN ŞAPKASI
BirGün yazarlarından Zafer Diper de Türkçe konusunda bencileyin titizlenen biridir. Aynı zamanda değerli bir yönetmen ve oyuncu olan arkadaşımız, hem öz Türkçeyi ödünsüz savunur hem yazım kurallarına uyulmasını ister. Zaman zaman kendi aramızda yazışır, dertleşiriz. Geçenlerde bir okurundan aldığı mektubu paylaştı benimle...
NUSRET ERTÜRK'ÜN YENİ YAZISI, "BİR YER"
BİR YER
Müdür odasında dört kişi idik. Müdüre hanım, emekli albay Ali bey, sağlıkçı Salih bey ve ben.
Güzel gülüşlü müdüre hanım, yüzüme uzun uzun baktıktan sonra, tatlı sesiyle bana:
"Sizi bir yerden tanıyorum!" dedi.
Oradakilerin anlam dolu gözleri odayı dolaştı...
"ZEYTİNLİKLERİ KORUYAMIYORUZ!"
ZEYTİNLİKLERİ KORUYAMIYORUZ!
Tarım alanlarımızın giderek daraldığı inkar edilemeyen bir gerçektir. Peki korumak için ne yapıyoruz?  Hiçbir şey...
İçinizden, " ‘Tarım alanlarını birlikte koruyalım' sloganlı Kamu Spotlarını görmüyor musun?"  diye soranlar çıkabilir. Evet, ilk gördüğümde şaşkınlıktan mesajın tam adresini öğrenemedim...
ATTİLA AŞUT'UN YAZISI, "HADİ BUNLARI DA DEĞİŞTİRSENE!"
HADİ BUNLARI DA DEĞİŞTİRSENE!
AKP Genel Başkanı RTE, 16 Nisan’daki Anayasa değişikliği ile ülkenin tek egemeni oldu. Artık bir buyrukla yapamayacağı şey yok! “Talimat verdim” dedi mi akan sular duruyor! Son günlerde bunun en çarpıcı örneğini, “Statlardaki ‘Arena’ sözü kalkacak!” dediğinde gördük.
Daha önce “Ya Allaaah bismillah!” diyerek kurdelelerini kestiği...
ORHAN AYDIN'IN YENİ YAZISI, "KÖLE PAZARI"
KÖLE PAZARI...
Televizyon yayıncılığında reklam verenle yayınlayan aynı olunca sağ ceplerinden alanlar sol ceplerine koyuyorlar.
Hem de öyle üç-beş kuruş filan değil, tomarlarla.
Alanda çalışan binlerce insan ise mutsuz.
Emeklerinin üstüne yapışan keneleri görüyor, acısını çekiyor ama bir kez olsun başlarını kaldırıp ‘yeter’ demiyorlar...
NUSRET ERTÜRK'ÜN YAZISI, "KANITLARIN YANITI"
KANITLARIN YANITI
Adnan Menderes, 1950-60 yıllarının başbakanıydı. Başa geçer geçmez ilk işi Türkçe okunan ezanı Arapçaya çevirmek oldu. Tarikatlara kucak açtı. Amerikan yardımını sermaye yaptı. Kısacası bağımsız, özgür Türkiye Cumhuriyetinin genleriyle ilk kez o dönemde oynanmaya başlandı...
ORHAN AYDIN'IN YENİ YAZISI, "4. YIL..."
4. YIL...
2013 yılı.
Mayıs ayını Haziran ayına bağlayan bir gecenin alaca aydınlığında, yıldızlar seviştiler bulutsuz bir gökyüzünde.
Düş gibiydi.
Gezi Parkı'nın bağrındaki üç-beş ağacın koca bir ülke olup ayağa kalktığı, çiçekli, kırmızı, yeşil ve bin sevinçli bir düş...
ATTİLA AŞUT'UN YAZISI, "TEK SORUN 'ARENA' MI?"
TEK SORUN "ARENA" MI?
AKP Genel Başkanı ve Türkiye'nin yeni "ulu önder"i Recep Tayyip Erdoğan (RTE), 23 Mayıs'ta gerçekleştirilen 8. Uluslararası Türk Dili Kurultayı'nda yaptığı konuşmada, spor salonları ve statlara ‘arena' denmesini ‘şık bulmadığını' belirterek şöyle dedi: "Bir özentidir gidiyor. Kendi dilimizin zenginlikleri varken, bu özentilerle adeta biraz ağır olacak ama...
NUSRET ERTÜRK'ÜN YAZISI, "EN ACISI"
EN ACISI
Neyzen Tevfik bir arkadaşına dert yanar:
"Önüme gelene sövüp sayıyorum. Ağır ağır eleştiriyorum, yeriyorum. Bana neden hiç kimse bir şey yapmıyor?"
Arkadaşının yanıtı şu olur:
"Ne yapacaklar ki?"
Neyzen:
"Yoksa, bunlar beni adam yerine mi koymuyor?"
Demek sıkıntının böylesi de varmış...
"KUVVETLER AYRILIĞI ve TÜRKİYE"
KUVVETLER AYRILIĞI VE TÜRKİYE
Kuvvetler ayrılığı veya güçler ayrılığı, devlet organları olan yasama, yürütme ve yargı güçlerinin birbirinden ayrılmış oldukları bir devlet yönetim modelidir.
Referandum sonrası milli iradeye saygı gereği tam yeni hayatımıza alışmaya başlarken, Danıştay Başkanı Sayın Zerrin Güngör'ün ağzından duyduğum bir söz ile bilgilerimi yeniden sorgulamaya karar verdim...
"CİM KARNINDA BİR NOKTA"
CİM KARNINDA BİR NOKTA
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan (bugünden sonra yalnızca "AKP Genel Başkanı"dır benim için), ABD'ye giderken, Başkan Trump'la "nokta görüşmesi" yapacağını söylemişti. Bunu söylerken kurduğu tümce, yalnız siyasal açıdan değil, Türkçe bakımından da hayli sorunluydu. Çünkü RTE'nin o sözü, hemen bütün gazetelerde ve haber...
ORHAN AYDIN'IN YAZISI, "ÇIĞLIK..."
ÇIĞLIK...
Nuriye ve Semih’in gözaltı nedenlerine önce güldüm sonra ne korkuymuş be kardeşim dedim, ne korkuymuş!
“Gezi ve Tekel benzeri bir eyleme dönüşme olasılığı var.”
Hukuksuzluğa, yasa tanımazlığa karşı çaresizleşen insanların; işlerini, aşlarını, haklarını almak için adalet taleplerini haykırmalarının ve bunun için açlığa yatmalarını engellenmenin gerekçesi!
"SES ÇIKARMAK GEREK, ÇOK SES..."
SES ÇIKARMAK GEREK, ÇOK SES...
- Bugün 16 Mayıs Salı, tam bir aydır suskunluk koca bir dağ oldu.
- Referandum milletin aklını aldı ağabey.
İktidar ne diyorsa o.
Atı aldılar Üsküdar'da işlerini hallediyorlar!
- Muhalefet "şaibeli", "sen benim cumhurbaşkanım değilsin" diyormuş...
"ALÇAKLIĞIN DERİN TARİHİ VE ONURLU DİRENİŞÇİLER"
ALÇAKLIĞIN DERİN TARİHİ VE ONURLU DİRENİŞÇİLER
Günlük bir gazetede haftada bir yazmanın kimi güçlükleri var. Türkiye’de gündem çok çabuk değişiyor. Hafta içinde yazmayı tasarladığınız konular, bakıyorsunuz hafta sonunda önemini yitirmiş oluyor. Bu durumda oturup yeni bir yazı yazmak zorunda kalıyorsunuz...
AYŞE ÖZER'İN YENİ YAZISI, "AÇ HARMANI*"
AÇ HARMANI*
Yaz saati uygulamasının kaldırılmasının Ramazan'da iftar vakti üzerine etkisini tartışıyorlardı uzmanlar. İnsanlar sadece Ramazan'da aç kalıyormuş gibi iftar çadırları kuruldu yine adının önüne demokrasi eklenen meydanlarda. Çocukluk günlerimizde bir güzel adam vardı: "açız biz, aşka, dostluğa kardeşliğe açız" diye haykıran...
"ATATÜRK'E TERS GİDENLERİN RESMİ"
ATATÜRK'E TERS GİDENLERİN RESMİ
Harf devrimi yapılmadan önce, kentlinin biri bir köye gider. Camide abdest alacak. Bakar ki, her abdestini bitiren köylü kalkıyor, poposunu iki defa sallıyor. Kentli şaşırıp kalıyor. Oradakilere, bunu nereden öğrendiklerini soruyor:
"İmam böyle söyledi!" yanıtını alıyor.
Adam iyice meraklanıyor. İmama gidiyor. İmam bir kitabı açıyor, okuyor...
"ROJAVA KÜRTLERİ DÜŞMANIMIZ DEĞİLDİR!"
ROJAVA KÜRTLERİ DÜŞMANIMIZ DEĞİLDİR!
ABD Başkanı Donald Trump, IŞİD'in başkenti Rakka'ya yönelik kara harekâtı için yerel müttefik olarak Türkiye'yi değil, Suriye sınırları içindeki Rojava Kürtlerini seçti. Trump'ın kararı Türkiye ile ABD arasında yeni bir kırılma yaratmaya aday görünüyor.
Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın talimatıyla Washington'a giden (Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar, MİT Müsteşarı Hakan Fidan ve Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın'dan...
ORHAN AYDIN'IN YENİ YAZISI, "SUS..."
SUS...
-Ölüm sessizliği nasıl bir hiçlikmiş meğer... Alabildiğine ışıksız karanlığın içinde debelenip duruyorsun.
-Kahredici, ellerin bile titriyor.
-Ne gülen ağaç dallarına, ne sevinç saçan çocuklara, ne Mayıs kedilerine, ne umut içinde çırpınan insanlara bunu hak etmediklerini anlatamıyorsun... Her şiir, her şarkı çaresiz.
Öldürülüyorsunuz işte, gündüzleriniz sağır...
ATTİLA AŞUT'UN YAZISI, "OKURDAN YAZARA, YAZARDAN OKURA…"
OKURDAN YAZARA, YAZARDAN OKURA…Bu hafta iki okur mektubuna yer veriyorum. Aynı gün gelen mektuplardan biri, yazılarımla ilgili değerlendirme içeriyor. İkinci mektupta ise Türkçenin yazım kurallarıyla ilgili kimi sorular yöneltilmiş. Mektupların altına yanıtlarımı da ekledim.
ERCÜMENT TUNÇALP'İN YAZISI, "TURİST İSTEMİYOR MUYUZ?"
TURİST İSTEMİYOR MUYUZ?
Antalya İl Emniyet Müdürlüğü'nün "Antalya'da çevreyi rahatsız edecek şekilde ve açıkta alkol içilmesi Valilik kararı ile yasaklandı" duyurusu tartışmalara neden oldu.
Bir görüşe göre zaten kanunda var, diğer bir görüşe göre de 2010'dan beri uygulanıyor ve yeni bir şey değil...
NUSRET ERTÜRK'ÜN YENİ YAZISI, "YÜCELİĞE YÜKSELİŞİN YOLU"
YÜCELİĞE YÜKSELİŞİN YOLU
Söyleşinin konusu kitap okumadır. İçlerinden biri demiş ki,
"Falan yazar okurunu ikiye katladı!"
Dinleyenlerin ağzı açık kalmış. Sormadan edememişler:
"Nasıl oldu bu iş?"
"Evlendi!"
Bu durumun her evlenen yazar için geçerli olmadığını, Nazlı Eray'ı dinleyince öğrenmiştim...
"ANKARA’DA HÂKİMLER YOKMUŞ!"
ANKARA’DA HÂKİMLER YOKMUŞ!
12 EYLÜL DARBE DAVASI TİYATROSUNDA PERDE KAPANDI
12 Eylül 1980 tarihli faşist darbe için açılan dava, mahkeme tarafından kapatıldı. Türkiye, darbecilerinden hesap soramayan ülke olarak tarihe geçti.
Türkiye’nin darbeler tarihinde 12 Eylül darbesi, emperyalizmin başkentinde “Bizim çocuklar başardı” diye sevinçle karşılanan, işbirlikçi yerli...
ÇGD'NİN DÜNYA BASIN ÖZGÜRLÜĞÜ GÜNÜ MESAJI
ÇGD: BASINI ÖZGÜR OLAMAYAN BİR ÜLKENİN, NE BUGÜNÜ NE DE GELECEĞİ ÖZGÜRDÜR!
Çağdaş Gazeteciler Derneği 3 Mayıs Dünya Basın Özgürlüğü nedeniyleyazılı bir açıklama yaptı. ÇG'nin açıklamasında, Türkiye'de koşulların gittikçe gerilediği vurgulandı ve basını özgür olmayan bir ülkenin, ne bugününün ne de geleceğinin özgür olamayacağına dikkat çekildi.
SAİM TOKAÇOĞLU'NUN YAZISI, "İÇERİDEKİ MESLEKTAŞLARIMA"
İÇERİDEKİ MESLEKTAŞLARIMA
Kim ne derse desin, şu satırları yazdığım an itibariyle Türkiye cezaevlerinde 154 gazeteci var! Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan'ın cezaevlerindeki gazetecileri "terörist, katil, soyguncu ve çocuk istismarcısı" olarak nitelemesinin ardından basın meslek örgütlerinden tepkiler yükseldi. Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC), Türkiye Gazeteciler Sendikası, DİSK Basın - İş ve Çağdaş Gazeteciler Derneği (ÇGD)...
ORHAN AYDIN'IN YENİ YAZISI, "UMUT..."
UMUT...
-Kapanacak bütün kapılar. Oh ne güzel, sen rahat ben rahat. Kimseler koca ülkede ne olup bitiyor bilemeyecek.
-Kolay mı ağabey?
-Kolay tabi. Hem duyunca ne oluyor ki, iki bağırtı çağırtı sonrası dürülüyor ses çıkaranların defterleri. Bak AGİT gözlemcilerine, ‘PKK' damgası vuruldu, heyetin işi bitti!
-Yok, o komik biraz, kimse inanmadı...
 
1 - 2 - 3 - 4 - 5 - 6 - 7 - 8 - 9 - 10
 8 :
 

Bizhaberiz Bağımsız Haber Portalı

BİZHABERİZ BAĞIMSIZ HABER PORTALI | Bizhaberiz.net © 2016 | Son Güncelleme : 22.06.2017 - 11:39:56 | Şu an 72 kişi online | Kullanım Koşulları