ANA SAYFABİZHABERİZREKLAM
   
HAYKO BAĞDAT: "EMEK SÖMÜRÜSÜ VAR!"
İÇERİK
BAŞLIKLAR

Can Dündar'ın sitesinden ayrılan Hayko Bağdat: "Emek sömürüsü var!"

Can Dündar'ın sitesinden ayrılan Hayko Bağdat, "Bu kadar dert içinde nolur başınız ağrımasın benim yüzümden. Ama ben, Can Dündar ile birlikte kurduğumuz Özgürüz macerasından ayrılıyorum. 10 gün önce yazdığım istifa gerekçem, sitedeki mektup serisi formunda aşağıdadır. Bana yardımcı olup metni Almanca, Alman kamuoyuyla da paylaşırsanız makbule geçer. Emeği geçen herkese sonsuz teşekkür. İzleyen herkese de öyle. Haberleşiriz..." açıklamasıyla aşağıdaki mektubu paylaştı. Biraz olsun emeği gasp edilen bir gazetecinin sesi olabilmek adına Hayko Bağdat'ın mektubunu olduğu gibi yayınlıyoruz.

"Hayko Bağdat
10 saat •
Selam Millet,
Bu kadar dert içinde nolur başınız ağrımasın benim yüzümden.
Ama ben, Can Dündar ile birlikte kurduğumuz Özgürüz macerasından ayrılıyorum. 10 gün önce yazdığım istifa gerekçem, sitedeki mektup serisi formunda aşağıdadır.
Bana yardımcı olup metni Almanca, Alman kamuoyuyla da paylaşırsanız makbule geçer. Emeği geçen herkese sonsuz teşekkür. İzleyen herkese de öyle.
Haberleşiriz...

Ulaş, Elif ve David...

Canım Kardeşim selam;
Burada her sabah İsa Mesih’ten memleketimdeki tüm insanlar için sağlık, adalet ve huzur diliyorum. Elbette senin adını özellikle geçiriyorum dualarımda. Dile kolay 27 yıllık arkadaşız neticede.

Çok fena haber. Ofisten Dersimli Ulaş büyük bir kaza atlattı. Sen 6 aydır 7/24 çalış, Kürdistan’daki ailene para göndermenin hatırına Alman patrondan it muamelesi gör, kendine et alma, sonra ofiste bayıl... Üstelik bayılırken stüdyodaki 350 ekran TV’ye tutun, yuvarlan, altında kal 350 kilonun. Öldü zannettim birden. Bir “aaaahhh” dedi önce, sonra yine bayıldı yattığı yerde. Ambulans çağırdı hemen ofis arkadaşlarımız. 10 dakika sonra geldiler. Sedyeye koydular, bir türlü ambulansa gidemiyoruz. “Sigorta evrakları nerede” diyor doktor herif. “Hastanede konuşuruz be, hadi bindirin ambulansa yoksa taksiyle götüreceğim” deyince ancak bindirdiler.
Hastaneye vardık. Aldılar, Ulaş’ı acile koydular, bizi de kapının önüne, bahçeye...
Hemen Can Abi’yi aradım. Çok üzüldü. Ofise geçti...
O sırada bizim Alman patron David gelmiş ofise. Yerlerde koca TV, TV’nin düşerken yanında götürdüğü pahalı kameralar, ışıklar, kırık bir IKEA masası...
“Alllaahımmmm” diye bağırmış David kendi dilinde. İyi Hıristiyandır, paskalyada hem Can Abi’ye hem bana misyoner misali Watsaplar attıydı, oradan biliyorum.
Ofistekiler “kimse ölmedi sakin ol” diye teskin ettiler mi bilemem ama “Alllaahımmmm” diye bağırmış David kendi dilinde. “Alllaaaaahımmm, çok pahalıydı bu aletler...
Hastanemizdeki 150. Dakikamız dolmak üzereyken hala sedyede oturuyormuş çocuk. Selam bile vermemişler. Ben acilin kapısından girmeye çalışarak tam “ya omurgası kırıldıysa ulan, bir doktor bulsanıza siktiğim hastanesinde” diye bağırırken Can Abi yetişti imdadımıza.
“Abi” dedim, “bu David denen herif aramış Margarita’yı. Çocuk nasıl diye sormadan ‘sorarlarsa freelans çalışıyor deyin. Sigortası öder masrafları zaten’ deyip kapatmış. Bu çocuk altı aydır 7/24 çalışıyor biliyorsun. Alman işçi olsa ayda 8.000 alır bu kadar mesaiye. Sigortası da üç kuruşluk dışarıdan sigorta. Belki ödemez masrafları. Üstelik hepimizin durumu bu. Bir şey sorunca da küfür kafir “fuck” diye geziniyor ortalıkta. Gidip o televizyonu kıracağım ben, demedi olmasın sonra” dedim.
“Çok haklısın” dedi Can Abi. “Anam takside bekliyor. Eve bırakayım da geleyim.”
20 Dakika sonra David mesaj atmış Margarita’ya. “Ulaş iyi mi” demiş. Ah be Can Abi ben ne diyorum, sen ne yapıyorsun. Belki dava açacak Ulaş? Belki hakkını arayacak? Niye herife tüyo veriyorsun? Sorun çıkmasa iyi olur elbet ama çıktı artık? Ulaş ölüyordu ya?
Altı saat sonra röntgen dahi çektiremeden çıktık hastaneden. “Gazeteciyim ulan ben, yazacağım” sizi diye bağırdım bahçede. Yazıyorum işte, hastanenin ad “Klinikum im Friedrichsain”. Alman Sağlık Bakanı David’in ruh eşi değilse müdahale etsin. Hani sosyal devlet falan ya buralar...
Ayrıca Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı da okusun bu yazıyı. Belki muhteşem kalemime aşık olur da kitap imzalatmaya gelir bana. Ben de ona bizim ortak kuruluş Correctiv nasıl taşeron işçi çalıştırıyor, nasıl emek sömürüyor, iş cinayeti konusunda ne kadar hassas, sigorta neden önemli falan anlatırım arada.
Ertesi gün ofisten Elif, Ulaş’ı tanıdığı bir doktora götürdü. 182 Euro ödemiş Ulaş. Allah korumuş, ölebilirmiş ama ölmemiş. Biraz et yese iyi olurmuş...
Sonra ofise geldiler. Ulaş fırsatını bulup TV’nin yanına gitti bakmaya. Kırılmışsa parasını falan isterler belki. TV, Ulaş’tan daha az hasarlıymış Allahtan. Paskalya’nın 40’ı idi kaza günü. Belki David’in insanlık için ettiği dualar korumuştur çocuğu...
Ofiste Elif, David’i çekti köşeye sonra. Dünden beri olan yabanilikleri söylememek için dudağını ısırıp “Bak David” dedi. “Ben burada tam mesai çalışıyorum. Son 2 ay bana maaş yatırmadınız. Bürokrasi falan dediniz. Daha önce de eksik yatırmıştınız. Ayrıca sadece burada çalıştığım için %30 civarı vergi çıkıyormuş bana. Herkese de böyle. Niye bizi uyarmadınız? Üstelik zaten....”
“Yeter yahu” demiş David, ağzından tükürükler saçarak. “Freelans çalışmak ne demek bilmen lazım. Üstelik 3-4 gün çalış burada, git başka yerlere de fatura kes, vergin çıkmasın. Elif, ağlayarak ofisi terk ederken göz göze geldik. Üç vakte kalmaz aradım Elif’i. “Evet Elif” dedim, “evet, sabah 9’da işe gelmedin diye iki kere kızdım sana. Ulaş daha çok çalışıyor sen gelmeyince diye kızdım. Ve evet Elif, sen başka yerde çalışamazdın, vaktin yoktu. Dava açarsan bu herife, beni şahit yaz. Can Abi iyi bir insan ama emekçiler kurda kuşa yem olurken çalışanlarının hakkını koruyamadı David’e karşı. Keşke beni dinleseydi de kırsaydık o gece Dev Ekran TV’yi... Gece Ulaş’ın evinde toplanıp gülerdik yaptığımıza. Bir kahkaha bir biftek derlerdi eskiler. İyi gelirdi çocuğun acılarına...”
Can Abi David’i aramış, durumu anlatmış sağolsun. İstifa sonrası işçi haklarını almaya çalışacakmış Elif’in. Elif’e de “keşke kapıyı çarpıp çıkmasaydın, oturup konuşur bir yol bulurduk” demiş. Güney Afrika’dan iki hafta sonra geleceği için mail ile yazabilmiş bunları Elif’e.
Elif “bu benim ‘fuck’ diye bağırandan üçüncü balgam yiyişim. Çözeydiniz ya şimdiye kadar” dedi mi bilmiyorum. Dese hakkı var çünkü.
Neticede ofiste iki kişiyiz şu anda. Ulaş ve ben. David geçenlerde “Para bitti, bağış bulmazsanız bu ay sonu işiniz biter” dediği için Ulaş mail havuzu oluşturuyor. Bağış için mail atılacakmış. Ben hem muhabirlerimiz işsiz kalmasın, iki çocukla benim gelirim kesilmesin, Ulaş ilticaya başvurup kampa gitmesin diye ekmek parası kovalıyorum, hem de Elif’in davasında vereceğim ifadenin provasını yazıyorum sana.
“Oğlum bütün bunlar olurken TV kırma arabeskliğinden başka ne yaptın yoldaşların için” diye sorsana bana? Sor ama cevabını buradan yazmayacağım. Duruşmada Elif ve başka yiğit davacılar olursa onların ifadesinde geçer mutlaka adım. Beyan esastır, onlar ne derse kabulümdür...
Kısaca kardeşim, Özgürüz hikayesi bitiyor galiba. Can Abi’den Allah razı olsun. Hanımı çocukları buraya güvenle getirmeme vesiledir. Sağa sola muhtaç olmadan mesleğimi icra ederek ekmek kazanmama vesiledir. En az 15 kişiye ekmek veren kurumun kurucusudur. David’e “yeter lan” diyemediği için ayıp etmiştir. “Biz senin gibi adamlarla mı AKP’yi devireceğiz, sen önce çalışanının canına üzül yabani” diyemediği ve bana da dedirtmediği için kabahatlidir. Benim de 1001 kabahatim vardır elbet. Can Abi isterse o da benimkileri yazar. Anacığı çok şeker bir ihtiyar ama. Ona bir Türk kahvesi yapamadım ofiste diye içimde kaldı...
Şimdi ne olacak bilmiyorum. Köln’deki Artı TV program istiyordu benden. Belki onu yaparım. Erk Acarer de burada. Çok seviyorum onu ve ailesini. Ailem de seviyor onları. Belki beraber yaparız programı. David ile kitap anlaşması imzalamadım tabi. Bu mektuplara ne numaralar ekleyip, taklalar attırıp kitap yapacağım ya, bir yayınevi bulmalıyım burada. Kimden termin istesen 15 gün sonraya gün veriyor, bakalım.
Beni de Can Abi gibi TV’lere çağırmaya başladılar. Burada da meşhur olursam iyi olur. Para kazanırsam Ulaş mülteci kampına gitmez. Elif’e de yeni iş imkanı yaratırım. Ama Ulaş gibi 9’da gelecek işe. Hem arada et yemeği yapsın evde. Ulaş’ın bir kız kardeşe ihtiyacı var. Bakamıyor kendine böyle.
Başka çok isim var kafamda meşhur olup para kazanırsam parayı paylaşacağım.

Teo çok mutlu burada. Paso park istiyor canavar. Park için direnen yoldaşlarımız el vermiş ruhuna. Aras da youtuber olacakmış. 11 yaşına gelmeden bu kadar olgunlaşması garibime gidiyor. Şımarıklık yapsa, sorun çıkarsa sevineceğim sanki. Onunla gurur duyuyorum hep. Sebepsiz yere değil ama. Belma desen ikinci balayımızı yaşıyoruz çok şükür. Belma o kadar güzel ki... Köpeğimiz Alis desen yılın şanslı köpeği seçilecek neredeyse. Topkapı Hayvan Barınağı’ndan Berlin Hayvan Hakları Şehri’ne geldi resmen. Bir kitap da onun ağzından yazsam olur yani...

Bende şimdilik havadisler böyle kardeşim.
Kendine çok dikkat et. Haftaya yine yazacağım.
Hacı anne, hacı babaya çok selam. Abilerine çok selam. Ufaklığı öp benim için.

Not: Bu mektup nerede yayınlanacak bilmiyorum. Özgürüz’de yayınlansa Can Abi ile David’in arası bozulur şimdi. Ben yine de Elif’e ve Ulaş’a gönderiyorum mektubu. Ölümlü dünya, başıma bir iş gelir, hak davasında şahitlik edemeden gideriz ahirete."

 

"ADALARDA YAPILAŞMANIN SINIRI YOK MU?"
ADALARDA YAPILAŞMANIN SINIRI YOK MU?
‘Sadece Adalar mı?' dediğinizi duyar gibiyim. Olur mu, bu konuları yeterince yazdık ve zaten karada iş işten geçtiği için de o defteri çoktan kapattık.
Kentsel dönüşümün ranta dönüştürüldüğü zaten genel kabul gördü. Hatta iktidar partisi yöneticileri itiraf da ettiler. Ana muhalefet partisi de sözde mücadele ediyormuş gibi yaparak, kendi belediyeleri vasıtasıyla buna örtülü destek verdi...
ATTİLA AŞUT'UN YENİ YAZISI, "UZUNCA BİR ARADAN SONRA"
UZUNCA BİR ARADAN SONRA
24 Temmuz günlü yazımızda, "Kısa bir ara" diyerek okurlarımızdan izin istemiştik. İzne çıkarken, aranın bu denli uzayacağını hiç düşünmemiştim. Nasıl oldu ben de anlamadım; günler su gibi aktı ve bir de baktım ki, göz açıp kapayıncaya dek dört koca ayı geride bırakmışız!
"Adalet Yürüyüşü"nün yorgunluğu, ardından iç ve dış geziler, çeşitli etkinlikler, kitap ve yazı çalışmaları...
"DELİLSİZ HÜKÜMLERLE ASILANLAR"
DELİLSİZ HÜKÜMLERLE ASILANLAR
Türkiye'de idam cezası bin ylın başında kaldırıldı ama ne ki, ne zaman burjuva siyaseti çıkmaza girse, siyaset bezirgânları ağız dalaşına girip birbirlerine idam ipi armağan ederler.
2010 Anayasa değişikliği referandumunu açış kampanyasında 12 Eylül faşistlerinin idam ettikleri Erdal Eren ile Mustafa Pehlivanoğlu'nun son mektuplarını kürsüden okurken hem ağlayan hem ağlatan Recep Tayyip Erdoğan...
ORHAN AYDIN'IN YENİ YAZISI, "ÇETELEMECE"
ÇETELEMECE
-Ne gerekiyorsa yaptılar. Önce Amerika’daki  mahkeme savcısını “fetöcü” ilan edip hakkında dava açtılar, sonra adı geçen üç bakana yurtdışı yasağı getirdiler, ardından Reza’nın mal varlığına el koydular, arada adı bilinmedik 17 insanı tutukladılar, bütün bunlar yetmedi KHK ile Reza Zarrab ve 17/25 Aralık için yargılama yapılmasının önünü kapadılar. Bu arada Zarrab’ın eşinin mal varlıklarına el konmadı...
NUSRET ERTÜRK'ÜN YENİ YAZISI, "BİR YERİ DEĞERLİ KILAN"
BİR YERİ DEĞERLİ KILAN
Milas Örenli birine sormuşlar:
"Milas'ın nesi ünlüdür?"
Milaslı saymış saymış. En sonunda:
"Bütün bunlardan önemlisi Milas'ın şairi ünlüdür" demiş.
O şair, yaz aylarını Milas'ta geçiren Melih Cevdet Anday'mış.
Bir yeri değerli kılan, oranın yetiştirdiği düşün, sanat bilim insanlarıdır...
"DUVARIN DİBİNDESİNİZ KALDIRIN ELLERİNİZİ"
DUVARIN DİBİNDESİNİZ KALDIRIN ELLERİNİZİ
-Kapana kısıldılar.
-Kapan ki ne kapan. Öyle yalnız ayaklara değil, tüm vücuda çelik çiviler saplandı.
-Bin yıldır tapındıkları efendilerinin nasıl bir namussuzluk olduğunu bilemediler!
-Çok zavallıca, bazen akıl kıtlıklarına acıyorum...
ERCÜMENT TUNÇALP, "NEDEN SOSYAL MEDYA HESABIM YOK?"
NEDEN SOSYAL MEDYA HESABIM YOK?
Çok sık muhatap olduğum bir soruya cevabımdır. Meramım kendi özel durumumu anlatmak değil, benimle aynı tercihi paylaşan bir kesime dikkat çekmek içindir.
Facebook, Twitter, LinkedIn, Instagram, WhatsApp ve diğerlerinde yokum!
Neden mi?
Vaktim yok...
NUSRET ERTÜRK'ÜN YENİ YAZISI, "YAŞAMDAN DAMLALAR -10"
YAŞAMDAN DAMLALAR -10
KRAL ÖĞÜTLERİ
M.Ö. bin yıllarında bir Çin kralı "Krallara Öğütler" adıyla yazdığı kitapta şu görüşlere yer vermiş:
"İnsanları bilgisiz bırakınız" diyor. "İki küp ele alın. Biri dolu, biri boş olsun. Dolu küp işinize yaramaz. Oysa,boş küpe istediğinizi doldurabilirsiniz. İnsanlar da böyledir. Boş insanları kullanabilirsiniz."
ORHAN AYDIN'IN YENİ YAZISI, "LÂĞIM ÇUKURU"
LÂĞIM ÇUKURU
-Düzeltemezsin ağabey, istediğin kadar bağır çağır düzeltemezsin, adamlar yaptıkları iş sayesinde para alıyorlar para, öyle basit rakamlar filan değil, çaplarına göre bayağı para alıyorlar. Türk lirası da değil, dolar.
-Ruhlarını, şereflerini satmışlar diyorsun yani.
-Elbette, düşünsene gözünün önünde bir yalan kurgulanacak sen onu allayacaksın pullayacaksın...
"HIZLANDIRILMIŞ ZABİT EĞİTİM REFORMU"
HIZLANDIRILMIŞ ZABİT EĞİTİM REFORMU
Eski bir zabit olarak, Dünya Lideri Başkomutan Recep Tayyip Erdoğan'ın son mucizesi karşısında hem gurur ve mutluluk duydum hem de mahcup oldum! Öyle bir gurur öyle bir mutluluk öyle bir mahcubiyet ki, kaç gün oldu, hâlâ kendime gelemedim!
Ne gururu ne mutluluğu ne mahcubiyeti mi? Okumaya dinlemeye vaktiniz sabrınız varsa anlatayım efendim...
RAHMİ YILDIRIM'IN YAZISI, "FAHİŞELER VE GAZETECİLER"
FAHİŞELER VE GAZETECİLER
Gazetecilik meslek örgütlerinin etik bildirgelerinde medyanın dördüncü kuvvet olduğu, yani yasama yürütme ve yargıdan oluşan devlet gücünü denetlemek ve uyarmakla yükümlü olduğu vurgulanır. Buna göre gazeteci de "halkın gözü kulağı dili" olarak gerçekleri yazmakla, topluma ayna tutmakla yükümlü kılınır.
 bu şekilde kutsansa da, medya tarihi gazeteciliğin pek de masum olmadığını gösteriyor...
ORHAN AYDIN'IN YENİ YAZISI, "BU FİLM İŞ YAPMAZ BATAR"
BU FİLM İŞ YAPMAZ BATAR
-Dünyanın bütün ülkelerinde utanç raporları yayımlanıyor. Birincilik insan, doğa-çevre ve hayvan hakları ihlallerinde.
-Bizde de birkaç rapor yayınladı ağabey, kimsenin umurunda değil. TMMOB, İnsan Hakları Derneği ve İnsan Hakları Vakfı'nın raporlarına düşman gözüyle bakılıyor. Oysa yer-gün-saat belirtilerek, olayların detayları ve tanıklıklara varana kadar her şey belgeli.
NUSRET ERTÜRK'ÜN YENİ YAZISI, "YAŞAMDAN DAMLALAR -9"
YAŞAMDAN DAMLALAR -9
KENDİ SÖZÜMÜZÜ BAZEN DUYMUYORUZ
Aydınlılar İzmir'e gelince birbirlerine şöyle dermiş:
"Gari İzmir'e geldik. Gari demeyelim, gari!''
Buna benzer tatlı sözlerle, yazılarla karşılaşıyorum. Öğrencilerimin kimileri bir anı kalıntısıyla selam iletiyor:
"Hocam, bana kitap okuma sevgisini siz verdiniz. Bir de, biz size 'hocam' deyince, siz 'ben öğretmenim' derdiniz hocam!''...
ERCÜMANT TUNÇALP'İN YAZISI, "DÜNYADAKİ CENNET KÜBA"
DÜNYADAKİ CENNET KÜBA
Dünyanın birçok köşesine seyahat etmiş bir kişi olarak benim ‘cennet' tanımıma uyan birinci ülke Küba'dır.
Bu seyahatin üzerinden 15 sene geçmesine rağmen neden aklıma şimdi düştüğüne gelince; kirlenen, bozulan dünyayı ve ülkemizdeki hızlı betonlaşmayı gördükçe hâlâ kendisini koruyabilen Küba'yı anmamak elde değildi...
"ATATÜRKÇÜ TAYYİP'TEN MARKSİST TAYYİP'E!"
"ATATÜRKÇÜ TAYYİP'TEN MARKSİST TAYYİP'E!"
Ne gülere kaldık ey gazi hünkâr? Olmaz denilen oldu, AKP Reisi Atatürk açılımı da yaptı.
Atatürk'ün koltuğunda oturan AKP Reisi'nin "Atatürk'ü, söylemi Marksist ruhu faşist marjinallere, amorf CHP'ye bırakmayacağız" demesi yandaşlarını nasıl da şaşkına çevirdi. Sadece yandaşları değil taş fırın Atatürkçüler de aynı şaşkınlık içindeler...
ORHAN AYDIN'IN YENİ YAZISI, "YIKACAKLAR!"
YIKACAKLAR!
İstanbul’da Taksim’in orta yerindeki tescilli ‘kültürel varlık’ olan Atatürk Kültür Merkezi’nden söz ediyorum.
Gecenin köründe veya bir alaca karanlıkta dalacaklar iş makineleriyle ve yerle bir edecekler.
Oyuncular susacak, yazarlar, yönetmenler, solistler baletler, balerinler, dansçılar, müzisyenler, tasarımcılar, teknisyenler ve sahne işçileri susacaklar...
RAHMİ YILDIRIM'IN YAZISI, "DEVRİMLERİN DEVRİMİ"
DEVRİMLERİN DEVRİMİ
İnsanlık tarihindeki en büyük devrim, 7 Kasım 1917 (Jülyen takvimine göre 25 Ekim) günü Rusya'da gerçekleşti. En büyük devrimin 100'üncü yıl dönümüdür, anısı önünde saygıyla eğilme ve yeniden ayağa kalkma vaktidir!!!
Anlık yerel girişimler dışında üretim araçlarının mülkiyeti tarihte ilk kez 1917 Ekim Devrimi ile emekçi sınıfların eline geçti. Ekim Devrimi, dünyanın 6'da 1'inde geçmişin sömürülen...
NUSRET ERTÜRK'ÜN YENİ YAZISI,"YAŞAMDAN DAMLALAR -8"
YAŞAMDAN DAMLALAR -8
 
UZAKLIĞIN SAĞLADIĞI SAĞLIK
Adamın biri, eşiyle olan sorunlarını çözmek içim doktora gider. Doktor, adamdan her gün on kilometre yürümesini ister.
"Bunu dene. Bir ay sonra beni ara" der.
Adam, bir ay sonra doktoru arar. Doktor, durumun nasıl olduğunu sorar...
ORHAN AYDIN'IN YENİ YAZISI, "KİM SUÇLU... SEN Mİ?"
KİM SUÇLU... SEN Mİ?
-Bu ülkede hırsıza hırsız demek suç. Ortada yargı kararı var.
-Nasıl yani?
-Nasıl yanisi filan yok. Basbayağı yargı kararı var. Adam Amerika’da cezaevinde, mahkemesi sürüyor, tüm dünya basınında “hırsızlığı” yetmedi “dolandırıcılığı”  manşet ama sen bu ülkende ona “hırsız” diyemiyorsun. Hâkimler basıyor cezayı.
-Sapığa “sapık” da diyemiyorsun...
AYŞE ÖZER'İN YAZISI, "ORGANİK AYDIN, TURFANDA VEKİL"
ORGANİK AYDIN, TURFANDA VEKİL
Kimyager olan Primo Levi, "Periyodik Tablo-Hayatta Kalma Öyküleri" isimli kitabında elementler üzerinden kendi hayatta kalma öykülerini anlatır. Yaşamın anahtar elementi karbona geldiğinde sıra, bir karbon atomunun seyrini izler ve şöyle der: "Fotosentezin mekanizmasını ve karbonun rolünü çözdüğümüzde dünyayı açlıktan kurtarabiliriz". Aşk ve devrim dahil her şey, kimyadan ibarettir.
"ENFLASYON, KUR ve FAİZ İLİŞKİSİ"
ENFLASYON, KUR ve FAİZ İLİŞKİSİ
Zaman zaman sorumlu makamların danışman kadrolarından, "borçlanmanın kur, enflasyon ve faize etkisinin sınırlı olacağı" şeklinde görüş ifade edildiğini duyuyoruz. Elbette buna şaşırmamak elde değildir.
Bir ülkede borçlanma artıyor ise faiz oranları yükselmeye başlar. Zira yurt içinde faydalanacağınız fon hacmi bir anda başka türlü artamaz...
ORHAN AYDIN'IN YENİ YAZISI, "ÖRGÜTLENMİŞ CESARET"
ÖRGÜTLENMİŞ CESARET
Sanki Cumhuriyet bitirilmemiş; tüm zenginlikleri talan edilmemiş; eğitim sistemi, yargısı, parlamentosu, kurumları ele geçirilmemiş gibi, bütün yıl susuluyor, birden ne oluyorsa oluyor 29 Ekim’de “Bizim bir Cumhuriyetimiz vardı.” denerek ortaya çıkılıyor.
Coşku köpürüyor.
Meydanlarda şarkılar, türküler söyleniyor, yürüyüşler yapılıyor, nutuklar çekiliyor...
NUSRET ERTÜRK'ÜN yeni YAZISI, "YAŞAMDAN DAMLALAR -7"
YAŞAMDAN DAMLALAR -7
OSMAN BEYİN MAL VARLIĞI
Osmanlı Devleti'ni kuran Osman beyin mal varlığını merak etmez misiniz? İşte tüm mal varlığı:
"Bir çift çizme, bir kaşıklık, bir tuzluk. Bir at zırhı, bir sade kılıç, bir kargı, bir yay, bir ağaç tesbih, yedi yemek tası, dokuz kırmızı renkli sancak, dokuz at, misafirler için bir sürü koyun."
"DÖN YÜZÜNÜ GÜNEŞE KARDEŞİM"
DÖN YÜZÜNÜ GÜNEŞE KARDEŞİM
Ülke İ. Melih'e kilitlenmiş başka bir şey görmüyor.
Vapurda eli çantalı iki ihtiyar gevrek gevrek konuşuyorlar.
-Kolay yem değil adam, kim bilir ne belgeler, bilgiler var elinde.
-Kaç yıldır başkan seçtiriyor kendini, paraysa para, kariyerse kariyer, karizmaysa  karizma, siyasetse siyaset...
"BARZANİ REFERANDUMU: BAĞIMSIZLIK RÜYASINDAN KÂBUSA!"
BARZANİ REFERANDUMU: BAĞIMSIZLIK RÜYASINDAN KÂBUSA!
Kürdistan Demokrat Partisi KDP lideri Mesut Barzani'nin "bağımsızlık" referandumu Kürtler için kâbusa dönüştü. Referandumun bağımsız devlet özlemini derinleştirmesi ve bir üst aşamaya yükseltmesi, Bağdat ve ilgili diğer başkentlerle müzakerelerde Mesut Barzani'nin elini güçlendirmesi beklenirken tam tersi oluyor...
NUSRET ERTÜRK'ÜN YENİ YAZISI, "YAŞAMDAN DAMLALAR -6"
YAŞAMDAN DAMLALAR -6
 
EĞRETİ EĞİTİM
"Eğreti" sözcüğünün en kısa tanımı "geçici" demektir.
"Eğreti Gelinler", Şükran Kozalı'nın bende derin izler bırakan anı romandır. "Eğreti gelin", Cumhuriyet öncesi bazı Ege illerinde yoksul, güzel kızların zengin çocukları için evlenme deneme aracıymış...
"İKİNCİ İSTİKLAL HARBİ’NİN BAŞKOMUTANI ERDOĞAN!"
İKİNCİ İSTİKLAL HARBİ’NİN BAŞKOMUTANI TAYYİP ERDOĞAN!
Oksimoron sözcüğü günlük dilde sıkça kullanılıyor ama henüz Türkçe karşılığı yok. Birbiriyle çelişen veya tamamen karşıt iki kavram veya olgunun birlikte anılmasına oksimoron deniyor. Örneğin, yoksul milyarder, demokrat faşist, özgürlükçü diktatör, ateist imam, dindar Marks...
ORHAN AYDIN'IN YENİ YAZISI, "SIBYAN"
SIBYAN
Daha anne-baba demeyi, yürümeyi, yemek yemeyi yeni öğrenmiş, pabuçlarını bile ters giyen, kalem-kâğıt tutmayı beceremeyen 4-5 yaşındaki; tüm masumiyeti ve yalınlığıyla korumasız çocuklara "kuran eğitimi" adıyla yobazlık öğretiliyor.
Adı Sıbyan Mektebi...
ERCÜMENT TUNÇALP'İN YENİ YAZISI, "FINDIK ÜRETİCİSİ SAHİPSİZ!"
FINDIK ÜRETİCİSİ SAHİPSİZ!
Bu durum yeni de değildir. Yıllardır yazıyoruz, bu ülkenin dünya lideri olduğu bu üründe herhangi bir stratejisi yoktur. Oysa 14 ilde yoğun olmak üzere yaklaşık 30 ilde fındık üretilmektedir. Bu işten geçimini sağlayan nüfus yaklaşık 3 milyondur. Senelik ihracat tutarının ise 3 milyar dolara (2015) ulaştığı yıllar yaşanmıştır.
NUSRET ERTÜRK'ÜN YENİ YAZISI, "YAŞAMDAN DAMLALAR -5"
YAŞAMDAN DAMLALAR -5HAVA PARASI
İffet hanım, ileri yaşa gelince Kocaali Öğretmenler Sitesi'ndeki tek katlı evini satıp Sinop'a taşındı. Evi alan, evin ikinci katını çıktı. İffet hanım bunu duyunca:
"İkinci katı yapacağını bilseydim, evi o fiyata satmazdım!" demiş.
Bunu ancak bir Karadenizli düşünebilir. 22.09.2017
 
1 - 2 - 3 - 4 - 5 - 6 - 7 - 8 - 9 - 10
 8 :
 

Bizhaberiz Bağımsız Haber Portalı

BİZHABERİZ BAĞIMSIZ HABER PORTALI | Bizhaberiz.net © 2016 | Son Güncelleme : 16.12.2017 - 08:10:20 | Şu an 123 kişi online | Kullanım Koşulları