ANA SAYFABİZHABERİZREKLAM
   
HAYKO BAĞDAT: "EMEK SÖMÜRÜSÜ VAR!"
İÇERİK
BAŞLIKLAR

Can Dündar'ın sitesinden ayrılan Hayko Bağdat: "Emek sömürüsü var!"

Can Dündar'ın sitesinden ayrılan Hayko Bağdat, "Bu kadar dert içinde nolur başınız ağrımasın benim yüzümden. Ama ben, Can Dündar ile birlikte kurduğumuz Özgürüz macerasından ayrılıyorum. 10 gün önce yazdığım istifa gerekçem, sitedeki mektup serisi formunda aşağıdadır. Bana yardımcı olup metni Almanca, Alman kamuoyuyla da paylaşırsanız makbule geçer. Emeği geçen herkese sonsuz teşekkür. İzleyen herkese de öyle. Haberleşiriz..." açıklamasıyla aşağıdaki mektubu paylaştı. Biraz olsun emeği gasp edilen bir gazetecinin sesi olabilmek adına Hayko Bağdat'ın mektubunu olduğu gibi yayınlıyoruz.

"Hayko Bağdat
10 saat •
Selam Millet,
Bu kadar dert içinde nolur başınız ağrımasın benim yüzümden.
Ama ben, Can Dündar ile birlikte kurduğumuz Özgürüz macerasından ayrılıyorum. 10 gün önce yazdığım istifa gerekçem, sitedeki mektup serisi formunda aşağıdadır.
Bana yardımcı olup metni Almanca, Alman kamuoyuyla da paylaşırsanız makbule geçer. Emeği geçen herkese sonsuz teşekkür. İzleyen herkese de öyle.
Haberleşiriz...

Ulaş, Elif ve David...

Canım Kardeşim selam;
Burada her sabah İsa Mesih’ten memleketimdeki tüm insanlar için sağlık, adalet ve huzur diliyorum. Elbette senin adını özellikle geçiriyorum dualarımda. Dile kolay 27 yıllık arkadaşız neticede.

Çok fena haber. Ofisten Dersimli Ulaş büyük bir kaza atlattı. Sen 6 aydır 7/24 çalış, Kürdistan’daki ailene para göndermenin hatırına Alman patrondan it muamelesi gör, kendine et alma, sonra ofiste bayıl... Üstelik bayılırken stüdyodaki 350 ekran TV’ye tutun, yuvarlan, altında kal 350 kilonun. Öldü zannettim birden. Bir “aaaahhh” dedi önce, sonra yine bayıldı yattığı yerde. Ambulans çağırdı hemen ofis arkadaşlarımız. 10 dakika sonra geldiler. Sedyeye koydular, bir türlü ambulansa gidemiyoruz. “Sigorta evrakları nerede” diyor doktor herif. “Hastanede konuşuruz be, hadi bindirin ambulansa yoksa taksiyle götüreceğim” deyince ancak bindirdiler.
Hastaneye vardık. Aldılar, Ulaş’ı acile koydular, bizi de kapının önüne, bahçeye...
Hemen Can Abi’yi aradım. Çok üzüldü. Ofise geçti...
O sırada bizim Alman patron David gelmiş ofise. Yerlerde koca TV, TV’nin düşerken yanında götürdüğü pahalı kameralar, ışıklar, kırık bir IKEA masası...
“Alllaahımmmm” diye bağırmış David kendi dilinde. İyi Hıristiyandır, paskalyada hem Can Abi’ye hem bana misyoner misali Watsaplar attıydı, oradan biliyorum.
Ofistekiler “kimse ölmedi sakin ol” diye teskin ettiler mi bilemem ama “Alllaahımmmm” diye bağırmış David kendi dilinde. “Alllaaaaahımmm, çok pahalıydı bu aletler...
Hastanemizdeki 150. Dakikamız dolmak üzereyken hala sedyede oturuyormuş çocuk. Selam bile vermemişler. Ben acilin kapısından girmeye çalışarak tam “ya omurgası kırıldıysa ulan, bir doktor bulsanıza siktiğim hastanesinde” diye bağırırken Can Abi yetişti imdadımıza.
“Abi” dedim, “bu David denen herif aramış Margarita’yı. Çocuk nasıl diye sormadan ‘sorarlarsa freelans çalışıyor deyin. Sigortası öder masrafları zaten’ deyip kapatmış. Bu çocuk altı aydır 7/24 çalışıyor biliyorsun. Alman işçi olsa ayda 8.000 alır bu kadar mesaiye. Sigortası da üç kuruşluk dışarıdan sigorta. Belki ödemez masrafları. Üstelik hepimizin durumu bu. Bir şey sorunca da küfür kafir “fuck” diye geziniyor ortalıkta. Gidip o televizyonu kıracağım ben, demedi olmasın sonra” dedim.
“Çok haklısın” dedi Can Abi. “Anam takside bekliyor. Eve bırakayım da geleyim.”
20 Dakika sonra David mesaj atmış Margarita’ya. “Ulaş iyi mi” demiş. Ah be Can Abi ben ne diyorum, sen ne yapıyorsun. Belki dava açacak Ulaş? Belki hakkını arayacak? Niye herife tüyo veriyorsun? Sorun çıkmasa iyi olur elbet ama çıktı artık? Ulaş ölüyordu ya?
Altı saat sonra röntgen dahi çektiremeden çıktık hastaneden. “Gazeteciyim ulan ben, yazacağım” sizi diye bağırdım bahçede. Yazıyorum işte, hastanenin ad “Klinikum im Friedrichsain”. Alman Sağlık Bakanı David’in ruh eşi değilse müdahale etsin. Hani sosyal devlet falan ya buralar...
Ayrıca Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı da okusun bu yazıyı. Belki muhteşem kalemime aşık olur da kitap imzalatmaya gelir bana. Ben de ona bizim ortak kuruluş Correctiv nasıl taşeron işçi çalıştırıyor, nasıl emek sömürüyor, iş cinayeti konusunda ne kadar hassas, sigorta neden önemli falan anlatırım arada.
Ertesi gün ofisten Elif, Ulaş’ı tanıdığı bir doktora götürdü. 182 Euro ödemiş Ulaş. Allah korumuş, ölebilirmiş ama ölmemiş. Biraz et yese iyi olurmuş...
Sonra ofise geldiler. Ulaş fırsatını bulup TV’nin yanına gitti bakmaya. Kırılmışsa parasını falan isterler belki. TV, Ulaş’tan daha az hasarlıymış Allahtan. Paskalya’nın 40’ı idi kaza günü. Belki David’in insanlık için ettiği dualar korumuştur çocuğu...
Ofiste Elif, David’i çekti köşeye sonra. Dünden beri olan yabanilikleri söylememek için dudağını ısırıp “Bak David” dedi. “Ben burada tam mesai çalışıyorum. Son 2 ay bana maaş yatırmadınız. Bürokrasi falan dediniz. Daha önce de eksik yatırmıştınız. Ayrıca sadece burada çalıştığım için %30 civarı vergi çıkıyormuş bana. Herkese de böyle. Niye bizi uyarmadınız? Üstelik zaten....”
“Yeter yahu” demiş David, ağzından tükürükler saçarak. “Freelans çalışmak ne demek bilmen lazım. Üstelik 3-4 gün çalış burada, git başka yerlere de fatura kes, vergin çıkmasın. Elif, ağlayarak ofisi terk ederken göz göze geldik. Üç vakte kalmaz aradım Elif’i. “Evet Elif” dedim, “evet, sabah 9’da işe gelmedin diye iki kere kızdım sana. Ulaş daha çok çalışıyor sen gelmeyince diye kızdım. Ve evet Elif, sen başka yerde çalışamazdın, vaktin yoktu. Dava açarsan bu herife, beni şahit yaz. Can Abi iyi bir insan ama emekçiler kurda kuşa yem olurken çalışanlarının hakkını koruyamadı David’e karşı. Keşke beni dinleseydi de kırsaydık o gece Dev Ekran TV’yi... Gece Ulaş’ın evinde toplanıp gülerdik yaptığımıza. Bir kahkaha bir biftek derlerdi eskiler. İyi gelirdi çocuğun acılarına...”
Can Abi David’i aramış, durumu anlatmış sağolsun. İstifa sonrası işçi haklarını almaya çalışacakmış Elif’in. Elif’e de “keşke kapıyı çarpıp çıkmasaydın, oturup konuşur bir yol bulurduk” demiş. Güney Afrika’dan iki hafta sonra geleceği için mail ile yazabilmiş bunları Elif’e.
Elif “bu benim ‘fuck’ diye bağırandan üçüncü balgam yiyişim. Çözeydiniz ya şimdiye kadar” dedi mi bilmiyorum. Dese hakkı var çünkü.
Neticede ofiste iki kişiyiz şu anda. Ulaş ve ben. David geçenlerde “Para bitti, bağış bulmazsanız bu ay sonu işiniz biter” dediği için Ulaş mail havuzu oluşturuyor. Bağış için mail atılacakmış. Ben hem muhabirlerimiz işsiz kalmasın, iki çocukla benim gelirim kesilmesin, Ulaş ilticaya başvurup kampa gitmesin diye ekmek parası kovalıyorum, hem de Elif’in davasında vereceğim ifadenin provasını yazıyorum sana.
“Oğlum bütün bunlar olurken TV kırma arabeskliğinden başka ne yaptın yoldaşların için” diye sorsana bana? Sor ama cevabını buradan yazmayacağım. Duruşmada Elif ve başka yiğit davacılar olursa onların ifadesinde geçer mutlaka adım. Beyan esastır, onlar ne derse kabulümdür...
Kısaca kardeşim, Özgürüz hikayesi bitiyor galiba. Can Abi’den Allah razı olsun. Hanımı çocukları buraya güvenle getirmeme vesiledir. Sağa sola muhtaç olmadan mesleğimi icra ederek ekmek kazanmama vesiledir. En az 15 kişiye ekmek veren kurumun kurucusudur. David’e “yeter lan” diyemediği için ayıp etmiştir. “Biz senin gibi adamlarla mı AKP’yi devireceğiz, sen önce çalışanının canına üzül yabani” diyemediği ve bana da dedirtmediği için kabahatlidir. Benim de 1001 kabahatim vardır elbet. Can Abi isterse o da benimkileri yazar. Anacığı çok şeker bir ihtiyar ama. Ona bir Türk kahvesi yapamadım ofiste diye içimde kaldı...
Şimdi ne olacak bilmiyorum. Köln’deki Artı TV program istiyordu benden. Belki onu yaparım. Erk Acarer de burada. Çok seviyorum onu ve ailesini. Ailem de seviyor onları. Belki beraber yaparız programı. David ile kitap anlaşması imzalamadım tabi. Bu mektuplara ne numaralar ekleyip, taklalar attırıp kitap yapacağım ya, bir yayınevi bulmalıyım burada. Kimden termin istesen 15 gün sonraya gün veriyor, bakalım.
Beni de Can Abi gibi TV’lere çağırmaya başladılar. Burada da meşhur olursam iyi olur. Para kazanırsam Ulaş mülteci kampına gitmez. Elif’e de yeni iş imkanı yaratırım. Ama Ulaş gibi 9’da gelecek işe. Hem arada et yemeği yapsın evde. Ulaş’ın bir kız kardeşe ihtiyacı var. Bakamıyor kendine böyle.
Başka çok isim var kafamda meşhur olup para kazanırsam parayı paylaşacağım.

Teo çok mutlu burada. Paso park istiyor canavar. Park için direnen yoldaşlarımız el vermiş ruhuna. Aras da youtuber olacakmış. 11 yaşına gelmeden bu kadar olgunlaşması garibime gidiyor. Şımarıklık yapsa, sorun çıkarsa sevineceğim sanki. Onunla gurur duyuyorum hep. Sebepsiz yere değil ama. Belma desen ikinci balayımızı yaşıyoruz çok şükür. Belma o kadar güzel ki... Köpeğimiz Alis desen yılın şanslı köpeği seçilecek neredeyse. Topkapı Hayvan Barınağı’ndan Berlin Hayvan Hakları Şehri’ne geldi resmen. Bir kitap da onun ağzından yazsam olur yani...

Bende şimdilik havadisler böyle kardeşim.
Kendine çok dikkat et. Haftaya yine yazacağım.
Hacı anne, hacı babaya çok selam. Abilerine çok selam. Ufaklığı öp benim için.

Not: Bu mektup nerede yayınlanacak bilmiyorum. Özgürüz’de yayınlansa Can Abi ile David’in arası bozulur şimdi. Ben yine de Elif’e ve Ulaş’a gönderiyorum mektubu. Ölümlü dünya, başıma bir iş gelir, hak davasında şahitlik edemeden gideriz ahirete."

 

ORHAN AYDIN'IN YENİ YAZISI, "27 MART..."
27 MART...
Dünya acılar çekiyor kardeşler.
Erdem ve vicdan yittikçe; savaşlar, katliamlar ve doğa talanları emperyalist yağmacıların ve istilacıların iştahını kabartıyor.
Bugün dört kıtanın dördünde de insanlık mutsuz.
Her gün acılar içinde kıvranarak milyonlarca gözyaşı dökülen dünya, yaşanır olmaktan çıkartılıyor...
"EDİTÖRLÜK NEDEN ÖNEMLİDİR?"
EDİTÖRLÜK NEDEN ÖNEMLİDİR?
Gazetelerde, televizyonlarda bizler okur ve izleyici olarak hep imza sahiplerini ve "ekran yüzleri"ni görür, onları tanırız. Oysa basın-yayın organlarında çalışan yüzlerce "adsız kahraman" vardır. Onlar görünmez emekleriyle yayınlara biçim verir, nitelik kazandırırlar. Gazetelerin yayın yönetmenlerini, yazı işleri kadrosunu, editörleri, düzeltmenleri ve teknik ekibi bu bağlamda sayabiliriz.
"GIDA TERÖRÜNDEN NASIL KORUNACAĞIZ?"
GIDA TERÖRÜNDEN NASIL KORUNACAĞIZ?
Yıllardır yazıyorum; ambalajında "% 100 Doğal" yazan birçok ürün "% 1 bile doğal değildir" diye. Sebep çok basit ve kolay anlaşılırdır.
"Doğal"ın anlamı; "Doğanın kendi düzeni içinde oluşan, yapay olarak hazırlanmamış olan" demektir.
Hal böyleyken;
. "Oda sıcaklığında 6 ay bozulmayan süt doğal olamaz"...
"BÜYÜKLERİN BÜYÜK GÖRÜŞLERİ"
BÜYÜKLERİN BÜYÜK GÖRÜŞLERİ
"Müzeyi görmek iyi/Müzelik olmak fena"
Nâzım Hikmet
"Müzeden hoşlanmam/Mezarlıkta işim olamaz"
Fazıl Hüsnü Dağlarca
ATTİLA AŞUT'UN YENİ YAZISI, "ATMA KARDEŞİM!"
ATMA KARDEŞİM!
Son zamanlarda moda oldu; yalnızca gençler değil, koca koca adamlar, hatta öğretim üyeleri, sunucular, bir konuda örnek vermek istediklerinde “Atıyorum!” diye başlıyorlar söze…
Neden gizleyeyim, çok bozuluyorum böyle konuşanlara!
“Atmak” sözcüğünün dilimizde türlü anlamları var:
İmza atılır, tarih atılır.
Kaleye gol atılır...
ORHAN AYDIN'IN YENİ YAZISI, "DAYAN RÜSVA ETME BENİ"
DAYAN RÜSVA ETME BENİ
- Bütün dengelerle oynandı ağabey, sistemin tüm ayarları yerle bir edildi, yenisini de kuramıyorlar, sıkıştıkça kuduruyorlar. Ekonomik denge diye bir şey hiç kalmadı.
Huzursuzlar. Dışarıdaki bataklıktan öyle kolay kolay çıkamayacaklarını da biliyorlar.
- Hiç gitmeyeceklermiş gibi bağırıp çağırıp ülkenin geleceği ile ilgili talan politikalarını halka yutturmaya çalışıyorlar ya işte o çok komik...
ORHAN AYDIN'IN YENİ YAZISI, "BAZI ŞEYLER"
BAZI ŞEYLER
-2018 geçtiğimiz yılı aratacak deniyor. Son kararnameler ile ülkenin canı daha çok yanacak deniyor. İç savaş koşullarına hızla itelendik deniyor. Tüm hazırlıklarını tamamladılar sesini çıkaranların başları ezilecek deniyor.
-Ağzı olan konuşuyor.
-Baksanıza duruma. Kestirip attılar...
ATTİLA AŞUT YAZDI, "KANTARIN TOPUZU YOK, TOPU VAR!"
KANTARIN TOPUZU YOK, TOPU VAR!
Kaç kez yazdık, söyledik:
Atasözleri ve deyimler "kalıp sözler"dir, değiştirilemez!
Hatta sözcük sırası, yani sözdizimleri bile bozulamaz!
Gelin görün ki, her alanda olduğu gibi dil konusunda da keyfilik diz boyu!
"Ben yaptım oldu!" anlayışı egemen...
"İÇ SAVAŞ FERMANINA KARŞI DİRENME HAKKI"
İÇ SAVAŞ FERMANINA KARŞI DİRENME HAKKI
Hatırlayalım, 2011 Haziran seçimi öncesinde AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan diyordu ki, "Bazı kitaplar bombadan daha tehlikelidir".
Aynı yıl Erdoğan'ın taklacı İçişleri Bakanı da "bilimsel ve psikolojik terör" suçundan söz ediyordu; "Üniversitede, partide, dernekte, sivil toplum kuruluşunda, düşünce üretim...
NUSRET ERTÜRK'ÜN YENİ YAZISI, "ALGININ BİLGİYLE İLGİSİ"
ALGININ BİLGİYLE İLGİSİ
Erzurumlu bir dedeye sormuşlar:
"Küresel ısınma hakkında ne düşünüyorsunuz?"
Dedenin yanıtı şöyle olmuş:
"Valla gardaş, sobanın yerini heç bişe tutmir!"
"KÜRESEL ENDEKSLER NEDEN ÖNEMLİDİR?"
KÜRESEL ENDEKSLER NEDEN ÖNEMLİDİR?
Türkiye, 857 milyar dolar GSYH'sı ile dünyanın 17. büyük ekonomisidir. 2016 yılı milli gelirimiz olan bu rakamı nufusumuza bölünce de (857 milyar dolar / 79.8 milyon kişi= 10.740 $ ) başka bir tablo ile karşılaşıyoruz. Zira kişibaşı gelirdeki yerimiz 66. sıradır...
ORHAN AYDIN'IN YENİ YAZISI, "MİLYARLARCA GÖZYAŞI"
MİLYARLARCA GÖZYAŞI
Kırk yaşlarında, kara yağız bir arkadaş, yanına oturuyorum, radyoda Zeki Müren "ellerim böyle boş boş mu kalacaktı, gözümde hep böyle yaş yaş mı olacaktı..." diyor.
- Nereye gidiyoruz ağabey?
- Rıhtım caddesi 21 numara, Nâzım Hikmet Kültür Merkezi...
ATTİLA AŞUT'UN YENİ YAZISI, "SÖZCÜKLER DE ÖZEN İSTER"
SÖZCÜKLER DE ÖZEN İSTERGÜNERİ USTA NE DİYOR BU HUSUSTA?
Güneri Cıvaoğlu, yılların gazetecisi. Şimdilerde Milliyet gazetesinde köşeyazısı yazıyor. Ayrıca pazar sabahları CNN Türk'te "Şeffaf Oda" adlı bir televizyon izlencesi sunuyor. Geçenlerde üç değerli müzisyen (Fazıl Say, Ece Dağıstan ve Güvenç Dağüstün) konuklarıydı...
"KADER DEDİĞİN ALNINDA YAZMAZ"
KADER DEDİĞİN ALNINDA YAZMAZ
-Bayram mı ilan ettiler?
-Anlamadım.
-17/25 Aralık bayram mı ilan edildi?
-Olabilir yapabilirler, ellerini tutan mı var. 15 Temmuz gününü de bayram ilan edebilirler...
"TAYYİP ERDOĞAN'IN FİLİSTİN ŞOVU"
TAYYİP ERDOĞAN'IN FİLİSTİN ŞOVU
Ortadoğu'nun vahası Filistin tarih boyunca barış ve huzur görmedi. Üç büyük dinin merkezi olması da Filistin'i barışa, refaha kavuşturmadı. Tersine, Yahudiler, Hıristiyanlar ve Müslümanlar için "vazgeçilmeyecek kutsal topraklar" olması, Filistin'de daha fazla kan ve gözyaşı akmasına yol açtı...
NUSRET ERTÜRK'ÜN YENİ YAZISI, "BÜYÜKLERİN KARNE NOTU"
BÜYÜKLERİN KARNE NOTU
Şair Ataol Behramoğlu, ortaokul öğrencilerine sormuş:
"Büyüklerimiz çocuklara layık mı?"
Yanıt:
"Değiller. Çünkü, işleri, güçleri savaş, kavga, çekişme."
Büyüklerin sınıf geçip geçmediklerine siz karar veriniz...
"DELİLSİZ HÜKÜMLERLE ASILANLAR"
DELİLSİZ HÜKÜMLERLE ASILANLAR
Türkiye'de idam cezası bin ylın başında kaldırıldı ama ne ki, ne zaman burjuva siyaseti çıkmaza girse, siyaset bezirgânları ağız dalaşına girip birbirlerine idam ipi armağan ederler.
2010 Anayasa değişikliği referandumunu açış kampanyasında 12 Eylül faşistlerinin idam ettikleri Erdal Eren ile Mustafa Pehlivanoğlu'nun son mektuplarını kürsüden okurken hem ağlayan hem ağlatan Recep Tayyip Erdoğan...
"ADALARDA YAPILAŞMANIN SINIRI YOK MU?"
ADALARDA YAPILAŞMANIN SINIRI YOK MU?
‘Sadece Adalar mı?' dediğinizi duyar gibiyim. Olur mu, bu konuları yeterince yazdık ve zaten karada iş işten geçtiği için de o defteri çoktan kapattık.
Kentsel dönüşümün ranta dönüştürüldüğü zaten genel kabul gördü. Hatta iktidar partisi yöneticileri itiraf da ettiler. Ana muhalefet partisi de sözde mücadele ediyormuş gibi yaparak, kendi belediyeleri vasıtasıyla buna örtülü destek verdi...
ATTİLA AŞUT'UN YENİ YAZISI, "UZUNCA BİR ARADAN SONRA"
UZUNCA BİR ARADAN SONRA
24 Temmuz günlü yazımızda, "Kısa bir ara" diyerek okurlarımızdan izin istemiştik. İzne çıkarken, aranın bu denli uzayacağını hiç düşünmemiştim. Nasıl oldu ben de anlamadım; günler su gibi aktı ve bir de baktım ki, göz açıp kapayıncaya dek dört koca ayı geride bırakmışız!
"Adalet Yürüyüşü"nün yorgunluğu, ardından iç ve dış geziler, çeşitli etkinlikler, kitap ve yazı çalışmaları...
ORHAN AYDIN'IN YENİ YAZISI, "ÇETELEMECE"
ÇETELEMECE
-Ne gerekiyorsa yaptılar. Önce Amerika’daki  mahkeme savcısını “fetöcü” ilan edip hakkında dava açtılar, sonra adı geçen üç bakana yurtdışı yasağı getirdiler, ardından Reza’nın mal varlığına el koydular, arada adı bilinmedik 17 insanı tutukladılar, bütün bunlar yetmedi KHK ile Reza Zarrab ve 17/25 Aralık için yargılama yapılmasının önünü kapadılar. Bu arada Zarrab’ın eşinin mal varlıklarına el konmadı...
NUSRET ERTÜRK'ÜN YENİ YAZISI, "BİR YERİ DEĞERLİ KILAN"
BİR YERİ DEĞERLİ KILAN
Milas Örenli birine sormuşlar:
"Milas'ın nesi ünlüdür?"
Milaslı saymış saymış. En sonunda:
"Bütün bunlardan önemlisi Milas'ın şairi ünlüdür" demiş.
O şair, yaz aylarını Milas'ta geçiren Melih Cevdet Anday'mış.
Bir yeri değerli kılan, oranın yetiştirdiği düşün, sanat bilim insanlarıdır...
"DUVARIN DİBİNDESİNİZ KALDIRIN ELLERİNİZİ"
DUVARIN DİBİNDESİNİZ KALDIRIN ELLERİNİZİ
-Kapana kısıldılar.
-Kapan ki ne kapan. Öyle yalnız ayaklara değil, tüm vücuda çelik çiviler saplandı.
-Bin yıldır tapındıkları efendilerinin nasıl bir namussuzluk olduğunu bilemediler!
-Çok zavallıca, bazen akıl kıtlıklarına acıyorum...
ERCÜMENT TUNÇALP, "NEDEN SOSYAL MEDYA HESABIM YOK?"
NEDEN SOSYAL MEDYA HESABIM YOK?
Çok sık muhatap olduğum bir soruya cevabımdır. Meramım kendi özel durumumu anlatmak değil, benimle aynı tercihi paylaşan bir kesime dikkat çekmek içindir.
Facebook, Twitter, LinkedIn, Instagram, WhatsApp ve diğerlerinde yokum!
Neden mi?
Vaktim yok...
NUSRET ERTÜRK'ÜN YENİ YAZISI, "YAŞAMDAN DAMLALAR -10"
YAŞAMDAN DAMLALAR -10
KRAL ÖĞÜTLERİ
M.Ö. bin yıllarında bir Çin kralı "Krallara Öğütler" adıyla yazdığı kitapta şu görüşlere yer vermiş:
"İnsanları bilgisiz bırakınız" diyor. "İki küp ele alın. Biri dolu, biri boş olsun. Dolu küp işinize yaramaz. Oysa,boş küpe istediğinizi doldurabilirsiniz. İnsanlar da böyledir. Boş insanları kullanabilirsiniz."
ORHAN AYDIN'IN YENİ YAZISI, "LÂĞIM ÇUKURU"
LÂĞIM ÇUKURU
-Düzeltemezsin ağabey, istediğin kadar bağır çağır düzeltemezsin, adamlar yaptıkları iş sayesinde para alıyorlar para, öyle basit rakamlar filan değil, çaplarına göre bayağı para alıyorlar. Türk lirası da değil, dolar.
-Ruhlarını, şereflerini satmışlar diyorsun yani.
-Elbette, düşünsene gözünün önünde bir yalan kurgulanacak sen onu allayacaksın pullayacaksın...
"HIZLANDIRILMIŞ ZABİT EĞİTİM REFORMU"
HIZLANDIRILMIŞ ZABİT EĞİTİM REFORMU
Eski bir zabit olarak, Dünya Lideri Başkomutan Recep Tayyip Erdoğan'ın son mucizesi karşısında hem gurur ve mutluluk duydum hem de mahcup oldum! Öyle bir gurur öyle bir mutluluk öyle bir mahcubiyet ki, kaç gün oldu, hâlâ kendime gelemedim!
Ne gururu ne mutluluğu ne mahcubiyeti mi? Okumaya dinlemeye vaktiniz sabrınız varsa anlatayım efendim...
RAHMİ YILDIRIM'IN YAZISI, "FAHİŞELER VE GAZETECİLER"
FAHİŞELER VE GAZETECİLER
Gazetecilik meslek örgütlerinin etik bildirgelerinde medyanın dördüncü kuvvet olduğu, yani yasama yürütme ve yargıdan oluşan devlet gücünü denetlemek ve uyarmakla yükümlü olduğu vurgulanır. Buna göre gazeteci de "halkın gözü kulağı dili" olarak gerçekleri yazmakla, topluma ayna tutmakla yükümlü kılınır.
 bu şekilde kutsansa da, medya tarihi gazeteciliğin pek de masum olmadığını gösteriyor...
ORHAN AYDIN'IN YENİ YAZISI, "BU FİLM İŞ YAPMAZ BATAR"
BU FİLM İŞ YAPMAZ BATAR
-Dünyanın bütün ülkelerinde utanç raporları yayımlanıyor. Birincilik insan, doğa-çevre ve hayvan hakları ihlallerinde.
-Bizde de birkaç rapor yayınladı ağabey, kimsenin umurunda değil. TMMOB, İnsan Hakları Derneği ve İnsan Hakları Vakfı'nın raporlarına düşman gözüyle bakılıyor. Oysa yer-gün-saat belirtilerek, olayların detayları ve tanıklıklara varana kadar her şey belgeli.
NUSRET ERTÜRK'ÜN YENİ YAZISI, "YAŞAMDAN DAMLALAR -9"
YAŞAMDAN DAMLALAR -9
KENDİ SÖZÜMÜZÜ BAZEN DUYMUYORUZ
Aydınlılar İzmir'e gelince birbirlerine şöyle dermiş:
"Gari İzmir'e geldik. Gari demeyelim, gari!''
Buna benzer tatlı sözlerle, yazılarla karşılaşıyorum. Öğrencilerimin kimileri bir anı kalıntısıyla selam iletiyor:
"Hocam, bana kitap okuma sevgisini siz verdiniz. Bir de, biz size 'hocam' deyince, siz 'ben öğretmenim' derdiniz hocam!''...
ERCÜMANT TUNÇALP'İN YAZISI, "DÜNYADAKİ CENNET KÜBA"
DÜNYADAKİ CENNET KÜBA
Dünyanın birçok köşesine seyahat etmiş bir kişi olarak benim ‘cennet' tanımıma uyan birinci ülke Küba'dır.
Bu seyahatin üzerinden 15 sene geçmesine rağmen neden aklıma şimdi düştüğüne gelince; kirlenen, bozulan dünyayı ve ülkemizdeki hızlı betonlaşmayı gördükçe hâlâ kendisini koruyabilen Küba'yı anmamak elde değildi...
9 7 
1 - 2 - 3 - 4 - 5 - 6 - 7 - 8 - 9 - 10
 8 :
 

Bizhaberiz Bağımsız Haber Portalı

BİZHABERİZ BAĞIMSIZ HABER PORTALI | Bizhaberiz.net © 2016 | Son Güncelleme : 22.05.2018 - 08:56:59 | Şu an 78 kişi online | Kullanım Koşulları