ANA SAYFABİZHABERİZREKLAM
   
HAYKO BAĞDAT: "EMEK SÖMÜRÜSÜ VAR!"
İÇERİK
BAŞLIKLAR

Can Dündar'ın sitesinden ayrılan Hayko Bağdat: "Emek sömürüsü var!"

Can Dündar'ın sitesinden ayrılan Hayko Bağdat, "Bu kadar dert içinde nolur başınız ağrımasın benim yüzümden. Ama ben, Can Dündar ile birlikte kurduğumuz Özgürüz macerasından ayrılıyorum. 10 gün önce yazdığım istifa gerekçem, sitedeki mektup serisi formunda aşağıdadır. Bana yardımcı olup metni Almanca, Alman kamuoyuyla da paylaşırsanız makbule geçer. Emeği geçen herkese sonsuz teşekkür. İzleyen herkese de öyle. Haberleşiriz..." açıklamasıyla aşağıdaki mektubu paylaştı. Biraz olsun emeği gasp edilen bir gazetecinin sesi olabilmek adına Hayko Bağdat'ın mektubunu olduğu gibi yayınlıyoruz.

"Hayko Bağdat
10 saat •
Selam Millet,
Bu kadar dert içinde nolur başınız ağrımasın benim yüzümden.
Ama ben, Can Dündar ile birlikte kurduğumuz Özgürüz macerasından ayrılıyorum. 10 gün önce yazdığım istifa gerekçem, sitedeki mektup serisi formunda aşağıdadır.
Bana yardımcı olup metni Almanca, Alman kamuoyuyla da paylaşırsanız makbule geçer. Emeği geçen herkese sonsuz teşekkür. İzleyen herkese de öyle.
Haberleşiriz...

Ulaş, Elif ve David...

Canım Kardeşim selam;
Burada her sabah İsa Mesih’ten memleketimdeki tüm insanlar için sağlık, adalet ve huzur diliyorum. Elbette senin adını özellikle geçiriyorum dualarımda. Dile kolay 27 yıllık arkadaşız neticede.

Çok fena haber. Ofisten Dersimli Ulaş büyük bir kaza atlattı. Sen 6 aydır 7/24 çalış, Kürdistan’daki ailene para göndermenin hatırına Alman patrondan it muamelesi gör, kendine et alma, sonra ofiste bayıl... Üstelik bayılırken stüdyodaki 350 ekran TV’ye tutun, yuvarlan, altında kal 350 kilonun. Öldü zannettim birden. Bir “aaaahhh” dedi önce, sonra yine bayıldı yattığı yerde. Ambulans çağırdı hemen ofis arkadaşlarımız. 10 dakika sonra geldiler. Sedyeye koydular, bir türlü ambulansa gidemiyoruz. “Sigorta evrakları nerede” diyor doktor herif. “Hastanede konuşuruz be, hadi bindirin ambulansa yoksa taksiyle götüreceğim” deyince ancak bindirdiler.
Hastaneye vardık. Aldılar, Ulaş’ı acile koydular, bizi de kapının önüne, bahçeye...
Hemen Can Abi’yi aradım. Çok üzüldü. Ofise geçti...
O sırada bizim Alman patron David gelmiş ofise. Yerlerde koca TV, TV’nin düşerken yanında götürdüğü pahalı kameralar, ışıklar, kırık bir IKEA masası...
“Alllaahımmmm” diye bağırmış David kendi dilinde. İyi Hıristiyandır, paskalyada hem Can Abi’ye hem bana misyoner misali Watsaplar attıydı, oradan biliyorum.
Ofistekiler “kimse ölmedi sakin ol” diye teskin ettiler mi bilemem ama “Alllaahımmmm” diye bağırmış David kendi dilinde. “Alllaaaaahımmm, çok pahalıydı bu aletler...
Hastanemizdeki 150. Dakikamız dolmak üzereyken hala sedyede oturuyormuş çocuk. Selam bile vermemişler. Ben acilin kapısından girmeye çalışarak tam “ya omurgası kırıldıysa ulan, bir doktor bulsanıza siktiğim hastanesinde” diye bağırırken Can Abi yetişti imdadımıza.
“Abi” dedim, “bu David denen herif aramış Margarita’yı. Çocuk nasıl diye sormadan ‘sorarlarsa freelans çalışıyor deyin. Sigortası öder masrafları zaten’ deyip kapatmış. Bu çocuk altı aydır 7/24 çalışıyor biliyorsun. Alman işçi olsa ayda 8.000 alır bu kadar mesaiye. Sigortası da üç kuruşluk dışarıdan sigorta. Belki ödemez masrafları. Üstelik hepimizin durumu bu. Bir şey sorunca da küfür kafir “fuck” diye geziniyor ortalıkta. Gidip o televizyonu kıracağım ben, demedi olmasın sonra” dedim.
“Çok haklısın” dedi Can Abi. “Anam takside bekliyor. Eve bırakayım da geleyim.”
20 Dakika sonra David mesaj atmış Margarita’ya. “Ulaş iyi mi” demiş. Ah be Can Abi ben ne diyorum, sen ne yapıyorsun. Belki dava açacak Ulaş? Belki hakkını arayacak? Niye herife tüyo veriyorsun? Sorun çıkmasa iyi olur elbet ama çıktı artık? Ulaş ölüyordu ya?
Altı saat sonra röntgen dahi çektiremeden çıktık hastaneden. “Gazeteciyim ulan ben, yazacağım” sizi diye bağırdım bahçede. Yazıyorum işte, hastanenin ad “Klinikum im Friedrichsain”. Alman Sağlık Bakanı David’in ruh eşi değilse müdahale etsin. Hani sosyal devlet falan ya buralar...
Ayrıca Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı da okusun bu yazıyı. Belki muhteşem kalemime aşık olur da kitap imzalatmaya gelir bana. Ben de ona bizim ortak kuruluş Correctiv nasıl taşeron işçi çalıştırıyor, nasıl emek sömürüyor, iş cinayeti konusunda ne kadar hassas, sigorta neden önemli falan anlatırım arada.
Ertesi gün ofisten Elif, Ulaş’ı tanıdığı bir doktora götürdü. 182 Euro ödemiş Ulaş. Allah korumuş, ölebilirmiş ama ölmemiş. Biraz et yese iyi olurmuş...
Sonra ofise geldiler. Ulaş fırsatını bulup TV’nin yanına gitti bakmaya. Kırılmışsa parasını falan isterler belki. TV, Ulaş’tan daha az hasarlıymış Allahtan. Paskalya’nın 40’ı idi kaza günü. Belki David’in insanlık için ettiği dualar korumuştur çocuğu...
Ofiste Elif, David’i çekti köşeye sonra. Dünden beri olan yabanilikleri söylememek için dudağını ısırıp “Bak David” dedi. “Ben burada tam mesai çalışıyorum. Son 2 ay bana maaş yatırmadınız. Bürokrasi falan dediniz. Daha önce de eksik yatırmıştınız. Ayrıca sadece burada çalıştığım için %30 civarı vergi çıkıyormuş bana. Herkese de böyle. Niye bizi uyarmadınız? Üstelik zaten....”
“Yeter yahu” demiş David, ağzından tükürükler saçarak. “Freelans çalışmak ne demek bilmen lazım. Üstelik 3-4 gün çalış burada, git başka yerlere de fatura kes, vergin çıkmasın. Elif, ağlayarak ofisi terk ederken göz göze geldik. Üç vakte kalmaz aradım Elif’i. “Evet Elif” dedim, “evet, sabah 9’da işe gelmedin diye iki kere kızdım sana. Ulaş daha çok çalışıyor sen gelmeyince diye kızdım. Ve evet Elif, sen başka yerde çalışamazdın, vaktin yoktu. Dava açarsan bu herife, beni şahit yaz. Can Abi iyi bir insan ama emekçiler kurda kuşa yem olurken çalışanlarının hakkını koruyamadı David’e karşı. Keşke beni dinleseydi de kırsaydık o gece Dev Ekran TV’yi... Gece Ulaş’ın evinde toplanıp gülerdik yaptığımıza. Bir kahkaha bir biftek derlerdi eskiler. İyi gelirdi çocuğun acılarına...”
Can Abi David’i aramış, durumu anlatmış sağolsun. İstifa sonrası işçi haklarını almaya çalışacakmış Elif’in. Elif’e de “keşke kapıyı çarpıp çıkmasaydın, oturup konuşur bir yol bulurduk” demiş. Güney Afrika’dan iki hafta sonra geleceği için mail ile yazabilmiş bunları Elif’e.
Elif “bu benim ‘fuck’ diye bağırandan üçüncü balgam yiyişim. Çözeydiniz ya şimdiye kadar” dedi mi bilmiyorum. Dese hakkı var çünkü.
Neticede ofiste iki kişiyiz şu anda. Ulaş ve ben. David geçenlerde “Para bitti, bağış bulmazsanız bu ay sonu işiniz biter” dediği için Ulaş mail havuzu oluşturuyor. Bağış için mail atılacakmış. Ben hem muhabirlerimiz işsiz kalmasın, iki çocukla benim gelirim kesilmesin, Ulaş ilticaya başvurup kampa gitmesin diye ekmek parası kovalıyorum, hem de Elif’in davasında vereceğim ifadenin provasını yazıyorum sana.
“Oğlum bütün bunlar olurken TV kırma arabeskliğinden başka ne yaptın yoldaşların için” diye sorsana bana? Sor ama cevabını buradan yazmayacağım. Duruşmada Elif ve başka yiğit davacılar olursa onların ifadesinde geçer mutlaka adım. Beyan esastır, onlar ne derse kabulümdür...
Kısaca kardeşim, Özgürüz hikayesi bitiyor galiba. Can Abi’den Allah razı olsun. Hanımı çocukları buraya güvenle getirmeme vesiledir. Sağa sola muhtaç olmadan mesleğimi icra ederek ekmek kazanmama vesiledir. En az 15 kişiye ekmek veren kurumun kurucusudur. David’e “yeter lan” diyemediği için ayıp etmiştir. “Biz senin gibi adamlarla mı AKP’yi devireceğiz, sen önce çalışanının canına üzül yabani” diyemediği ve bana da dedirtmediği için kabahatlidir. Benim de 1001 kabahatim vardır elbet. Can Abi isterse o da benimkileri yazar. Anacığı çok şeker bir ihtiyar ama. Ona bir Türk kahvesi yapamadım ofiste diye içimde kaldı...
Şimdi ne olacak bilmiyorum. Köln’deki Artı TV program istiyordu benden. Belki onu yaparım. Erk Acarer de burada. Çok seviyorum onu ve ailesini. Ailem de seviyor onları. Belki beraber yaparız programı. David ile kitap anlaşması imzalamadım tabi. Bu mektuplara ne numaralar ekleyip, taklalar attırıp kitap yapacağım ya, bir yayınevi bulmalıyım burada. Kimden termin istesen 15 gün sonraya gün veriyor, bakalım.
Beni de Can Abi gibi TV’lere çağırmaya başladılar. Burada da meşhur olursam iyi olur. Para kazanırsam Ulaş mülteci kampına gitmez. Elif’e de yeni iş imkanı yaratırım. Ama Ulaş gibi 9’da gelecek işe. Hem arada et yemeği yapsın evde. Ulaş’ın bir kız kardeşe ihtiyacı var. Bakamıyor kendine böyle.
Başka çok isim var kafamda meşhur olup para kazanırsam parayı paylaşacağım.

Teo çok mutlu burada. Paso park istiyor canavar. Park için direnen yoldaşlarımız el vermiş ruhuna. Aras da youtuber olacakmış. 11 yaşına gelmeden bu kadar olgunlaşması garibime gidiyor. Şımarıklık yapsa, sorun çıkarsa sevineceğim sanki. Onunla gurur duyuyorum hep. Sebepsiz yere değil ama. Belma desen ikinci balayımızı yaşıyoruz çok şükür. Belma o kadar güzel ki... Köpeğimiz Alis desen yılın şanslı köpeği seçilecek neredeyse. Topkapı Hayvan Barınağı’ndan Berlin Hayvan Hakları Şehri’ne geldi resmen. Bir kitap da onun ağzından yazsam olur yani...

Bende şimdilik havadisler böyle kardeşim.
Kendine çok dikkat et. Haftaya yine yazacağım.
Hacı anne, hacı babaya çok selam. Abilerine çok selam. Ufaklığı öp benim için.

Not: Bu mektup nerede yayınlanacak bilmiyorum. Özgürüz’de yayınlansa Can Abi ile David’in arası bozulur şimdi. Ben yine de Elif’e ve Ulaş’a gönderiyorum mektubu. Ölümlü dünya, başıma bir iş gelir, hak davasında şahitlik edemeden gideriz ahirete."

 

ÇAĞDAŞ GAZETECİLER DERNEĞİ ÖDÜL TÖRENİ 19 MART'TA
ÇAĞDAŞ GAZETECİLER DERNEĞİ ÖDÜLLERİ 19 MART'TA SAHİPLERİNE VERİLECEK
Çağdaş Gazeteciler Derneği'nin geleneksel olarak düzenlediği "Yılın Başarılı Gazetecileri" yarışmasını kazananlar ödüllerine 19 Mart 2017 Pazar günü kavuşuyor. ÇGD'den yapılan yazılı açıklamada, ödül töreninin Çağdaş Sanatlar Merkezi'nde düzenleneceği belirtildi. Tören saat 19.00'da başlayacak.
RAHMİ YILDIRIM'IN YAZISI, "DİLEEEEEEK, DİLEK... OY DİLEK!"
DİLEEEEEEK, DİLEK... OY DİLEK!
Ölümlü dünyada evlat acısından daha derin bir acı olmasa gerek.
Elbette anne baba kaybı, kardeş kaybı, kalbin sahibinin kaybı da acı çektirir de, ille evlat acısı.
İnsan olana empatisi bile nasıl acı çektirir, nasıl gözyaşı döktürür!
Empatisi bile onca acı çektirse, gözyaşı döktürse de, ateş düştüğü yeri yakar...
KEMAL KARACEHENNEM'İ KAYBETTİK!
KEMAL KARACEHENNEM'İ KAYBETTİK!
Ankara Gazeteciler Cemiyeti Başkan Yardımcısı Kemal Karacehennem'i kaybettik. Kemal Karacehennem için 9 Mart 2017 Perşembe günü saat 11.00'de Ankara Gazeteciler Cemiyeti önünde bir tören düzenlencek. Cenazesi Cemiyet'teki törenden sonra Kocatepe camiinde öğlen namazını müteakip kılınacak cenaze namazının ardından Karşıyaka mezarlığında toprağa verilecek.
ORHAN AYDIN'IN YENİ YAZISI, "MİLLİ KÜLTÜR"…
"MİLLİ KÜLTÜR"…
-Sinema salonlarının önünde iki afiş var
-Gördüm ağabey.
-Biri kapalı gişe oynuyor diğeri boş. İkisi de ülke sinemasının nereye savrulduğunun ‘iyi’ örnekleri! Pespayelik ve kepazelik nasıl yazılır, nasıl çekilir, nasıl oynanır, nasıl kurgulanır, nasıl pazarlanırın belgesi gibiler...
ATTİLA AŞUT'UN YENİ YAZISI, "OLANAK VE OLASILIK"
OLANAK VE OLASILIK
Geride bıraktığımız hafta, "Dilin Kemiği"nde "anlamları farklı sözcükler" konusunu işlerken, "ayrım-ayırım" karmaşası üzerinde durmuş; ünlü yazarlardan yaptığımız alıntılarla, "yanlış ve doğru" kullanım örneklerine yer vermiştik.
Yazımız 27 Şubat'ta yayımlanmıştı. Üç gün sonra, 2 Mart 2017'de BirGün'ün 3. sayfasında şu haberi...
ERDOĞAN: FETHULLAH’IN DİN KARDEŞİ BAHÇELİ’NİN ÜLKÜDAŞI!
ERDOĞAN: FETHULLAH’IN DİN KARDEŞİ BAHÇELİ’NİN ÜLKÜDAŞI!
Tek adam diktatörlüğü için yürütülen referandum kampanyası, siyasal İslam'ın ne denli iki yüzlü, ahlak ve tutarlılık yoksulu olduğunun son örneği olarak şimdiden demagoji tarihine geçti.
Bir kere daha görülüyor ki, İslamcı siyaset erbabı da selefleri ölçüsünde demagogtur, ilkesizdir, oportünisttir, hilekârdır...
NUSRET ERTÜRK'ÜN YENİ YAZISI, "SÖZCÜKLERİN DANSI"
SÖZCÜKLERİN DANSI
Yazarın, ozanın ustası sözcüklere kusursuz dans ettirendir.
Dans sözcüğü, müzik temposunun yanında vücudun sürekli devinimlerini de içerir. Müzikle hareketin estetik uyumu saklıdır dansta.
Sözcükleri kullanma kılavuzu, diye bir başvuru yapıtı henüz yazılmadı. Ortada becerisini gördüğümüz, yazarın yeteneğini bilemiş emeğidir.
UĞUR MUMCU ARAŞTIRMACI GAZETECİLİK VAKFI 21.DÖNEM ÖĞRENCİLERİNİ YETİŞTİRİYOR
Dünyada ve Türkiye'de gelişmeleri izleyen ve sorgulayan, gazetecilik meslek ilkelerine saygılı, Uğur Mumcu'nun gazetecilik çizgisini devam ettirmek amacıyla düzenlenen araştırmacı gazetecilik kursu bu yıl 21.dönem öğrencilerini yetiştiriyor.
ANLAMLARI FARKLI SÖZCÜKLER
ANLAMLARI FARKLI SÖZCÜKLER
Anlamları farklı olan kimi sözcüklerin, salt ses benzerliğinden dolayı eşanlamlı sanılarak yazılı ve görsel iletişim araçlarında yaygın biçimde kullanıldığına tanık oluyoruz. Bunlardan biri de "ayrım-ayırım" karmaşasıdır.
ORHAN AYDIN'IN YENİ YAZISI, "UMUT..."
UMUT...
(Dün sabah alacakaranlıkta telefonum çaldı.
-Diyarbakır'dan arıyorum adım Mehmet, ağabeyim Muhammet'i kaybettik, sizi anlatırdı hep, bilin istedim.
Mart başında gelmeyi düşünüyordu kısmet olmadı, bir hain kurşuna teslim oldu yüreği.
Kapadım telefonu.
Uzun uzun sustum...
ENFLASYON TAHMİNİ O KADAR ZOR MU?
ENFLASYON TAHMİNİ O KADAR ZOR MU?
Mevcut sahneye bakarak önümüzdeki bir yılın sonunda ulaşacağımız enflasyon oranını küçük sapmalarla tahmin edebiliriz. Yeter ki gerçek ihtimalin yerine arzu edilen oran geçmesin. 2017 Bütçesi hazırlanırken yaptığım tahmin arşivden görülebilir. Çift haneli olacağını ve alt rakamın yüzde 10 olarak gerçekleşeceğini yazdım. "Stagflasyon" başlıklı yazım yayınlandığında henüz Merkez Bankası'nın enflasyon hedefi yüzde 6,5 idi...
NUSRET ERTÜRK'ÜN YENİ YAZISI, "YAZMANIN GÜZELLİĞİ"
YAZMANIN GÜZELLİĞİ
Köy enstitülü öğretmen, avukat Turan Yılmaz (1934), aynı zamanda tutkulu bir gezgindir. Ben onun bu özelliğini, gezmesini gördüğü düşe bağlayan ünlü Evliya Çelebi'ye benzetirim. Evliya Çelebi, bir gece düşünde Hz. Muhammet'i görür. Ondan, "şefaat!" dileyeceği yerde, heyecandan "seyahat!" diler. Gördüğü bu düşle yollara düşer, kırk yıl dolaşır...
RAHMİ YILDIRIM'IN YAZISI: HİTLER VE MUSSOLİNİ'DEN ERDOĞAN'A
HİTLER ve MUSSOLİNİ'DEN ERDOĞAN'A
Teşbihte hata olmaz deseler de, benzetmek gibi olmasın, Adolf Hitler Almanya'da nasıl tek adam oldu ve Almanya'yı nasıl yönettiyse Recep Tayyip Erdoğan da Türkiye'yi öyle yönetiyor.
Örneğin, Almanya'da Hitler tek karar vericiydi, her şeyin en doğrusunu o biliyordu, en doğru kararı o veriyordu...
ÇGD CEZAEVİNDEKİ GAZETECİLER LİSTESİ: 157 KİŞİ!
ÇGD CEZAEVİNDEKİ GAZETECİLER LİSTESİ: 157 KİŞİ!
Çağdaş Gazeteciler Derneği (ÇGD) Cezaevindeki Gazeteciler Listesini açıkladı. 22 Şubat itibariyle cezaevlerinde tutuklu ve hükümlü olarak bulunan gazetecilerin sayısı 157 kişi!
ORHAN AYDIN'IN YENİ YAZISI: "MUTLULUK MU?"
MUTLULUK MU?
-İnsanlar birbirleriyle olup biteni konuşmuyorlar.
-Evet diyenler hayır diyenlere düşman.
İçlerinde savaş çığlıkları atanlar var. ‘Kaybedersek iç savaş çıkar' diyen soysuzlar meydanlarda.
-İşsizlik, yoksulluk, hırsızlık, talan, adaletsizlik, yasa tanımazlık, tecavüzler, tacizler, çocuk yaşta evlilikler, kadın cinayetleri, doğa katliamları...
ATTİLA AŞUT'UN YENİ YAZISI: “ÇINARLI KÖYÜN MUHTARI”
“ÇINARLI KÖYÜN MUHTARI”
"Sosyalizm kurulursa bizim zeytinlikler de geder mi elden İsmail Aga?"
"Gitmez Fevzi, korkma."
"Korkumdan değil, merakımdan sordum."
"Sosyalizm geldiğinde kooperatifler kurulacak. İsteyen girer, iste(me)yen girmez bu kooperatiflere. Devlet bu kuruluşları desteklediği için, kooperatif üyesi olmak köylünün yararına olacak."
RAHMİ YILDIRIM: "REFERANDUMDAN EVET ÇIKMAZSA..."
REFERANDUMDAN EVET ÇIKMAZSA İÇ SAVAŞ MI ÇIKACAK?
Referandum tarihi kesinleşti: 16 Nisan. Bu tarihte sözüm ona "Türk tipi cumhurbaşkanlığı sistemi" diye kodlanan anayasa değişikliği için seçmenler sandık başına gidecek.
Oylanacak olan metin, sıradan bir anayasa değişikliği değil. Anayasa değişikliği adı altında İslamcı faşist tek adam darbesi için hazırlanan kanun metni oylanacak...
ORHAN AYDIN: "KİM 'VATAN HAİNİ, KİM 'TERÖRİST'..."
KİM 'VATAN HAİNİ, KİM 'TERÖRİST'...
-Türkiye Sanat Kurumu (TÜSAK) diye bir yasa tasarısı vardı anımsıyor musun, tüm sanat alanları dayanışarak bu tasarının ‘ülkenin sanatsal ve kültürel geleceğini boğmayı içeren bir tuzak' olduğunu anlattık. Paneller, söyleşiler, kurultaylar yapıldı. Basın yer vermek zorunda kaldı, televizyonlara, gazete köşelerine haber oldu, davalar açıldı, kaybettiler ve sonunda teslim oldular, yasayı geri çektiler...
CEM EROĞUL’UN MARKSİZM VE TÜRKÇE AŞKI!
CEM EROĞUL’UN MARKSİZM VE TÜRKÇE AŞKI!
BirGün okurları arasında, Georges Politzer'in Felsefenin Başlangıç İlkeleri kitabını okumayan var mıdır? İlk baskısı 1966 yılında Sol Yayınları'ndan çıktığında, hepimizin başucu kitabı olmuştu adeta.  Sosyalizm konusunda ilk temel bilgileri bu kitaptan edinmiştik. Kitabın çevirmeni, o yıllarda  A.Ü. Siyasal Bilgiler Fakültesi'nde Anayasa Hukuku asistanı ve Türkiye İşçi Partisi üyesi olan Cem Eroğul'du...
NUSRET ERTÜRK YAZDI, "YAŞAMA BAĞLANMANIN YOLLARI"
YAŞAMA BAĞLANMANIN YOLLARI
İleri yaşlı bir Kayserili hastadır. Yerinden kalkacak, gözlerini açacak dermanı kalmamıştır. Hanımına güçlükle seslenir:
"Hanım, burada mısın?"
Hanımı yanıtlar:
"Evet bey. Yanındayım."
Büyük oğluna seslenir...
ATTİLA AŞUT'UN YENİ YAZISI, "DİLİMİZ YURDUMUZDUR!"
DİLİMİZ YURDUMUZDUR!
Dil, tarihsel ve toplumsal bir varlık olarak, insanların birbirleriyle anlaşabilmelerini sağlayan en gelişkin iletişim aracıdır. Bu araç aynı zamanda kültürel öğelerin kuşaktan kuşağa aktarılmasına ve toplumda tarih bilincinin oluşmasına yardım eder. Öte yandan dil; sanat ve yazın ürünlerinin de başlıca yaratım aracıdır.
ORHAN AYDIN'IN YENİ YAZISI, "AVUNTU..."
AVUNTU...
Artık sokaklarda, vapurlarda, metrolarda filan insanlar birbirlerinin yüzlerine bile bakmıyorlar.
Kaşlar çatık, alınlar gergin.
Dokunsan ya küfür edecekler, ya imdat diye çığlık atacaklar.
Hiçbir yurttaş bir diğerine güvenemez olmuş.
Aynı gökyüzünün altında mezarsız ölüler gibi dolanıp duruyoruz...
ERCÜMENT TUNÇALP'İN YENİ YAZISI, "YAPISAL REFORMLAR"
YAPISAL REFORMLAR
Yapısal reform; sistemin verimliliğini ve dayanıklılığını artırmak üzere, piyasaların işleyişinde ve kurumların yapısında değişiklik öngören yeniden yapılandırmadır.
Ekonomide her olumsuz gidişin reçetesine “yapısal reformlar” başlığının girdiğini izliyoruz. Ancak detaya fazla girilmiyor. Zira her kesime çok da sevimli görünmeyen siyasi, sosyal ve ekonomik küresel standartlardır bunlar…
NUSRET ERTÜRK YAZDI: "ÖĞRETMENİ ÖĞRENCİSİNE..."
NUSRET ERTÜRK YAZDI: "ÖĞRETMENİ ÖĞRENCİSİNE SORMALI"
Öğretmenini söyle, senin kim olduğunu söyleyeyim, dense yeridir.
Ünlü şair Ahmed Arif, Afyon lisesindeki edebiyat öğretmeni Gündüz Akıncı'yı şöyle anlatır:
"Gündüz Akıncı büyük bir şanstı bizim için. Akıncı, ders kitaplarından çok roman okuturdu bize...
ATTİLA AŞUT'UN YENİ YAZISI, "KÖŞEYAZISI"
KÖŞEYAZISI
Sözlükler, "köşeyazısı" şöyle tanımlıyor: "Gazete ya da dergilerde gündelik konuları bir görüş ve düşünceye bağlayarak yorumlayan ciddi ya da eğlendirici yazı türü, fıkra." (TDK'nin yazım kılavuzunda ayrı yazılan bu sözcük, Dil Derneği'nin kılavuzunda bitişik yazılıyor. Ben de bu yazım biçimini benimsiyorum.) Gazete yazılarına eskiden "fıkra" denirdi. O yıllarda Ref'i Cevad Ulunay, Burhan Felek, Vâ-Nu (Vâlâ Nurettin), Falih Rıfkı...
NUSRET ERTÜRK'ÜN YENİ YAZISI, "KALICI KİMLİKLER"
KALICI KİMLİKLER
Ömer Rıza Doğrul (1893-1952), Mehmet Âkif'in damadı, döneminin Cumhuriyet, Tan, Akşam gazeteleri yazarıdır. Tanrı Buyruğu (Kur'an çevirisi), İslâm Tarihi (on cilt) gibi önemli yapıtları vardır. Yazar, bir yayınevi için Kur'an çevirisi yapar. Her cüzün parasını peşin alır. Her aldığı para ile arkadaşlarıyla Beyoğlu'nda yenilir, içilir. Gelemeyenlerin parası ise ayrılır. Bu böyle haftalarca sürer.
RAHMİ YILDIRIM'IN YAZISI: GENELKURMAY BAŞKANI İÇİN...
GENELKURMAY BAŞKANI İÇİN ÇOK ÜZÜLÜYORUM!
Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hulusi Akar için nasıl üzülüyorum nasıl üzülüyorum, bilemezsiniz! Son birkaç yılda neler gelmedi başına neler. Öyle ıstırap verici hadiseler yaşadı ki, başkası olsa üzüntüsünden kahrolur, inme inerdi vallahi!
NUSRET ERTÜRK'ÜN YENİ YAZISI, "ISLIK ÇALDIRAN DURUMLAR"
ISLIK ÇALDIRAN DURUMLAR
Öğrenciler, okullara okumak için büyük isteklerle girer. Bir bölümü, kısa zamanda buraya geldiğine bin pişman olur. Sait Faik başta olmak üzere Konur Ertop, Adnan Özyalçıner, Kemal Özer gibi birçok ünlü edebiyatçı edebiyat fakültesini ilk yılında bırakmak zorunda kalmıştır. Daha doğrusu kuru edebiyat konuları nedeniyle bölümlerinden kaçmıştır. Okuldan ayrılanlar üzerine bilimsel bir inceleme yapılsa...
RAHMİ YILDIRIM'IN YENİ YAZISI: OTOBÜSTE LİNÇ PROVASI: KUR’AN OKUMAK
OTOBÜSTE LİNÇ PROVASI: KUR’AN OKUMAK
Her günkü gibi sabah evden çıktım, Kızılay'a gitmek üzere otobüs durağındayım. Gölbaşı TOKİ semtinde, 11374 nolu duraktan 195 nolu Ankara EGO otobüsüne bindim. Yolculuk en az yarım saat sürecek. Kitap gazete dergi okumak için güzel bir fırsat. Ben de alışkanlıkla kitabımı açtım, okuyorum. Beni lafa tutacak geveze bir tanıdık çıkmasın diye de dua ediyorum. Şu sıralar, tesadüfen elime geçen...
ORHAN AYDIN'IN YENİ YAZISI, "OYUN..."
OYUN...
Hesaplaşma bunun adı. Bunca kavgaya, gürültüye, itiraza, reddetmeye, hayır denmesine karşın bu Anayasa'da diretmenin başka adı yok. Ülkenin bitirilemeyen bazı değerleri var. Bu halkın aklı açık insanlığı laiklikten vazgeçmiyor, düşünce özgürlüğünü savunmaktan vazgeçmiyor. Eğitim sisteminin dini esaslara evrilmesine diklenmekten vazgeçmiyor...
9 7 
1 - 2 - 3 - 4 - 5 - 6 - 7 - 8 - 9 - 10
 8 :
 

Bizhaberiz Bağımsız Haber Portalı

BİZHABERİZ BAĞIMSIZ HABER PORTALI | Bizhaberiz.net © 2016 | Son Güncelleme : 22.06.2017 - 11:39:56 | Şu an 73 kişi online | Kullanım Koşulları