ANA SAYFABİZHABERİZREKLAM
   
HAYKO BAĞDAT: "EMEK SÖMÜRÜSÜ VAR!"
İÇERİK
BAŞLIKLAR

Can Dündar'ın sitesinden ayrılan Hayko Bağdat: "Emek sömürüsü var!"

Can Dündar'ın sitesinden ayrılan Hayko Bağdat, "Bu kadar dert içinde nolur başınız ağrımasın benim yüzümden. Ama ben, Can Dündar ile birlikte kurduğumuz Özgürüz macerasından ayrılıyorum. 10 gün önce yazdığım istifa gerekçem, sitedeki mektup serisi formunda aşağıdadır. Bana yardımcı olup metni Almanca, Alman kamuoyuyla da paylaşırsanız makbule geçer. Emeği geçen herkese sonsuz teşekkür. İzleyen herkese de öyle. Haberleşiriz..." açıklamasıyla aşağıdaki mektubu paylaştı. Biraz olsun emeği gasp edilen bir gazetecinin sesi olabilmek adına Hayko Bağdat'ın mektubunu olduğu gibi yayınlıyoruz.

"Hayko Bağdat
10 saat •
Selam Millet,
Bu kadar dert içinde nolur başınız ağrımasın benim yüzümden.
Ama ben, Can Dündar ile birlikte kurduğumuz Özgürüz macerasından ayrılıyorum. 10 gün önce yazdığım istifa gerekçem, sitedeki mektup serisi formunda aşağıdadır.
Bana yardımcı olup metni Almanca, Alman kamuoyuyla da paylaşırsanız makbule geçer. Emeği geçen herkese sonsuz teşekkür. İzleyen herkese de öyle.
Haberleşiriz...

Ulaş, Elif ve David...

Canım Kardeşim selam;
Burada her sabah İsa Mesih’ten memleketimdeki tüm insanlar için sağlık, adalet ve huzur diliyorum. Elbette senin adını özellikle geçiriyorum dualarımda. Dile kolay 27 yıllık arkadaşız neticede.

Çok fena haber. Ofisten Dersimli Ulaş büyük bir kaza atlattı. Sen 6 aydır 7/24 çalış, Kürdistan’daki ailene para göndermenin hatırına Alman patrondan it muamelesi gör, kendine et alma, sonra ofiste bayıl... Üstelik bayılırken stüdyodaki 350 ekran TV’ye tutun, yuvarlan, altında kal 350 kilonun. Öldü zannettim birden. Bir “aaaahhh” dedi önce, sonra yine bayıldı yattığı yerde. Ambulans çağırdı hemen ofis arkadaşlarımız. 10 dakika sonra geldiler. Sedyeye koydular, bir türlü ambulansa gidemiyoruz. “Sigorta evrakları nerede” diyor doktor herif. “Hastanede konuşuruz be, hadi bindirin ambulansa yoksa taksiyle götüreceğim” deyince ancak bindirdiler.
Hastaneye vardık. Aldılar, Ulaş’ı acile koydular, bizi de kapının önüne, bahçeye...
Hemen Can Abi’yi aradım. Çok üzüldü. Ofise geçti...
O sırada bizim Alman patron David gelmiş ofise. Yerlerde koca TV, TV’nin düşerken yanında götürdüğü pahalı kameralar, ışıklar, kırık bir IKEA masası...
“Alllaahımmmm” diye bağırmış David kendi dilinde. İyi Hıristiyandır, paskalyada hem Can Abi’ye hem bana misyoner misali Watsaplar attıydı, oradan biliyorum.
Ofistekiler “kimse ölmedi sakin ol” diye teskin ettiler mi bilemem ama “Alllaahımmmm” diye bağırmış David kendi dilinde. “Alllaaaaahımmm, çok pahalıydı bu aletler...
Hastanemizdeki 150. Dakikamız dolmak üzereyken hala sedyede oturuyormuş çocuk. Selam bile vermemişler. Ben acilin kapısından girmeye çalışarak tam “ya omurgası kırıldıysa ulan, bir doktor bulsanıza siktiğim hastanesinde” diye bağırırken Can Abi yetişti imdadımıza.
“Abi” dedim, “bu David denen herif aramış Margarita’yı. Çocuk nasıl diye sormadan ‘sorarlarsa freelans çalışıyor deyin. Sigortası öder masrafları zaten’ deyip kapatmış. Bu çocuk altı aydır 7/24 çalışıyor biliyorsun. Alman işçi olsa ayda 8.000 alır bu kadar mesaiye. Sigortası da üç kuruşluk dışarıdan sigorta. Belki ödemez masrafları. Üstelik hepimizin durumu bu. Bir şey sorunca da küfür kafir “fuck” diye geziniyor ortalıkta. Gidip o televizyonu kıracağım ben, demedi olmasın sonra” dedim.
“Çok haklısın” dedi Can Abi. “Anam takside bekliyor. Eve bırakayım da geleyim.”
20 Dakika sonra David mesaj atmış Margarita’ya. “Ulaş iyi mi” demiş. Ah be Can Abi ben ne diyorum, sen ne yapıyorsun. Belki dava açacak Ulaş? Belki hakkını arayacak? Niye herife tüyo veriyorsun? Sorun çıkmasa iyi olur elbet ama çıktı artık? Ulaş ölüyordu ya?
Altı saat sonra röntgen dahi çektiremeden çıktık hastaneden. “Gazeteciyim ulan ben, yazacağım” sizi diye bağırdım bahçede. Yazıyorum işte, hastanenin ad “Klinikum im Friedrichsain”. Alman Sağlık Bakanı David’in ruh eşi değilse müdahale etsin. Hani sosyal devlet falan ya buralar...
Ayrıca Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı da okusun bu yazıyı. Belki muhteşem kalemime aşık olur da kitap imzalatmaya gelir bana. Ben de ona bizim ortak kuruluş Correctiv nasıl taşeron işçi çalıştırıyor, nasıl emek sömürüyor, iş cinayeti konusunda ne kadar hassas, sigorta neden önemli falan anlatırım arada.
Ertesi gün ofisten Elif, Ulaş’ı tanıdığı bir doktora götürdü. 182 Euro ödemiş Ulaş. Allah korumuş, ölebilirmiş ama ölmemiş. Biraz et yese iyi olurmuş...
Sonra ofise geldiler. Ulaş fırsatını bulup TV’nin yanına gitti bakmaya. Kırılmışsa parasını falan isterler belki. TV, Ulaş’tan daha az hasarlıymış Allahtan. Paskalya’nın 40’ı idi kaza günü. Belki David’in insanlık için ettiği dualar korumuştur çocuğu...
Ofiste Elif, David’i çekti köşeye sonra. Dünden beri olan yabanilikleri söylememek için dudağını ısırıp “Bak David” dedi. “Ben burada tam mesai çalışıyorum. Son 2 ay bana maaş yatırmadınız. Bürokrasi falan dediniz. Daha önce de eksik yatırmıştınız. Ayrıca sadece burada çalıştığım için %30 civarı vergi çıkıyormuş bana. Herkese de böyle. Niye bizi uyarmadınız? Üstelik zaten....”
“Yeter yahu” demiş David, ağzından tükürükler saçarak. “Freelans çalışmak ne demek bilmen lazım. Üstelik 3-4 gün çalış burada, git başka yerlere de fatura kes, vergin çıkmasın. Elif, ağlayarak ofisi terk ederken göz göze geldik. Üç vakte kalmaz aradım Elif’i. “Evet Elif” dedim, “evet, sabah 9’da işe gelmedin diye iki kere kızdım sana. Ulaş daha çok çalışıyor sen gelmeyince diye kızdım. Ve evet Elif, sen başka yerde çalışamazdın, vaktin yoktu. Dava açarsan bu herife, beni şahit yaz. Can Abi iyi bir insan ama emekçiler kurda kuşa yem olurken çalışanlarının hakkını koruyamadı David’e karşı. Keşke beni dinleseydi de kırsaydık o gece Dev Ekran TV’yi... Gece Ulaş’ın evinde toplanıp gülerdik yaptığımıza. Bir kahkaha bir biftek derlerdi eskiler. İyi gelirdi çocuğun acılarına...”
Can Abi David’i aramış, durumu anlatmış sağolsun. İstifa sonrası işçi haklarını almaya çalışacakmış Elif’in. Elif’e de “keşke kapıyı çarpıp çıkmasaydın, oturup konuşur bir yol bulurduk” demiş. Güney Afrika’dan iki hafta sonra geleceği için mail ile yazabilmiş bunları Elif’e.
Elif “bu benim ‘fuck’ diye bağırandan üçüncü balgam yiyişim. Çözeydiniz ya şimdiye kadar” dedi mi bilmiyorum. Dese hakkı var çünkü.
Neticede ofiste iki kişiyiz şu anda. Ulaş ve ben. David geçenlerde “Para bitti, bağış bulmazsanız bu ay sonu işiniz biter” dediği için Ulaş mail havuzu oluşturuyor. Bağış için mail atılacakmış. Ben hem muhabirlerimiz işsiz kalmasın, iki çocukla benim gelirim kesilmesin, Ulaş ilticaya başvurup kampa gitmesin diye ekmek parası kovalıyorum, hem de Elif’in davasında vereceğim ifadenin provasını yazıyorum sana.
“Oğlum bütün bunlar olurken TV kırma arabeskliğinden başka ne yaptın yoldaşların için” diye sorsana bana? Sor ama cevabını buradan yazmayacağım. Duruşmada Elif ve başka yiğit davacılar olursa onların ifadesinde geçer mutlaka adım. Beyan esastır, onlar ne derse kabulümdür...
Kısaca kardeşim, Özgürüz hikayesi bitiyor galiba. Can Abi’den Allah razı olsun. Hanımı çocukları buraya güvenle getirmeme vesiledir. Sağa sola muhtaç olmadan mesleğimi icra ederek ekmek kazanmama vesiledir. En az 15 kişiye ekmek veren kurumun kurucusudur. David’e “yeter lan” diyemediği için ayıp etmiştir. “Biz senin gibi adamlarla mı AKP’yi devireceğiz, sen önce çalışanının canına üzül yabani” diyemediği ve bana da dedirtmediği için kabahatlidir. Benim de 1001 kabahatim vardır elbet. Can Abi isterse o da benimkileri yazar. Anacığı çok şeker bir ihtiyar ama. Ona bir Türk kahvesi yapamadım ofiste diye içimde kaldı...
Şimdi ne olacak bilmiyorum. Köln’deki Artı TV program istiyordu benden. Belki onu yaparım. Erk Acarer de burada. Çok seviyorum onu ve ailesini. Ailem de seviyor onları. Belki beraber yaparız programı. David ile kitap anlaşması imzalamadım tabi. Bu mektuplara ne numaralar ekleyip, taklalar attırıp kitap yapacağım ya, bir yayınevi bulmalıyım burada. Kimden termin istesen 15 gün sonraya gün veriyor, bakalım.
Beni de Can Abi gibi TV’lere çağırmaya başladılar. Burada da meşhur olursam iyi olur. Para kazanırsam Ulaş mülteci kampına gitmez. Elif’e de yeni iş imkanı yaratırım. Ama Ulaş gibi 9’da gelecek işe. Hem arada et yemeği yapsın evde. Ulaş’ın bir kız kardeşe ihtiyacı var. Bakamıyor kendine böyle.
Başka çok isim var kafamda meşhur olup para kazanırsam parayı paylaşacağım.

Teo çok mutlu burada. Paso park istiyor canavar. Park için direnen yoldaşlarımız el vermiş ruhuna. Aras da youtuber olacakmış. 11 yaşına gelmeden bu kadar olgunlaşması garibime gidiyor. Şımarıklık yapsa, sorun çıkarsa sevineceğim sanki. Onunla gurur duyuyorum hep. Sebepsiz yere değil ama. Belma desen ikinci balayımızı yaşıyoruz çok şükür. Belma o kadar güzel ki... Köpeğimiz Alis desen yılın şanslı köpeği seçilecek neredeyse. Topkapı Hayvan Barınağı’ndan Berlin Hayvan Hakları Şehri’ne geldi resmen. Bir kitap da onun ağzından yazsam olur yani...

Bende şimdilik havadisler böyle kardeşim.
Kendine çok dikkat et. Haftaya yine yazacağım.
Hacı anne, hacı babaya çok selam. Abilerine çok selam. Ufaklığı öp benim için.

Not: Bu mektup nerede yayınlanacak bilmiyorum. Özgürüz’de yayınlansa Can Abi ile David’in arası bozulur şimdi. Ben yine de Elif’e ve Ulaş’a gönderiyorum mektubu. Ölümlü dünya, başıma bir iş gelir, hak davasında şahitlik edemeden gideriz ahirete."

 

"ATATÜRKÇÜ TAYYİP'TEN MARKSİST TAYYİP'E!"
"ATATÜRKÇÜ TAYYİP'TEN MARKSİST TAYYİP'E!"
Ne gülere kaldık ey gazi hünkâr? Olmaz denilen oldu, AKP Reisi Atatürk açılımı da yaptı.
Atatürk'ün koltuğunda oturan AKP Reisi'nin "Atatürk'ü, söylemi Marksist ruhu faşist marjinallere, amorf CHP'ye bırakmayacağız" demesi yandaşlarını nasıl da şaşkına çevirdi. Sadece yandaşları değil taş fırın Atatürkçüler de aynı şaşkınlık içindeler...
ORHAN AYDIN'IN YENİ YAZISI, "YIKACAKLAR!"
YIKACAKLAR!
İstanbul’da Taksim’in orta yerindeki tescilli ‘kültürel varlık’ olan Atatürk Kültür Merkezi’nden söz ediyorum.
Gecenin köründe veya bir alaca karanlıkta dalacaklar iş makineleriyle ve yerle bir edecekler.
Oyuncular susacak, yazarlar, yönetmenler, solistler baletler, balerinler, dansçılar, müzisyenler, tasarımcılar, teknisyenler ve sahne işçileri susacaklar...
RAHMİ YILDIRIM'IN YAZISI, "DEVRİMLERİN DEVRİMİ"
DEVRİMLERİN DEVRİMİ
İnsanlık tarihindeki en büyük devrim, 7 Kasım 1917 (Jülyen takvimine göre 25 Ekim) günü Rusya'da gerçekleşti. En büyük devrimin 100'üncü yıl dönümüdür, anısı önünde saygıyla eğilme ve yeniden ayağa kalkma vaktidir!!!
Anlık yerel girişimler dışında üretim araçlarının mülkiyeti tarihte ilk kez 1917 Ekim Devrimi ile emekçi sınıfların eline geçti. Ekim Devrimi, dünyanın 6'da 1'inde geçmişin sömürülen...
NUSRET ERTÜRK'ÜN YENİ YAZISI,"YAŞAMDAN DAMLALAR -8"
YAŞAMDAN DAMLALAR -8
 
UZAKLIĞIN SAĞLADIĞI SAĞLIK
Adamın biri, eşiyle olan sorunlarını çözmek içim doktora gider. Doktor, adamdan her gün on kilometre yürümesini ister.
"Bunu dene. Bir ay sonra beni ara" der.
Adam, bir ay sonra doktoru arar. Doktor, durumun nasıl olduğunu sorar...
ORHAN AYDIN'IN YENİ YAZISI, "KİM SUÇLU... SEN Mİ?"
KİM SUÇLU... SEN Mİ?
-Bu ülkede hırsıza hırsız demek suç. Ortada yargı kararı var.
-Nasıl yani?
-Nasıl yanisi filan yok. Basbayağı yargı kararı var. Adam Amerika’da cezaevinde, mahkemesi sürüyor, tüm dünya basınında “hırsızlığı” yetmedi “dolandırıcılığı”  manşet ama sen bu ülkende ona “hırsız” diyemiyorsun. Hâkimler basıyor cezayı.
-Sapığa “sapık” da diyemiyorsun...
AYŞE ÖZER'İN YAZISI, "ORGANİK AYDIN, TURFANDA VEKİL"
ORGANİK AYDIN, TURFANDA VEKİL
Kimyager olan Primo Levi, "Periyodik Tablo-Hayatta Kalma Öyküleri" isimli kitabında elementler üzerinden kendi hayatta kalma öykülerini anlatır. Yaşamın anahtar elementi karbona geldiğinde sıra, bir karbon atomunun seyrini izler ve şöyle der: "Fotosentezin mekanizmasını ve karbonun rolünü çözdüğümüzde dünyayı açlıktan kurtarabiliriz". Aşk ve devrim dahil her şey, kimyadan ibarettir.
"ENFLASYON, KUR ve FAİZ İLİŞKİSİ"
ENFLASYON, KUR ve FAİZ İLİŞKİSİ
Zaman zaman sorumlu makamların danışman kadrolarından, "borçlanmanın kur, enflasyon ve faize etkisinin sınırlı olacağı" şeklinde görüş ifade edildiğini duyuyoruz. Elbette buna şaşırmamak elde değildir.
Bir ülkede borçlanma artıyor ise faiz oranları yükselmeye başlar. Zira yurt içinde faydalanacağınız fon hacmi bir anda başka türlü artamaz...
ORHAN AYDIN'IN YENİ YAZISI, "ÖRGÜTLENMİŞ CESARET"
ÖRGÜTLENMİŞ CESARET
Sanki Cumhuriyet bitirilmemiş; tüm zenginlikleri talan edilmemiş; eğitim sistemi, yargısı, parlamentosu, kurumları ele geçirilmemiş gibi, bütün yıl susuluyor, birden ne oluyorsa oluyor 29 Ekim’de “Bizim bir Cumhuriyetimiz vardı.” denerek ortaya çıkılıyor.
Coşku köpürüyor.
Meydanlarda şarkılar, türküler söyleniyor, yürüyüşler yapılıyor, nutuklar çekiliyor...
NUSRET ERTÜRK'ÜN yeni YAZISI, "YAŞAMDAN DAMLALAR -7"
YAŞAMDAN DAMLALAR -7
OSMAN BEYİN MAL VARLIĞI
Osmanlı Devleti'ni kuran Osman beyin mal varlığını merak etmez misiniz? İşte tüm mal varlığı:
"Bir çift çizme, bir kaşıklık, bir tuzluk. Bir at zırhı, bir sade kılıç, bir kargı, bir yay, bir ağaç tesbih, yedi yemek tası, dokuz kırmızı renkli sancak, dokuz at, misafirler için bir sürü koyun."
"DÖN YÜZÜNÜ GÜNEŞE KARDEŞİM"
DÖN YÜZÜNÜ GÜNEŞE KARDEŞİM
Ülke İ. Melih'e kilitlenmiş başka bir şey görmüyor.
Vapurda eli çantalı iki ihtiyar gevrek gevrek konuşuyorlar.
-Kolay yem değil adam, kim bilir ne belgeler, bilgiler var elinde.
-Kaç yıldır başkan seçtiriyor kendini, paraysa para, kariyerse kariyer, karizmaysa  karizma, siyasetse siyaset...
"BARZANİ REFERANDUMU: BAĞIMSIZLIK RÜYASINDAN KÂBUSA!"
BARZANİ REFERANDUMU: BAĞIMSIZLIK RÜYASINDAN KÂBUSA!
Kürdistan Demokrat Partisi KDP lideri Mesut Barzani'nin "bağımsızlık" referandumu Kürtler için kâbusa dönüştü. Referandumun bağımsız devlet özlemini derinleştirmesi ve bir üst aşamaya yükseltmesi, Bağdat ve ilgili diğer başkentlerle müzakerelerde Mesut Barzani'nin elini güçlendirmesi beklenirken tam tersi oluyor...
NUSRET ERTÜRK'ÜN YENİ YAZISI, "YAŞAMDAN DAMLALAR -6"
YAŞAMDAN DAMLALAR -6
 
EĞRETİ EĞİTİM
"Eğreti" sözcüğünün en kısa tanımı "geçici" demektir.
"Eğreti Gelinler", Şükran Kozalı'nın bende derin izler bırakan anı romandır. "Eğreti gelin", Cumhuriyet öncesi bazı Ege illerinde yoksul, güzel kızların zengin çocukları için evlenme deneme aracıymış...
"İKİNCİ İSTİKLAL HARBİ’NİN BAŞKOMUTANI ERDOĞAN!"
İKİNCİ İSTİKLAL HARBİ’NİN BAŞKOMUTANI TAYYİP ERDOĞAN!
Oksimoron sözcüğü günlük dilde sıkça kullanılıyor ama henüz Türkçe karşılığı yok. Birbiriyle çelişen veya tamamen karşıt iki kavram veya olgunun birlikte anılmasına oksimoron deniyor. Örneğin, yoksul milyarder, demokrat faşist, özgürlükçü diktatör, ateist imam, dindar Marks...
ORHAN AYDIN'IN YENİ YAZISI, "SIBYAN"
SIBYAN
Daha anne-baba demeyi, yürümeyi, yemek yemeyi yeni öğrenmiş, pabuçlarını bile ters giyen, kalem-kâğıt tutmayı beceremeyen 4-5 yaşındaki; tüm masumiyeti ve yalınlığıyla korumasız çocuklara "kuran eğitimi" adıyla yobazlık öğretiliyor.
Adı Sıbyan Mektebi...
ERCÜMENT TUNÇALP'İN YENİ YAZISI, "FINDIK ÜRETİCİSİ SAHİPSİZ!"
FINDIK ÜRETİCİSİ SAHİPSİZ!
Bu durum yeni de değildir. Yıllardır yazıyoruz, bu ülkenin dünya lideri olduğu bu üründe herhangi bir stratejisi yoktur. Oysa 14 ilde yoğun olmak üzere yaklaşık 30 ilde fındık üretilmektedir. Bu işten geçimini sağlayan nüfus yaklaşık 3 milyondur. Senelik ihracat tutarının ise 3 milyar dolara (2015) ulaştığı yıllar yaşanmıştır.
NUSRET ERTÜRK'ÜN YENİ YAZISI, "YAŞAMDAN DAMLALAR -5"
YAŞAMDAN DAMLALAR -5HAVA PARASI
İffet hanım, ileri yaşa gelince Kocaali Öğretmenler Sitesi'ndeki tek katlı evini satıp Sinop'a taşındı. Evi alan, evin ikinci katını çıktı. İffet hanım bunu duyunca:
"İkinci katı yapacağını bilseydim, evi o fiyata satmazdım!" demiş.
Bunu ancak bir Karadenizli düşünebilir. 22.09.2017
ORHAN AYDIN'IN YENİ YAZISI, "DURDURUN!"
DURDURUN!
Kim ne derse desin işlerini biliyorlar.
Kurmak istedikleri düzenin temellerini atıyorlar, öyle gizli kapaklı filan değil, göstere göstere.
Müftülere nikâh yetkisi verilmesine, eğitim müfredatındaki tüm düzenlemelere istediğimiz kadar "Bu dayatmadır, böyle eğitim olmaz, burada bilim yok, şeriat var" diyelim durmuyorlar...
"TAYYİP ERDOĞAN DA METAL YORGUNUDUR!"
TAYYİP ERDOĞAN DA METAL YORGUNUDUR!
Metal yorgunluğu, en sade anlatımla, metal malzemenin basınç, titreşim, aşınma, sürekli kullanım, bakımsızlık vs nedenlerle kullanım değerinin azalmasıdır. Yorulan metal malzeme sık sık arızalanır, nihayet çatlar veya kırılır. Metal malzeme kaldırabileceğinden ağır, taşıyabileceğinden fazla yükün altına sokulunca da yorulur ve kırılır...
"KÖYÜN KEMAN ÇALAN ÇOCUĞU VE OĞLU"
KÖYÜN KEMAN ÇALAN ÇOCUĞU VE OĞLU
Şemsettin Gümüş, Şavşat'ın Çavdarlı köyünden çıkmış, Cilavuz Köy Enstitüsü'nde okumuş, keman alanında çok başarılı olmuş bir öğretmendi.
Oğlu, Erdal (Gümüş) Dadaşoğlu, çevresinde çok sevilen bir iç hastalıkları uzmanıdır.
1957'de Artvin Ardanuç Ortaokulu'na Erdal beyle birlikte başladık. Aynı sırada oturur, dinlencelerde kumlukta taş oynardık...
ORHAN AYDIN'IN YENİ YAZISI, "VE PERDE..."
VE PERDE
İnsanlık tarihinin ilk oyunculuk merkezi Teos'da, sırtını tiyatronun yıkılan duvarına dayamış, bir zeytin ağacının altından yazıyorum size.
Atina'da Sintigma Meydanı'nda, direniş şiirleri okuyarak eşitsizliğe itiraz eden meslektaşım sana sesleniyorum.
Havana sokaklarında, emperyalist yalanlara inat, ülkesi için aşk ile dansa duran, Şili ve Arjantin'de her gece perdelerini açarak...
RAHMİ YILDIRIM: "NURİYE SEMİH ÖLMEMELİ!!!"
NURİYE SEMİH ÖLMEMELİ!!!
Dertleri "devrim olsun, AKP iktidardan düşsün" değil. Mahkemede aynen böyle ifade ettiler. Sadece 20 Temmuz darbesinden sonra KHK ile atıldıkları işlerine geri dönmek istiyorlar. Bunun için de bir insanın göze alabileceği en ağır bedeli ödüyorlar, ömürlerini eksiltiyorlar.
Öğretmenler Nuriye ile Semih'ten söz ediyorum. İşlerine dönebilmek, öğrencileriyle buluşabilmek...
ERCÜMENT TUNÇALP'İN YENİ YAZISI, "BÜYÜME DENİNCE"
BÜYÜME DENİNCE...
Bu tarz yazıları yazmamın sebebi; haber başlığına gösterdiğimiz ilgiyi haberin içeriğine göstermeme alışkanlığımızdandır.
TÜİK açıklamasına göre; Türkiye ikinci çeyrekte aynen birinci çeyrekteki gibi yüzde 5'lik bir büyümeyi yakalamış.
Elbette bu hesabın nasıl yapıldığına ben de herkes gibi vakıf değilim. Ancak açıklanan detaylar üzerinden fikir yürütme olanağımız vardır...
NUSRET ERTÜRK'ÜN YENİ YAZISI, "YAŞAMDAN DAMLALAR -4"
YAŞAMDAN DAMLALAR -4
Yedi yaşındaki Yağmur'a:
"Benim resmimi yapar mısın?" dedim. Yaptı. Teşekkür ettim.
"Şimdi, ben desenin resmini yapacağım" dedim. Renkli bir çiçek yaptım. Resmin üstüne "Yağmur", altına kendi adımı yazdım. Yağmur'a gösterince gülümsedi:
"Ben çiçek miyim?" dedi...
"İSTANBUL'UN HESABINI KİM VERECEK?"
İSTANBUL'UN HESABINI KİM VERECEK?
Adam apar-topar gitti, yetmedi "İstanbul halkına hakkımı helal ediyorum" bile dedi.
Pişkinliğin böylesi az görülür.
Başkanlığı döneminde; İstanbul kent olmaktan çıkarıldı betondan bir mezbelelik oldu, parkları, yeşil alanları, sahilleri, meydanları, caddeleri, deprem toplanma alanları iç edildi...
NUSRET ERTÜRK'ÜN YENİ YAZISI, "YAŞAMDAN DAMLALAR -3"
YAŞAMDAN DAMLALAR -3
ÇEVREMİZDEKİ ÇIRAKLAR
Yalnız, yoksul bir kadının on dört yaşında bir oğlu varmış. Bakırcı olan komşuları, oğlanı çırak yetiştirmek için alır. Bir gün çalışan çırak ertesi günler işe gitmez.
Usta, çırağın neden işe gelmediğini annesine sorar. Annesi:
"Oğlum ustalık öğrenmiş!" der. Usta şaşırır:
"Öğrenmiş mi?"...
ORHAN AYDIN'IN YENİ YAZISI, "VENSEREMOS"
VENSEREMOS
Dünya siyasetinde çokça örnekleri var, bazı ülkelerin politik figürleri; parti başkanları, bakanlar, başbakanlar, cumhurbaşkanları, belediye başkanları filan halkın içinde yalnız başlarına dolaşıyorlar.
Şimdilerde korkanları çok olsa da bu özellikleriyle anılan yüzlerce siyasetçi var. Behice Boran, M. Ali Aybar, Gandi, Olof Palme, Fidel Castro, Che Guevara ve Latin Amerika'da birçokları gibi...
ERCÜMENT TUNÇALP'İN YENİ YAZISI, "CHP NEDEN İKTİDAR OLAMIYOR?"
CHP NEDEN İKTİDAR OLAMIYOR?
Olmamak için özel gayret sarf ediliyor da onun için. Bir taraftan ağaca yeşile sevgisini haykırıyor, diğer taraftan belediyeleri eliyle betonlaşma hamlesine omuz veriyor. Bir taraftan sosyal adaletten bahsediyor, diğer taraftan belediyelerinin kararı ile fahiş emlak vergisi tarifelerini uyguluyor.
İlkinden çok bahsettik, ilgi duyanlar eski yazımlarımdan söz konusu belediyeleri ve icraatlarını görebilirler...
"TAYYİP ERDOĞAN İÇİN ENDİŞELİYİM: KEŞKE AMERİKA’YA GİTMESEYDİ!"
"TAYYİP ERDOĞAN İÇİN ENDİŞELİYİM: KEŞKE AMERİKA’YA GİTMESEYDİ!"
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan Amerika'da. Gündemi hayli yoğun. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'na katılacak, ardından ABD Başkanı Donald Trump'ın da aralarında olduğu devlet başkanlarını kabul edecek, dünya meselelerine hal çaresi arayacak.
NUSRET ERTÜRK'ÜN YENİ YAZISI, "YAŞAMDAN DAMLALAR -2"
YAŞAMDAN DAMLALAR -2
ARİFİYE KÖY ENSTİTÜSÜ
Tonguç,1940 yılında Arifiye Köy Enstitüsü'nü kurmak için Süleyman Edip Balkır'ı görevlendirir. Balkır, yöreye gider. İncelemeler yapar, raporunu yazar:
"Arifiye, bataklık, sineklik bir yer. Burada sadece iki ev gördüm."
Bu olumsuz görüşle Tonguç, şu yanıtı verir:
"İki vatandaş gidip orada ev yaptığına göre, biz daha iyisini yaparız."
SAİM TOKAÇOĞLU'NUN YAZISI, "KATLEDİLEN ODTÜ DOĞASI"
KATLEDİLEN ODTÜ DOĞASI
Ankara'nın akciğerleri olarak bilinen ODTÜ Ormanı, bağrına saplanan iş makinelerinin kepçeleriyle bir gecede çöle döndü. Şehrin kalbinde bulunan ODTÜ Ormanı, Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı İ. Melih Gökçek'in hışmından kurtulamadı. Mesele, tabii ki yine 3-5 ağaç değil. 90-100 metre genişliğinde, kilometrelerce uzunlukta bir alandan söz ediyoruz...
9 7 
1 - 2 - 3 - 4 - 5 - 6 - 7 - 8 - 9 - 10
 8 :
 

Bizhaberiz Bağımsız Haber Portalı

BİZHABERİZ BAĞIMSIZ HABER PORTALI | Bizhaberiz.net © 2016 | Son Güncelleme : 22.05.2018 - 08:56:59 | Şu an 86 kişi online | Kullanım Koşulları