ANA SAYFABİZHABERİZREKLAM
   
HAYKO BAĞDAT: "EMEK SÖMÜRÜSÜ VAR!"
İÇERİK
BAŞLIKLAR

Can Dündar'ın sitesinden ayrılan Hayko Bağdat: "Emek sömürüsü var!"

Can Dündar'ın sitesinden ayrılan Hayko Bağdat, "Bu kadar dert içinde nolur başınız ağrımasın benim yüzümden. Ama ben, Can Dündar ile birlikte kurduğumuz Özgürüz macerasından ayrılıyorum. 10 gün önce yazdığım istifa gerekçem, sitedeki mektup serisi formunda aşağıdadır. Bana yardımcı olup metni Almanca, Alman kamuoyuyla da paylaşırsanız makbule geçer. Emeği geçen herkese sonsuz teşekkür. İzleyen herkese de öyle. Haberleşiriz..." açıklamasıyla aşağıdaki mektubu paylaştı. Biraz olsun emeği gasp edilen bir gazetecinin sesi olabilmek adına Hayko Bağdat'ın mektubunu olduğu gibi yayınlıyoruz.

"Hayko Bağdat
10 saat •
Selam Millet,
Bu kadar dert içinde nolur başınız ağrımasın benim yüzümden.
Ama ben, Can Dündar ile birlikte kurduğumuz Özgürüz macerasından ayrılıyorum. 10 gün önce yazdığım istifa gerekçem, sitedeki mektup serisi formunda aşağıdadır.
Bana yardımcı olup metni Almanca, Alman kamuoyuyla da paylaşırsanız makbule geçer. Emeği geçen herkese sonsuz teşekkür. İzleyen herkese de öyle.
Haberleşiriz...

Ulaş, Elif ve David...

Canım Kardeşim selam;
Burada her sabah İsa Mesih’ten memleketimdeki tüm insanlar için sağlık, adalet ve huzur diliyorum. Elbette senin adını özellikle geçiriyorum dualarımda. Dile kolay 27 yıllık arkadaşız neticede.

Çok fena haber. Ofisten Dersimli Ulaş büyük bir kaza atlattı. Sen 6 aydır 7/24 çalış, Kürdistan’daki ailene para göndermenin hatırına Alman patrondan it muamelesi gör, kendine et alma, sonra ofiste bayıl... Üstelik bayılırken stüdyodaki 350 ekran TV’ye tutun, yuvarlan, altında kal 350 kilonun. Öldü zannettim birden. Bir “aaaahhh” dedi önce, sonra yine bayıldı yattığı yerde. Ambulans çağırdı hemen ofis arkadaşlarımız. 10 dakika sonra geldiler. Sedyeye koydular, bir türlü ambulansa gidemiyoruz. “Sigorta evrakları nerede” diyor doktor herif. “Hastanede konuşuruz be, hadi bindirin ambulansa yoksa taksiyle götüreceğim” deyince ancak bindirdiler.
Hastaneye vardık. Aldılar, Ulaş’ı acile koydular, bizi de kapının önüne, bahçeye...
Hemen Can Abi’yi aradım. Çok üzüldü. Ofise geçti...
O sırada bizim Alman patron David gelmiş ofise. Yerlerde koca TV, TV’nin düşerken yanında götürdüğü pahalı kameralar, ışıklar, kırık bir IKEA masası...
“Alllaahımmmm” diye bağırmış David kendi dilinde. İyi Hıristiyandır, paskalyada hem Can Abi’ye hem bana misyoner misali Watsaplar attıydı, oradan biliyorum.
Ofistekiler “kimse ölmedi sakin ol” diye teskin ettiler mi bilemem ama “Alllaahımmmm” diye bağırmış David kendi dilinde. “Alllaaaaahımmm, çok pahalıydı bu aletler...
Hastanemizdeki 150. Dakikamız dolmak üzereyken hala sedyede oturuyormuş çocuk. Selam bile vermemişler. Ben acilin kapısından girmeye çalışarak tam “ya omurgası kırıldıysa ulan, bir doktor bulsanıza siktiğim hastanesinde” diye bağırırken Can Abi yetişti imdadımıza.
“Abi” dedim, “bu David denen herif aramış Margarita’yı. Çocuk nasıl diye sormadan ‘sorarlarsa freelans çalışıyor deyin. Sigortası öder masrafları zaten’ deyip kapatmış. Bu çocuk altı aydır 7/24 çalışıyor biliyorsun. Alman işçi olsa ayda 8.000 alır bu kadar mesaiye. Sigortası da üç kuruşluk dışarıdan sigorta. Belki ödemez masrafları. Üstelik hepimizin durumu bu. Bir şey sorunca da küfür kafir “fuck” diye geziniyor ortalıkta. Gidip o televizyonu kıracağım ben, demedi olmasın sonra” dedim.
“Çok haklısın” dedi Can Abi. “Anam takside bekliyor. Eve bırakayım da geleyim.”
20 Dakika sonra David mesaj atmış Margarita’ya. “Ulaş iyi mi” demiş. Ah be Can Abi ben ne diyorum, sen ne yapıyorsun. Belki dava açacak Ulaş? Belki hakkını arayacak? Niye herife tüyo veriyorsun? Sorun çıkmasa iyi olur elbet ama çıktı artık? Ulaş ölüyordu ya?
Altı saat sonra röntgen dahi çektiremeden çıktık hastaneden. “Gazeteciyim ulan ben, yazacağım” sizi diye bağırdım bahçede. Yazıyorum işte, hastanenin ad “Klinikum im Friedrichsain”. Alman Sağlık Bakanı David’in ruh eşi değilse müdahale etsin. Hani sosyal devlet falan ya buralar...
Ayrıca Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı da okusun bu yazıyı. Belki muhteşem kalemime aşık olur da kitap imzalatmaya gelir bana. Ben de ona bizim ortak kuruluş Correctiv nasıl taşeron işçi çalıştırıyor, nasıl emek sömürüyor, iş cinayeti konusunda ne kadar hassas, sigorta neden önemli falan anlatırım arada.
Ertesi gün ofisten Elif, Ulaş’ı tanıdığı bir doktora götürdü. 182 Euro ödemiş Ulaş. Allah korumuş, ölebilirmiş ama ölmemiş. Biraz et yese iyi olurmuş...
Sonra ofise geldiler. Ulaş fırsatını bulup TV’nin yanına gitti bakmaya. Kırılmışsa parasını falan isterler belki. TV, Ulaş’tan daha az hasarlıymış Allahtan. Paskalya’nın 40’ı idi kaza günü. Belki David’in insanlık için ettiği dualar korumuştur çocuğu...
Ofiste Elif, David’i çekti köşeye sonra. Dünden beri olan yabanilikleri söylememek için dudağını ısırıp “Bak David” dedi. “Ben burada tam mesai çalışıyorum. Son 2 ay bana maaş yatırmadınız. Bürokrasi falan dediniz. Daha önce de eksik yatırmıştınız. Ayrıca sadece burada çalıştığım için %30 civarı vergi çıkıyormuş bana. Herkese de böyle. Niye bizi uyarmadınız? Üstelik zaten....”
“Yeter yahu” demiş David, ağzından tükürükler saçarak. “Freelans çalışmak ne demek bilmen lazım. Üstelik 3-4 gün çalış burada, git başka yerlere de fatura kes, vergin çıkmasın. Elif, ağlayarak ofisi terk ederken göz göze geldik. Üç vakte kalmaz aradım Elif’i. “Evet Elif” dedim, “evet, sabah 9’da işe gelmedin diye iki kere kızdım sana. Ulaş daha çok çalışıyor sen gelmeyince diye kızdım. Ve evet Elif, sen başka yerde çalışamazdın, vaktin yoktu. Dava açarsan bu herife, beni şahit yaz. Can Abi iyi bir insan ama emekçiler kurda kuşa yem olurken çalışanlarının hakkını koruyamadı David’e karşı. Keşke beni dinleseydi de kırsaydık o gece Dev Ekran TV’yi... Gece Ulaş’ın evinde toplanıp gülerdik yaptığımıza. Bir kahkaha bir biftek derlerdi eskiler. İyi gelirdi çocuğun acılarına...”
Can Abi David’i aramış, durumu anlatmış sağolsun. İstifa sonrası işçi haklarını almaya çalışacakmış Elif’in. Elif’e de “keşke kapıyı çarpıp çıkmasaydın, oturup konuşur bir yol bulurduk” demiş. Güney Afrika’dan iki hafta sonra geleceği için mail ile yazabilmiş bunları Elif’e.
Elif “bu benim ‘fuck’ diye bağırandan üçüncü balgam yiyişim. Çözeydiniz ya şimdiye kadar” dedi mi bilmiyorum. Dese hakkı var çünkü.
Neticede ofiste iki kişiyiz şu anda. Ulaş ve ben. David geçenlerde “Para bitti, bağış bulmazsanız bu ay sonu işiniz biter” dediği için Ulaş mail havuzu oluşturuyor. Bağış için mail atılacakmış. Ben hem muhabirlerimiz işsiz kalmasın, iki çocukla benim gelirim kesilmesin, Ulaş ilticaya başvurup kampa gitmesin diye ekmek parası kovalıyorum, hem de Elif’in davasında vereceğim ifadenin provasını yazıyorum sana.
“Oğlum bütün bunlar olurken TV kırma arabeskliğinden başka ne yaptın yoldaşların için” diye sorsana bana? Sor ama cevabını buradan yazmayacağım. Duruşmada Elif ve başka yiğit davacılar olursa onların ifadesinde geçer mutlaka adım. Beyan esastır, onlar ne derse kabulümdür...
Kısaca kardeşim, Özgürüz hikayesi bitiyor galiba. Can Abi’den Allah razı olsun. Hanımı çocukları buraya güvenle getirmeme vesiledir. Sağa sola muhtaç olmadan mesleğimi icra ederek ekmek kazanmama vesiledir. En az 15 kişiye ekmek veren kurumun kurucusudur. David’e “yeter lan” diyemediği için ayıp etmiştir. “Biz senin gibi adamlarla mı AKP’yi devireceğiz, sen önce çalışanının canına üzül yabani” diyemediği ve bana da dedirtmediği için kabahatlidir. Benim de 1001 kabahatim vardır elbet. Can Abi isterse o da benimkileri yazar. Anacığı çok şeker bir ihtiyar ama. Ona bir Türk kahvesi yapamadım ofiste diye içimde kaldı...
Şimdi ne olacak bilmiyorum. Köln’deki Artı TV program istiyordu benden. Belki onu yaparım. Erk Acarer de burada. Çok seviyorum onu ve ailesini. Ailem de seviyor onları. Belki beraber yaparız programı. David ile kitap anlaşması imzalamadım tabi. Bu mektuplara ne numaralar ekleyip, taklalar attırıp kitap yapacağım ya, bir yayınevi bulmalıyım burada. Kimden termin istesen 15 gün sonraya gün veriyor, bakalım.
Beni de Can Abi gibi TV’lere çağırmaya başladılar. Burada da meşhur olursam iyi olur. Para kazanırsam Ulaş mülteci kampına gitmez. Elif’e de yeni iş imkanı yaratırım. Ama Ulaş gibi 9’da gelecek işe. Hem arada et yemeği yapsın evde. Ulaş’ın bir kız kardeşe ihtiyacı var. Bakamıyor kendine böyle.
Başka çok isim var kafamda meşhur olup para kazanırsam parayı paylaşacağım.

Teo çok mutlu burada. Paso park istiyor canavar. Park için direnen yoldaşlarımız el vermiş ruhuna. Aras da youtuber olacakmış. 11 yaşına gelmeden bu kadar olgunlaşması garibime gidiyor. Şımarıklık yapsa, sorun çıkarsa sevineceğim sanki. Onunla gurur duyuyorum hep. Sebepsiz yere değil ama. Belma desen ikinci balayımızı yaşıyoruz çok şükür. Belma o kadar güzel ki... Köpeğimiz Alis desen yılın şanslı köpeği seçilecek neredeyse. Topkapı Hayvan Barınağı’ndan Berlin Hayvan Hakları Şehri’ne geldi resmen. Bir kitap da onun ağzından yazsam olur yani...

Bende şimdilik havadisler böyle kardeşim.
Kendine çok dikkat et. Haftaya yine yazacağım.
Hacı anne, hacı babaya çok selam. Abilerine çok selam. Ufaklığı öp benim için.

Not: Bu mektup nerede yayınlanacak bilmiyorum. Özgürüz’de yayınlansa Can Abi ile David’in arası bozulur şimdi. Ben yine de Elif’e ve Ulaş’a gönderiyorum mektubu. Ölümlü dünya, başıma bir iş gelir, hak davasında şahitlik edemeden gideriz ahirete."

 

ORHAN AYDIN'IN YENİ YAZISI, "KIRIK KOL..."
KIRIK KOL
-Bugün 160. gün, iki insan ölümün eşiğinde nefesliyor hayatı. Milyonlarca kez hep aynı cümleyi tekrarlayarak, "İşimizi geri istiyoruz."
-Umursamıyorlar. AKP "terörist" damgasını vurdu ve destek veren bir avuç erdemli insana en gaddar biçimiyle davranarak, OHAL ve KHK kanunsuzluğunu savunuyor...
AYŞE ÖZER'İN YENİ YAZISI, "KÜTÜK SİYASETİ: NERELİSİN?"
KÜTÜK SİYASETİ: NERELİSİN?
Her birey kendi hikâyesinin yönetmeni olmak ister. Avuç içi kadar kalan parklarımızda kene korkusuyla çimlere oturamadığımızdan sırtlarımızda taşıdığımız rejisör koltuklarına merakımız bundandır belki de. Mekanlarımız elimizden alındığı sırada rejisör koltuğunda başkaları oturduğundan elimizde açılır kapanır koltuklarla kalakaldık. Oysa ki bu bizim hikayemizdi ve bizimkisi bir aşk hikayesiydi. Öyle bellemiştik...
NUSRET ERTÜRK'ÜN YAZISI, "EŞE KİTAP YAZMA İNCELİĞİ"
EŞE KİTAP YAZMA İNCELİĞİ
Attila Aşut
'un, köy enstitülü öğretmen, yazar Osman Bolulu'nun ardından Facebook sayfasındaki (03.08.2017) yazısında geçen şu tümce ilgimi çekti:
"Çok sevdiği ve adına kitap yazdığı eşi Nermin öğretmenin yanında toprağa verildi."
Bu tümcede üç sözcük öne çıkıyordu: "adına kitap yazdığı..."
ORHAN AYDIN'IN YENİ YAZISI, "İMDATTT..."
İMDATTT...
Önce güldüm acı acı sonra küfrettim ağız dolusu.
Nuriye ve Semih’in adalet için direnişlerinin 150. gününde, Kadıköy Süreyya Operası önünde polis, ‘Allah-u Ekber” diyerek insanlığa saldırırken, İnsan Hakları Anıtı performansı gerçekleştiren sanatçı arkadaşı heykel sanıp dokunmuyorlar!
Sanatın gücü zorbalığa güldürüyor...
NUSRET ERTÜRK'ÜN YENİ YAZISI, "DOKTOR YETİŞ"
DOKTOR YETİŞ
Doktor Muzaffer Gülbaş, Anadolu'nun bir ilçesinde yaşadığı anısını anlattı.
Doktor odasına bir adamla bir çocuk girer. Hastanın adı sorulur:
Adam:
"Doktor" der.
Galiba yanlış anlaşıldı diye Muzaffer bey, hastanın adını yeniden sorar...
RAHMİ YILDIRIM'IN YAZISI, "HARAM PARA İLE HACC!!!"
HARAM PARA İLE HACC!!!
Diyanet'in tarihinde sabık başkan Mehmet Görmez kadar tartışılan, adı skandallarla birlikte anılan ikinci bir başkan var mıdır acaba? Matbuatta yazılanlara bakılırsa, Mehmet Görmez istifa etmemiş, istifaya zorlanmış, o da istifa baskısına direnmemiş, bırakmış görevi. İslam dini "Allah'tan başkasına kulluk etmeyin" diye öğütlese de, 657 sayılı kanundan kadrolu maaşlı evliyanın kerameti dirayeti bu kadar olabiliyor işte!
ORHAN AYDIN'IN YAZISI, "YENİ BİR YAĞMUR GEREK..."
YENİ BİR YAĞMUR GEREK...
-Makyaj lağım suları ile dökülünce talanın ne olduğu anlaşıldı mı acaba?
-Hayır, işi Allah'a havale ettiler.
-Deprem için söyledikleri "Bu kadar zina ederseniz olacağı bu." gibi mi?
-Daha da ötesi "Kâfirlik yapıp dinden çıkarsan yağmur da yağar dolu da. Allah'ın gözü üstümüzde." diyorlar...
"İSTANBUL BU YÜKÜ TAŞIYAMAZ!"
İSTANBUL BU YÜKÜ TAŞIYAMAZ!
Plansız şehirleşmenin dünya rekoru İstanbul'dadır. Gecekonduyu, yeşil alanı ranta çevirmenin rekoru da bu şehrimize aittir. Müteahhit zengin eden şehir de yine İstanbul'dur.
Bütün siyasi parti Belediyelerinin ortak hareket ettiği, bu bakımdan kimsenin kimseye laf söyleyemeyeceği manzaranın sahibi de milletçe hepimiziz.
Az yağmur yağdığı zaman trafiğin yavaşladığı...
ORHAN AYDIN'IN YENİ YAZISI, "KAHROLSUN İSTİBDAT..."
KAHROLSUN İSTİBDAT...
Günlerden 24 Temmuz, Basın Özgürlüğü Günü.
Çağlayan adliyesinin önünde toplam 300 kişi var.
Çoğunluğu yabacı gazeteciler, ülkemin boyun eğmeyen basınının tüm genç yürekleri, bazı parti ve STK temsilcileri, vekiller, destek için gelen az sayıda yurttaş ve birkaç sanatçı arkadaş.
Tam 9 ay sonra mahkemeye çıkarılacak 11’i tutuklu 17 gazetecinin duruşması var...
NUSRET ERTÜRK'ÜN YENİ YAZISI, "SERİNLETEN SÖZLER"
SERİNLETEN SÖZLER
Yaz mevsimindeyiz. Sıcaklar, yükseldikçe yükseliyor; can sıkıyor. Kurtuluşu yok mu? Neden olmasın. Bir güzel söz, içimizi hem ısıtır, hem serinletir. Yeter ki o söz bulunsun.
İnsanın en güçsüz anı, kendisini en güçlü hissettiği andır.
***
Akıllı insan dürüsttür.
J.Clarke...
ATTİLA AŞUT'UN YENİ YAZISI, "YÜRÜYÜŞTEN İZLENİMLER"
YÜRÜYÜŞTEN İZLENİMLER
Türkiye'nin toplumsal tarihinde yeni bir dönemin başlangıcı sayılan "Adalet Yürüyüşü", 9 Temmuz'da gerçekleştirilen iki milyonluk Maltepe Mitingi ile doruğa ulaştı. Bu yazıda, yürüyüş ve sonrasına ilişkin izlenimlerimizi paylaşmak istiyorum...
-Öncelikle belirtmemiz gerekir ki, CHP örgütü bu sınavdan yüzünün akıyla çıktı. Son derece örgütlü ve disiplinli bir yürüyüştü. 25 gün boyunca kayda değer bir aksaklık yaşanmadı...
"ATANAMAYAN SOL YA DA AL YAZMALININ ÖLÜMÜ"
ATANAMAYAN SOL YA DA AL YAZMALININ ÖLÜMÜ
"Samet, baba demişti" der Asya, sevginin emek olduğunu anladığında. Oğlu "baba" dediğinden değil, Asya'yı her şeyiyle sevdiğinden Cemşit'i seçer. Güzel günler göreceğiz diyen o muhteşem şiirli şarkı marş gibi söylenirken ve sürekli geleceği işaret ederken, orta sınıfın taşrada hizmet etme aşkını anlatan dizi bile "Yarın Artık Bugündür" demektedir...
NUSRET ERTÜRK'ÜN YENİ YAZISI, "BİLİM İNSANI MISINIZ?"
BİLİM İNSANI MISINIZ?
Sanatçı "hayır" diyendir.
Gerçek bilim insanının ise sözü kesin doğrudur. "Su, yüz derecede kaynar " diyorsa, tartışılmaz. Tüm uygar ülkelerde kural budur.
Bizde Darwin okutulmaz oldu. Buna, ülke içinden pek tepki gelmedi. Yüz akımız, onurumuz, Nobel ödüllü Prof. Aziz Sancar'ımız iyi ki var. Bir cümle ile kesip attı:
"Evrim gerçektir. Dinle ilgili değildir." Nokta...
"REEL FAİZ İLE ENFLASYON İLİŞKİSİ"
REEL FAİZ İLE ENFLASYON İLİŞKİSİ
Faiz, borç verenin parasını belirli bir süre kullandırması karşılığında aldığı bedeldir. Faiz oranı genellikle yıllık olarak ifade edilir. Örneğin "6 aylık mevduat faiz oranı yüzde 14" dendiği zaman 6 aylık getirisinin yüzde 7 olduğu anlaşılmalıdır. Bu şekilde kullanılan tüm faiz oranları "nominal faiz" olarak ifade edilir. Bir ekonomide nominal faiz, yaklaşık olarak reel faiz ile beklenen enflasyon toplamından oluşur...
ATTİLA AŞUT'UN YAZISI, 'ON BİNLERİN “ADALET YÜRÜYÜŞÜ'"
ON BİNLERİN “ADALET YÜRÜYÜŞÜ”
Kemal Kılıçdaroğlu'nun 15 Haziran'da tek başına başlattığı, ancak daha sonra on binlerin katıldığı 25 günlük Adalet Yürüyüşü, dün İstanbul'da dev bir buluşmayla sona erdi. Bu yazıyı İstanbul Mitingi'nden önce yazdığım için ayrıntıya giremiyorum. Şimdilik yürüyüş konusunda genel bir değerlendirme yapmakla yetineceğim.
"DUYDUM Kİ UNUTMUŞSUN FİLTRE KAHVE SEVDİĞİMİ…"
DUYDUM Kİ UNUTMUŞSUN FİLTRE KAHVE SEVDİĞİMİ…
“Böyle konuşamıyorum, gözlerine bakmam lazım” dedi genç kadın, güneş gözlüğü takarak karizmatik olduğunu düşünen, babet çoraplı kısa pantolonlu genç adama. O sırada “bir filtre kahve alabilir miyim hocam?” dedi genç adam garsona. Sofistike zevkleri olduğunu kanıtlamak istiyordu genç kadına. Filtre kahve her dilde sofistikeydi, filtreydi bir kere. Ağzının tadını bilirdi genç adam, sevmezdi esasen filtre kahveyi...
ATTİLA AŞUT'UN YENİ YAZISI, "HEPSİ 'BAŞDANIŞMAN'!"
HEPSİ "BAŞDANIŞMAN"!
Ülkemizde Saray yönetimiyle birlikte "Başdanışmanlık" saltanatı başladı!
Kesin sayılarını ve aldıkları ücretleri kimse bilmiyor. Çünkü başdanışmanlara ilişkin bilgiler, "devlet sırrı" kapsamına giriyormuş. Yurttaş olarak Bilgi Edinme Yasası çerçevesinde Cumhurbaşkanlığı'na başvursanız da bu konuda alabileceğiniz bir yanıt yok. Zaman zaman basına demeç verdiklerinde ya da ekranlarda boy gösterdiklerinde tanıyabiliyoruz bu "Saray akıldaneleri"ni...
ORHAN AYDIN'IN YENİ YAZISI, "SİVAS'IN ATEŞİ..."
SİVAS'IN ATEŞİ...
-Madımakta arkadaşlarımı yaktınız.
-Günü gelir sende yanarsın inşallah.
-Katiller aramızda dolaşıyor, hiçbiri yargılanmadı.
-Kim ulan katil, sen kimsin, hangi cüretle din kardeşlerimize katil diyorsun?
-Katillerin avukatlığını yapanlar vekil, bakan yapıldılar...
ATTİLA AŞUT'UN YENİ YAZISI, "ÜÇ AYDIN, ÜÇ MEKTUP"
ÜÇ AYDIN, ÜÇ MEKTUP
AKP iktidarında, her alanda olduğu gibi dilde de gericileşme hız kazandı. Dil Devrimi'nin kazanımları bir bir yok edilmeye çalışılıyor. Osmanlıca zorlamasıyla okullarda yeniden "eski dil"e dönüş başladı. Bir yandan Batı kaynaklı sözcüklere savaş açan "yerli ve milli" politikacılarımız, öte yandan Arapça ve Farsçaya güzelleme yapıyorlar...
ORHAN AYDIN'IN YENİ YAZISI, "İBADET ve ADALET"
İBADET ve ADALET
"AKP ne yaptığın bilmiyor" diyenler yanılırlar.
Adım adım 2023'e yürüyor ve her şey planlı programlı.
Tüm eğitim sisteminin dinselleştirilmesi ile yargı üstünde kurulan kumpas bunun iki basit örneğidir. Elli bin yerleşimli her yaşam alanına zorla dayatılan imam hatipler yayınlananan yasayla "Beş bin yerleşimli her yere 1 imam hatip" diye değiştirildi.
Tüm okullara mescid zorunluluğu getirildi...
ERCÜMENT TUNÇALP'İN YENİ YAZISI, "BÜYÜMENİN KALİTESİ"
BÜYÜMENİN KALİTESİ
Büyümeye sadece rakamsal boyuttan bakmak çoğu zaman yanıltır. Oysa niteliğine bakmak, sürdürülebilir olup olmadığı konusunda genel bir fikir verebilir. Örneğin, mevcut büyüme yatırım harcamalarından mı, yoksa tüketim harcamalarından mı geliyor? Dış kaynağa dayalı bir büyüme mi, yoksa iç tasarruflara dayanan bir büyüme mi? Veya büyümenin sonucunda şirketlerin borcu ne oluyor, bankaların finansal sağlığı hangi yönde gelişiyor?
ATTİLA AŞUT'UN YENİ YAZISI, "SIRA 'AK-PAK PARTİSİ'NDE!"
SIRA "AK-PAK PARTİSİ"NDE!
Türkiye’de yıllar önce “AKP-AK Parti” tartışması başladığında, dönemin CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, “AKP ak değil ki AK Parti diyelim” demişti.
CHP, son dönemde tutum değiştirdi. Parti yönetimi, Anayasa değişikliğine ilişkin halkoylaması sürecinde, “AKP demeyelim, AK Parti diyelim” demeye başladı...
ORHAN AYDIN'IN YENİ YAZISI, "ADALETİNİZ BATSIN..."
ADALETİNİZ BATSIN...
Adalet diye haykıran iki gencecik yüreği ölüme yatırdınız.
Tüm dünyanın gözlerinin önünde derdest edip, kelepçeleyerek hücrelere attınız ve haklarında tek belge-veri yokken, yalanı büyütüp ‘terörist’ damgası vurarak karalamaya çalıştınız.
Oysa yalnızca işlerini geri istiyorlar.
Bugün 104. gün...
ORHAN AYDIN'IN YENİ YAZISI, "KAYBEDECEKLER..."
KAYBEDECEKLER...
Baskıyla, zulümle, yasa tanımazlıkla, kanunsuzluk ve kuralsızlıkla yeneriz, yok ederiz, köklerini kuruturuz sanıyorlar.
Oysa bizden daha iyi biliyorlar işçiye, emekçiye, üreten insanlığa örülen her duvar yıkılır.
Hak ve eşitlik ve özgürlük diye haykıranları, barış ve kardeşlik ve aşk diye birleşip saf tutanları hiçbir zalimin zulmü durduramamıştır...
HAYKO BAĞDAT: "EMEK SÖMÜRÜSÜ VAR!"
HAYKO BAĞDAT: "EMEK SÖMÜRÜSÜ VAR!"
"Bu kadar dert içinde nolur başınız ağrımasın benim yüzümden. Ama ben, Can Dündar ile birlikte kurduğumuz Özgürüz macerasından ayrılıyorum. 10 gün önce yazdığım istifa gerekçem, sitedeki mektup serisi formunda aşağıdadır. Bana yardımcı olup metni Almanca, Alman kamuoyuyla da paylaşırsanız makbule geçer. Emeği geçen herkese sonsuz teşekkür. İzleyen herkese de öyle. Haberleşiriz..."
ATTİLA AŞUT'UN YENİ YAZISI, "NÂZIM'IN ŞAPKASI"
NÂZIM'IN ŞAPKASI
BirGün yazarlarından Zafer Diper de Türkçe konusunda bencileyin titizlenen biridir. Aynı zamanda değerli bir yönetmen ve oyuncu olan arkadaşımız, hem öz Türkçeyi ödünsüz savunur hem yazım kurallarına uyulmasını ister. Zaman zaman kendi aramızda yazışır, dertleşiriz. Geçenlerde bir okurundan aldığı mektubu paylaştı benimle...
NUSRET ERTÜRK'ÜN YENİ YAZISI, "BİR YER"
BİR YER
Müdür odasında dört kişi idik. Müdüre hanım, emekli albay Ali bey, sağlıkçı Salih bey ve ben.
Güzel gülüşlü müdüre hanım, yüzüme uzun uzun baktıktan sonra, tatlı sesiyle bana:
"Sizi bir yerden tanıyorum!" dedi.
Oradakilerin anlam dolu gözleri odayı dolaştı...
"ZEYTİNLİKLERİ KORUYAMIYORUZ!"
ZEYTİNLİKLERİ KORUYAMIYORUZ!
Tarım alanlarımızın giderek daraldığı inkar edilemeyen bir gerçektir. Peki korumak için ne yapıyoruz?  Hiçbir şey...
İçinizden, " ‘Tarım alanlarını birlikte koruyalım' sloganlı Kamu Spotlarını görmüyor musun?"  diye soranlar çıkabilir. Evet, ilk gördüğümde şaşkınlıktan mesajın tam adresini öğrenemedim...
ATTİLA AŞUT'UN YAZISI, "HADİ BUNLARI DA DEĞİŞTİRSENE!"
HADİ BUNLARI DA DEĞİŞTİRSENE!
AKP Genel Başkanı RTE, 16 Nisan’daki Anayasa değişikliği ile ülkenin tek egemeni oldu. Artık bir buyrukla yapamayacağı şey yok! “Talimat verdim” dedi mi akan sular duruyor! Son günlerde bunun en çarpıcı örneğini, “Statlardaki ‘Arena’ sözü kalkacak!” dediğinde gördük.
Daha önce “Ya Allaaah bismillah!” diyerek kurdelelerini kestiği...
ORHAN AYDIN'IN YENİ YAZISI, "KÖLE PAZARI"
KÖLE PAZARI...
Televizyon yayıncılığında reklam verenle yayınlayan aynı olunca sağ ceplerinden alanlar sol ceplerine koyuyorlar.
Hem de öyle üç-beş kuruş filan değil, tomarlarla.
Alanda çalışan binlerce insan ise mutsuz.
Emeklerinin üstüne yapışan keneleri görüyor, acısını çekiyor ama bir kez olsun başlarını kaldırıp ‘yeter’ demiyorlar...
9 7 
1 - 2 - 3 - 4 - 5 - 6 - 7 - 8 - 9 - 10
 8 :
 

Bizhaberiz Bağımsız Haber Portalı

BİZHABERİZ BAĞIMSIZ HABER PORTALI | Bizhaberiz.net © 2016 | Son Güncelleme : 16.12.2017 - 08:10:20 | Şu an 121 kişi online | Kullanım Koşulları