ANA SAYFABİZHABERİZREKLAM
   
HAYKO BAĞDAT: "EMEK SÖMÜRÜSÜ VAR!"
İÇERİK
BAŞLIKLAR

Can Dündar'ın sitesinden ayrılan Hayko Bağdat: "Emek sömürüsü var!"

Can Dündar'ın sitesinden ayrılan Hayko Bağdat, "Bu kadar dert içinde nolur başınız ağrımasın benim yüzümden. Ama ben, Can Dündar ile birlikte kurduğumuz Özgürüz macerasından ayrılıyorum. 10 gün önce yazdığım istifa gerekçem, sitedeki mektup serisi formunda aşağıdadır. Bana yardımcı olup metni Almanca, Alman kamuoyuyla da paylaşırsanız makbule geçer. Emeği geçen herkese sonsuz teşekkür. İzleyen herkese de öyle. Haberleşiriz..." açıklamasıyla aşağıdaki mektubu paylaştı. Biraz olsun emeği gasp edilen bir gazetecinin sesi olabilmek adına Hayko Bağdat'ın mektubunu olduğu gibi yayınlıyoruz.

"Hayko Bağdat
10 saat •
Selam Millet,
Bu kadar dert içinde nolur başınız ağrımasın benim yüzümden.
Ama ben, Can Dündar ile birlikte kurduğumuz Özgürüz macerasından ayrılıyorum. 10 gün önce yazdığım istifa gerekçem, sitedeki mektup serisi formunda aşağıdadır.
Bana yardımcı olup metni Almanca, Alman kamuoyuyla da paylaşırsanız makbule geçer. Emeği geçen herkese sonsuz teşekkür. İzleyen herkese de öyle.
Haberleşiriz...

Ulaş, Elif ve David...

Canım Kardeşim selam;
Burada her sabah İsa Mesih’ten memleketimdeki tüm insanlar için sağlık, adalet ve huzur diliyorum. Elbette senin adını özellikle geçiriyorum dualarımda. Dile kolay 27 yıllık arkadaşız neticede.

Çok fena haber. Ofisten Dersimli Ulaş büyük bir kaza atlattı. Sen 6 aydır 7/24 çalış, Kürdistan’daki ailene para göndermenin hatırına Alman patrondan it muamelesi gör, kendine et alma, sonra ofiste bayıl... Üstelik bayılırken stüdyodaki 350 ekran TV’ye tutun, yuvarlan, altında kal 350 kilonun. Öldü zannettim birden. Bir “aaaahhh” dedi önce, sonra yine bayıldı yattığı yerde. Ambulans çağırdı hemen ofis arkadaşlarımız. 10 dakika sonra geldiler. Sedyeye koydular, bir türlü ambulansa gidemiyoruz. “Sigorta evrakları nerede” diyor doktor herif. “Hastanede konuşuruz be, hadi bindirin ambulansa yoksa taksiyle götüreceğim” deyince ancak bindirdiler.
Hastaneye vardık. Aldılar, Ulaş’ı acile koydular, bizi de kapının önüne, bahçeye...
Hemen Can Abi’yi aradım. Çok üzüldü. Ofise geçti...
O sırada bizim Alman patron David gelmiş ofise. Yerlerde koca TV, TV’nin düşerken yanında götürdüğü pahalı kameralar, ışıklar, kırık bir IKEA masası...
“Alllaahımmmm” diye bağırmış David kendi dilinde. İyi Hıristiyandır, paskalyada hem Can Abi’ye hem bana misyoner misali Watsaplar attıydı, oradan biliyorum.
Ofistekiler “kimse ölmedi sakin ol” diye teskin ettiler mi bilemem ama “Alllaahımmmm” diye bağırmış David kendi dilinde. “Alllaaaaahımmm, çok pahalıydı bu aletler...
Hastanemizdeki 150. Dakikamız dolmak üzereyken hala sedyede oturuyormuş çocuk. Selam bile vermemişler. Ben acilin kapısından girmeye çalışarak tam “ya omurgası kırıldıysa ulan, bir doktor bulsanıza siktiğim hastanesinde” diye bağırırken Can Abi yetişti imdadımıza.
“Abi” dedim, “bu David denen herif aramış Margarita’yı. Çocuk nasıl diye sormadan ‘sorarlarsa freelans çalışıyor deyin. Sigortası öder masrafları zaten’ deyip kapatmış. Bu çocuk altı aydır 7/24 çalışıyor biliyorsun. Alman işçi olsa ayda 8.000 alır bu kadar mesaiye. Sigortası da üç kuruşluk dışarıdan sigorta. Belki ödemez masrafları. Üstelik hepimizin durumu bu. Bir şey sorunca da küfür kafir “fuck” diye geziniyor ortalıkta. Gidip o televizyonu kıracağım ben, demedi olmasın sonra” dedim.
“Çok haklısın” dedi Can Abi. “Anam takside bekliyor. Eve bırakayım da geleyim.”
20 Dakika sonra David mesaj atmış Margarita’ya. “Ulaş iyi mi” demiş. Ah be Can Abi ben ne diyorum, sen ne yapıyorsun. Belki dava açacak Ulaş? Belki hakkını arayacak? Niye herife tüyo veriyorsun? Sorun çıkmasa iyi olur elbet ama çıktı artık? Ulaş ölüyordu ya?
Altı saat sonra röntgen dahi çektiremeden çıktık hastaneden. “Gazeteciyim ulan ben, yazacağım” sizi diye bağırdım bahçede. Yazıyorum işte, hastanenin ad “Klinikum im Friedrichsain”. Alman Sağlık Bakanı David’in ruh eşi değilse müdahale etsin. Hani sosyal devlet falan ya buralar...
Ayrıca Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı da okusun bu yazıyı. Belki muhteşem kalemime aşık olur da kitap imzalatmaya gelir bana. Ben de ona bizim ortak kuruluş Correctiv nasıl taşeron işçi çalıştırıyor, nasıl emek sömürüyor, iş cinayeti konusunda ne kadar hassas, sigorta neden önemli falan anlatırım arada.
Ertesi gün ofisten Elif, Ulaş’ı tanıdığı bir doktora götürdü. 182 Euro ödemiş Ulaş. Allah korumuş, ölebilirmiş ama ölmemiş. Biraz et yese iyi olurmuş...
Sonra ofise geldiler. Ulaş fırsatını bulup TV’nin yanına gitti bakmaya. Kırılmışsa parasını falan isterler belki. TV, Ulaş’tan daha az hasarlıymış Allahtan. Paskalya’nın 40’ı idi kaza günü. Belki David’in insanlık için ettiği dualar korumuştur çocuğu...
Ofiste Elif, David’i çekti köşeye sonra. Dünden beri olan yabanilikleri söylememek için dudağını ısırıp “Bak David” dedi. “Ben burada tam mesai çalışıyorum. Son 2 ay bana maaş yatırmadınız. Bürokrasi falan dediniz. Daha önce de eksik yatırmıştınız. Ayrıca sadece burada çalıştığım için %30 civarı vergi çıkıyormuş bana. Herkese de böyle. Niye bizi uyarmadınız? Üstelik zaten....”
“Yeter yahu” demiş David, ağzından tükürükler saçarak. “Freelans çalışmak ne demek bilmen lazım. Üstelik 3-4 gün çalış burada, git başka yerlere de fatura kes, vergin çıkmasın. Elif, ağlayarak ofisi terk ederken göz göze geldik. Üç vakte kalmaz aradım Elif’i. “Evet Elif” dedim, “evet, sabah 9’da işe gelmedin diye iki kere kızdım sana. Ulaş daha çok çalışıyor sen gelmeyince diye kızdım. Ve evet Elif, sen başka yerde çalışamazdın, vaktin yoktu. Dava açarsan bu herife, beni şahit yaz. Can Abi iyi bir insan ama emekçiler kurda kuşa yem olurken çalışanlarının hakkını koruyamadı David’e karşı. Keşke beni dinleseydi de kırsaydık o gece Dev Ekran TV’yi... Gece Ulaş’ın evinde toplanıp gülerdik yaptığımıza. Bir kahkaha bir biftek derlerdi eskiler. İyi gelirdi çocuğun acılarına...”
Can Abi David’i aramış, durumu anlatmış sağolsun. İstifa sonrası işçi haklarını almaya çalışacakmış Elif’in. Elif’e de “keşke kapıyı çarpıp çıkmasaydın, oturup konuşur bir yol bulurduk” demiş. Güney Afrika’dan iki hafta sonra geleceği için mail ile yazabilmiş bunları Elif’e.
Elif “bu benim ‘fuck’ diye bağırandan üçüncü balgam yiyişim. Çözeydiniz ya şimdiye kadar” dedi mi bilmiyorum. Dese hakkı var çünkü.
Neticede ofiste iki kişiyiz şu anda. Ulaş ve ben. David geçenlerde “Para bitti, bağış bulmazsanız bu ay sonu işiniz biter” dediği için Ulaş mail havuzu oluşturuyor. Bağış için mail atılacakmış. Ben hem muhabirlerimiz işsiz kalmasın, iki çocukla benim gelirim kesilmesin, Ulaş ilticaya başvurup kampa gitmesin diye ekmek parası kovalıyorum, hem de Elif’in davasında vereceğim ifadenin provasını yazıyorum sana.
“Oğlum bütün bunlar olurken TV kırma arabeskliğinden başka ne yaptın yoldaşların için” diye sorsana bana? Sor ama cevabını buradan yazmayacağım. Duruşmada Elif ve başka yiğit davacılar olursa onların ifadesinde geçer mutlaka adım. Beyan esastır, onlar ne derse kabulümdür...
Kısaca kardeşim, Özgürüz hikayesi bitiyor galiba. Can Abi’den Allah razı olsun. Hanımı çocukları buraya güvenle getirmeme vesiledir. Sağa sola muhtaç olmadan mesleğimi icra ederek ekmek kazanmama vesiledir. En az 15 kişiye ekmek veren kurumun kurucusudur. David’e “yeter lan” diyemediği için ayıp etmiştir. “Biz senin gibi adamlarla mı AKP’yi devireceğiz, sen önce çalışanının canına üzül yabani” diyemediği ve bana da dedirtmediği için kabahatlidir. Benim de 1001 kabahatim vardır elbet. Can Abi isterse o da benimkileri yazar. Anacığı çok şeker bir ihtiyar ama. Ona bir Türk kahvesi yapamadım ofiste diye içimde kaldı...
Şimdi ne olacak bilmiyorum. Köln’deki Artı TV program istiyordu benden. Belki onu yaparım. Erk Acarer de burada. Çok seviyorum onu ve ailesini. Ailem de seviyor onları. Belki beraber yaparız programı. David ile kitap anlaşması imzalamadım tabi. Bu mektuplara ne numaralar ekleyip, taklalar attırıp kitap yapacağım ya, bir yayınevi bulmalıyım burada. Kimden termin istesen 15 gün sonraya gün veriyor, bakalım.
Beni de Can Abi gibi TV’lere çağırmaya başladılar. Burada da meşhur olursam iyi olur. Para kazanırsam Ulaş mülteci kampına gitmez. Elif’e de yeni iş imkanı yaratırım. Ama Ulaş gibi 9’da gelecek işe. Hem arada et yemeği yapsın evde. Ulaş’ın bir kız kardeşe ihtiyacı var. Bakamıyor kendine böyle.
Başka çok isim var kafamda meşhur olup para kazanırsam parayı paylaşacağım.

Teo çok mutlu burada. Paso park istiyor canavar. Park için direnen yoldaşlarımız el vermiş ruhuna. Aras da youtuber olacakmış. 11 yaşına gelmeden bu kadar olgunlaşması garibime gidiyor. Şımarıklık yapsa, sorun çıkarsa sevineceğim sanki. Onunla gurur duyuyorum hep. Sebepsiz yere değil ama. Belma desen ikinci balayımızı yaşıyoruz çok şükür. Belma o kadar güzel ki... Köpeğimiz Alis desen yılın şanslı köpeği seçilecek neredeyse. Topkapı Hayvan Barınağı’ndan Berlin Hayvan Hakları Şehri’ne geldi resmen. Bir kitap da onun ağzından yazsam olur yani...

Bende şimdilik havadisler böyle kardeşim.
Kendine çok dikkat et. Haftaya yine yazacağım.
Hacı anne, hacı babaya çok selam. Abilerine çok selam. Ufaklığı öp benim için.

Not: Bu mektup nerede yayınlanacak bilmiyorum. Özgürüz’de yayınlansa Can Abi ile David’in arası bozulur şimdi. Ben yine de Elif’e ve Ulaş’a gönderiyorum mektubu. Ölümlü dünya, başıma bir iş gelir, hak davasında şahitlik edemeden gideriz ahirete."

 

"AŞIK PEYGAMBERDEN AŞIK İMAMA İNSANLIK HALLERİ"
RAHMİ YILDIRIM'IN YENİ YAZISI, "AŞIK PEYGAMBERDEN AŞIK İMAMA İNSANLIK HALLERİ"
Referandumun hayhuyu içerisinde vatandaşın hakiki gündemi pek öne çıkmadı. “Arkadaşının eşi ile kaçan imam” başlıklı haber böyle bir gündeme işaret ediyor. 
Medyada yer alan habere göre, Bursa’nın İznik İlçesi Elbeyli Köyü imamı Mustafa T. arkadaşının eşi Funda Ş.’ye vurulmuş. Vurulmakla kalmamış, Funda’yı taktığı gibi koluna kaçırmış...
ERBİL TUŞALP'İN YENİ YAZISI, "BİR İNSAN NASIL BU KADAR..."
BİR İNSAN NASIL BU KADAR…
Gökyüzüne, bağımsızlığa, özgürlüğe ve barışa hasret "sevgili gazeteci arkadaşlarım" için yazmıştım. Bir insana ve bir adama dair onlarla paylaşmak istediğim sorularım vardı. Yanlış adres nedeniyle taş duvarı aşamadı, yerine ulaşmadı.
Belli ki yaşam içeride de (gözaltında, sorguda, mahkemede, cezaevinde) dışarıda da (radyoda, televizyonda, gazetede, dergide) bir kez daha korkuya yenildi...
ERDOĞAN KÖSEOĞLU'NU KAYBETTİK!
ERDOĞAN KÖSEOĞLU'NU KAYBETTİK!
Erdoğan Köseoğlu, 3 Haziran 1950'de İstanbul'da doğdu. Oruç Gazi Ortaokulu'nda öğrenim gördü. Gazetecilik mesleğine 1 Temmuz 1972'de, babası İbrahim Köseoğlu'nun da foto muhabiri olarak çalıştığı Cumhuriyet gazetesinde başladı.
Gülseren Köseoğlu ile evli olan Erdoğan Köseoğlu Ebru ve Esra adlı iki kız çocuğu babasıydı.
SADECE EKONOMİK BÜYÜME YETERLİ Mİ?
SADECE EKONOMİK BÜYÜME YETERLİ Mİ?
Son günlerde 2016 yılının büyüme rakamı olan yüzde 2,9'luk oran bazı siyasiler ve cilacı medya mensupları tarafından akıl almaz şekilde şişiriliyor. Aynen kırıklarla dolu karnesini aldıktan sonra beden eğitimi, resim ve müzik derslerinden aldığı yüksek notları öne çıkartan öğrenciler gibi…
İşsizlik almış başını gitmiş, enflasyon çift rakamlarda yükselme trendine girmiş, paranız değer yitirmiş...
"15 TEMMUZ KONTROLLÜ BİR DARBE MİYDİ?"
15 TEMMUZ KONTROLLÜ BİR DARBE MİYDİ?
15/16 Temmuz gecesi kâbus gecesiydi. Ülke iç savaşın eşiğine geldi, F tipi darbe girişimi bastırıldı, iç savaş savuşturuldu (belki de ertelendi), 248 insan canından oldu. O gece insanlar can verirken, bir siyaset zorbası yaşanan kâbusu “Allah’ın lütfu” sayma telaşındaydı.
Kâbus gecesinin üzerinden dokuz ay geçti. Toplumsal belleğe kazınan görüntülerin dışında o gece neler olup bittiğini...
ORHAN AYDIN'IN YENİ YAZISI, "DAHA YENİ BAŞLIYORUZ..."
DAHA YENİ BAŞLIYORUZ...
-Ne olacak ağabey, geri sayım başladı. Ortalık karmakarışık buradan ne çıkacak kestiremiyorum.
-Sessiz milyonları duyamıyoruz, meydanlara çıkmak istiyorlar ama önleri kesiliyor. Karşılarında askeri, polisi, yandaşı, televizyonları, gazeteleri ile kâğıttan kaplan bir güruh var. Bildiri dağıtıyorlar ya yasaklanıyorlar, ya saldırıya uğruyorlar, konuşuyorlar hakaretten ya içeri atılıyorlar ya haklarında dava açılıyor...
TEK SEÇENEKLİ HALK OYLAMASI!
TEK SEÇENEKLİ HALK OYLAMASI!
AKP-MHP işbirliğiyle ülke gündemine sokulan anayasa değişikliği bir hafta sonra oylanacak. Ülkemizin geleceği büyük ölçüde bu oylamanın sonucuna bağlı. Ya güçler ayrılığına dayalı parlamenter demokrasiyi güçlendirerek sürdüreceğiz ya da denge ve denetim düzeneğinden yoksun "tek adam yönetimi"ni kurumlaştıracak "Başkanlık Sistemi"ne geçeceğiz...
Halkoylamalarında kural olarak "evet" ya da "hayır" seçeneği vardır...
ORHAN AYDIN'IN YENİ YAZISI, "ZOR OYUNU BOZAR..."
ZOR OYUNU BOZAR...
-Senarist arkadaşların isyanlarını gördün mü?
-Gördüm ağabey, çok geç kalınmış bir diklenme. Diklenme dedim ama ne olacağını göreceğiz.
-Geç kalmaktan öte bir durum var. Şikâyet ediyorlar. Tamam, haklılar ama mesele şikâyet faslının çok ötesinde. Ekranlardaki dizileri yazanlar bu arkadaşlar değil mi?
-Bu arkadaşlar...
ATTİLA AŞUT'UN YENİ YAZISI, "HAPİSHANECİ..."
HAPİSHANECİ...
BirGün'nde, "İçeriye Mektuplar" başlıklı yazımın çıktığı gün (26 Aralık 2016), Bursalı meslektaşlarımdan Nahit Kayabaşı telefon etti. Ozan kimliği ile de tanınan Kayabaşı, Türkçe konusunda titiz bir arkadaşımızdır. Sağ olsun, sık sık arar ve "Dilin Kemiği" köşesinde yazdıklarımızdan övgüyle söz eder. Ama bu kez karşı görüş belirtmek için aramıştı beni. O günkü yazımda geçen "hapishaneci" sözcüğünün doğru olmadığı görüşündeydi çünkü...   
NUSRET ERTÜRK'ÜN YENİ YAZISI, "İNSANLIĞIN SIFIR NOKTASI"
İNSANLIĞIN SIFIR NOKTASI
Hitler'in başa gelmesiyle (1933),Almanya’da selamlaşma şekli bile değişmişti. "İyi günler", "günaydın" gibi selamlaşmaların yerini "Heil Hitler" (Yaşasın Hitler) diye bağırma almıştı. Başka selamlar vatan hainliği sayılıyordu!
İnsanlığın sıfır noktası tam burasıdır. Burada insanlar ikiye ayrılıyor: Bu duruma "evet" diyenler ve "hayır" diyenler. İşte "hayır" diyen Alman toplumunun yürekli bir sanatçısı...
NUSRET ERTÜRK'ÜN YENİ YAZISI, "SÜZME GÖZLEMLER"
SÜZME GÖZLEMLER / NUSRET ERTÜRK
Nokta susmanın, soru işareti konuşmanın işaretidir.
Karşımızdakinin konuşması, susması büyük oranda bize bağlıdır.
95'lik Aydın Boysan'a:
"Yaşlanma, bunama belirtileri var mı?" diye sorulmuş.
Boysan şöyle yanıtlamış:
"Var ama çaktırmıyorum."
"Ermiş gibi bir haliniz var."
ORHAN AYDIN'IN YENİ YAZISI, "DİNLETEMEDİK"
ORHAN AYDIN'IN YENİ YAZISI, "DİNLETEMEDİK"
Referandum boyunca, CHP ve onlarca kitle örgütleriyle katıldığım tüm toplantılarda dinlendirdiklerimiz suya yazılan yazı gibi kaldı.-Kime güveniyoruz, ülkenin yargı-polis ve asker ve tüm kurumları ele geçirilmiş, üstelik OHAL altında yapılacak bir oylamanın sonucu şimdiden belli değil mi, niye bu dayatmayı kabulleniyorsunuz?
Dinletemedik...
NUSRET ERTÜRK'ÜN YENİ YAZISI, "BOY ÖLÇÜSÜ"
BOY ÖLÇÜSÜ
"Şener Kaya-eğitimci okur yazar"
Kendini kısaca böyle tanımlamış mühründe.
Eğitime yıllarca yön vermiş, binlerce, on binlerce öğrenci yetiştirmiş Şener Kaya. Ömrü boyunca okumuş yazmış. Sayısız kitapla arkadaşlık, kalburüstü sanatçılarla dostluk kurmuş. Dağlarca ile birlikte olmuş, uzun uzun söyleşiler yapmış. Sonuç, alçakgönüllüce üç sözcük: "eğitimci okur yazar"
Bu üç sözcüğün, insan için, toplum için anlamı pek büyüktür...
ORHAN AYDIN'IN YENİ YAZISI, "27 MART 2017..."
27 MART 2017...
İnsanlık tarihinin ilk oyunculuk merkezi Teos'da, üç bin yıllık bir Zeytin ağacının altından yazıyorum size.
Atina'da Sintigma meydanında, direniş şiirleri okuyarak eşitsizliğe itiraz eden meslektaşım sana sesleniyorum.
Havana sokaklarında, emperyalist yalanlara inat, ülkesi için aşk ile dansa duran, Şili ve Arjantin'de her gece perdelerini açarak milyonlarca insan için ‘özgürlük' diye coşan kardeşlerim sizlere sesleniyorum.
ATTİLA AŞUT'UN YENİ YAZISI, "TÜRKÇENİN ENGEBELİ YOLLARI"
TÜRKÇENİN ENGEBELİ YOLLARI
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, iktisat doktorası yapmış bir politikacıdır ama "ekonomi" sözcüğünü doğru söyleyemez. Bu kavram onun dilinde "ekönomi"ye dönüşmüştür! Tıpkı "bisküvi"ye "püskevit" demesi gibi, "ekonomi" sözcüğünü de "ekönomi" diye seslendirir...
ERCÜMENT TUNÇALP: "FAİZİ SIFIRLAMAK MÜMKÜN MÜ?"
FAİZİ SIFIRLAMAK MÜMKÜN MÜ?
Önce en olumsuz tarafından başlayalım. Yüksek faiz iyi bir şey değildir. Kontrolsüz fazla ilaç kullanmaya benzer, ölçü kaçarsa yan tesirleri artar.
Peki o zaman “hiç kullanmayalım, hatta sıfırlayalım” diyebilir miyiz?
İşte o mümkün değildir. Zira faiz bir sonuçtur, sebep olan şartlar iyileşmeden hayatımızdan çıkarma şansı yoktur. ..
"SÖZCÜK SEÇİMİNDE NE KADAR ÖZENLİYİZ?"
SÖZCÜK SEÇİMİNDE NE KADAR ÖZENLİYİZ?
Anlamları farklı olduğu halde, kimi zaman birbirinin yerine kullanılan sözcükler arasında "özgü", "özgün" ve "özge" de var...  
"Özgü" sözcüğü, "has", "mahsus", "tahsis edilmiş", "birine ait" anlamına geliyor.  "Özgün" ise dilimize Fransızcadan giren "orijinal"in ("orjinal" değil!) öz Türkçe karşılığıdır. "Benzersiz", "taklit olmayan", "asıl" gibi anlamları var...
NUSRET ERTÜRK: "CUMHURİYET YENİLMEYEN BİR DEĞERDİR"
CUMHURİYET YENİLMEYEN BİR DEĞERDİR
İlhan Selçuk, Ergenekon'dan gözaltına alınmıştı.
Arkadaşlara, "Biz ne yapabiliriz?" diye sormuştum. "Para toplayıp gönderelim" önerisi bile çıkmıştı. "Bir aylık yeni aboneler bulalım" görüşüm benimsenmişti. Bir saat içinde on üç yeni Cumhuriyet okuru edinilmişti. Bu yönelim Türkiye çapında ilgi görmüş olmalı ki, gazetenin satışı iki günde iki katına ulaşmıştı...
"PEYGAMBERLER GÜNAHSIZ MASUMLAR MIDIR?"
PEYGAMBERLER GÜNAHSIZ MASUMLAR MIDIR?
Toprağı bol olsun, Georgi Dimitrov faşizmi "finans kapitalin en gerici, en şovenist, en emperyalist unsurlarının açık terörcü diktatörlüğü" olarak tanımlamıştı. Siyaset biliminde faşizmin karakteristik özellikleri olarak düşmanlaştırma, ulusal güvenlik takıntısı, sermaye korunurken emek güçlerinin baskı altına alınması...
ORHAN AYDIN'IN YENİ YAZISI, "SUÇ İŞLİYORLAR..."
SUÇ İŞLİYORLAR...
-Bu günlerde bir tek Diyarbakır ve ötesini bilmiyorum, yüreğim gibi kanayan o coğrafyanın dışında hangi kente gittiysem, yer gök ‘evet' pankartlarıyla, afişleriyle donatılmış. Nerden bu yoğurdun bolluğu?
-AKP devletin tüm olanaklarını kullanıyor deniyor ağabey. Halka, işçilere, emekçilere gelince ‘yok' denen kaynaklar nasıl oluyorsa yaratılıyor!
ATTİLA AŞUT'UN YENİ YAZISI, "SÖZCÜKLER KARIŞINCA..."
SÖZCÜKLER KARIŞINCA...
Ses benzerlikleri dolayısıyla birbirine yakın duran, ancak eşanlamlı olmayan kimi sözcüklerin yanlış kullanımıyla ilgili örnekleri irdelemeyi bu hafta da sürdürüyoruz.
ORHAN AYDIN'IN YAZISI: "DİPLOMATİK PASAPORT ÇÖP..."
DİPLOMATİK PASAPORT ÇÖP...
-‘Evet' çıkarsa ekonomi düzelecek, terör bitecek, ülke istikrara kavuşacak diye konuşuyorlar.
-Yapmadıkları kalmadı, can havliyle her yere saldırıyorlar, ‘Hayır' diyen vatandaşlara ‘terörist', ‘vatan haini' bile dediler ama yetmedi.
-Yetmez fazlasını beklemek gerek derken, önce Almanya sonra Hollanda ile kapıştılar. Olay neresinden bakarsan bak müsamereden beter...
NUSRET ERTÜRK YAZDI: "ATTAKİ ADAMIN ADAMLIĞI"
ATTAKİ ADAMIN ADAMLIĞI
O yöre insanlarının sözü tok, gözü pek, başı dikmiş. Ülkede az görülen özellik uzak yerlere yayılmış, merak edilmiş. Araştırmacının biri, bunun nedenlerini öğrenmek için yola çıkmış.
Araştırmacı at kiralamış. Yanına da bir adam almış.
Araştırmacı ata binmiş, önünde yürüyen adamla yola çıkmış. Belki suyundandır, diyerek o yerdeki her pınardan attan inmeden birer bardak su içilerek ilerlenmiş...
ERCÜMENT TUNÇALP YAZDI: "YOK MU ARTIRAN?"
YOK MU ARTIRAN?
"İstihdam Seferberliği" sloganı ile moral bulduk. "Benden 500, benden 1000, benden 5000" sesleri güçlü şekilde arşa yükselmeye başladı. Kaynağını söyleyen yok, atış serbest!
Sanki mütevazı bir köy düğünündeyiz; "kızın dayısından burma bilezik, halasından beşibiryerde, amcaoğlundan çamaşır makinesi" misali...
ÇAĞDAŞ GAZETECİLER DERNEĞİ ÖDÜL TÖRENİ 19 MART'TA
ÇAĞDAŞ GAZETECİLER DERNEĞİ ÖDÜLLERİ 19 MART'TA SAHİPLERİNE VERİLECEK
Çağdaş Gazeteciler Derneği'nin geleneksel olarak düzenlediği "Yılın Başarılı Gazetecileri" yarışmasını kazananlar ödüllerine 19 Mart 2017 Pazar günü kavuşuyor. ÇGD'den yapılan yazılı açıklamada, ödül töreninin Çağdaş Sanatlar Merkezi'nde düzenleneceği belirtildi. Tören saat 19.00'da başlayacak.
RAHMİ YILDIRIM'IN YAZISI, "DİLEEEEEEK, DİLEK... OY DİLEK!"
DİLEEEEEEK, DİLEK... OY DİLEK!
Ölümlü dünyada evlat acısından daha derin bir acı olmasa gerek.
Elbette anne baba kaybı, kardeş kaybı, kalbin sahibinin kaybı da acı çektirir de, ille evlat acısı.
İnsan olana empatisi bile nasıl acı çektirir, nasıl gözyaşı döktürür!
Empatisi bile onca acı çektirse, gözyaşı döktürse de, ateş düştüğü yeri yakar...
KEMAL KARACEHENNEM'İ KAYBETTİK!
KEMAL KARACEHENNEM'İ KAYBETTİK!
Ankara Gazeteciler Cemiyeti Başkan Yardımcısı Kemal Karacehennem'i kaybettik. Kemal Karacehennem için 9 Mart 2017 Perşembe günü saat 11.00'de Ankara Gazeteciler Cemiyeti önünde bir tören düzenlencek. Cenazesi Cemiyet'teki törenden sonra Kocatepe camiinde öğlen namazını müteakip kılınacak cenaze namazının ardından Karşıyaka mezarlığında toprağa verilecek.
ORHAN AYDIN'IN YENİ YAZISI, "MİLLİ KÜLTÜR"…
"MİLLİ KÜLTÜR"…
-Sinema salonlarının önünde iki afiş var
-Gördüm ağabey.
-Biri kapalı gişe oynuyor diğeri boş. İkisi de ülke sinemasının nereye savrulduğunun ‘iyi’ örnekleri! Pespayelik ve kepazelik nasıl yazılır, nasıl çekilir, nasıl oynanır, nasıl kurgulanır, nasıl pazarlanırın belgesi gibiler...
ATTİLA AŞUT'UN YENİ YAZISI, "OLANAK VE OLASILIK"
OLANAK VE OLASILIK
Geride bıraktığımız hafta, "Dilin Kemiği"nde "anlamları farklı sözcükler" konusunu işlerken, "ayrım-ayırım" karmaşası üzerinde durmuş; ünlü yazarlardan yaptığımız alıntılarla, "yanlış ve doğru" kullanım örneklerine yer vermiştik.
Yazımız 27 Şubat'ta yayımlanmıştı. Üç gün sonra, 2 Mart 2017'de BirGün'ün 3. sayfasında şu haberi...
ERDOĞAN: FETHULLAH’IN DİN KARDEŞİ BAHÇELİ’NİN ÜLKÜDAŞI!
ERDOĞAN: FETHULLAH’IN DİN KARDEŞİ BAHÇELİ’NİN ÜLKÜDAŞI!
Tek adam diktatörlüğü için yürütülen referandum kampanyası, siyasal İslam'ın ne denli iki yüzlü, ahlak ve tutarlılık yoksulu olduğunun son örneği olarak şimdiden demagoji tarihine geçti.
Bir kere daha görülüyor ki, İslamcı siyaset erbabı da selefleri ölçüsünde demagogtur, ilkesizdir, oportünisttir, hilekârdır...
9 7 
1 - 2 - 3 - 4 - 5 - 6 - 7 - 8 - 9 - 10
 8 :
 

Bizhaberiz Bağımsız Haber Portalı

BİZHABERİZ BAĞIMSIZ HABER PORTALI | Bizhaberiz.net © 2016 | Son Güncelleme : 20.10.2017 - 09:04:35 | Şu an 144 kişi online | Kullanım Koşulları