ANA SAYFABİZHABERİZREKLAM
   
AKIL ALMAZ
İÇERİK
BAŞLIKLAR

Emel ÖZTOPALOĞLU

Okuma yazmanın sansüre takılıp tökezlediği şu günlerde okuduğum ilk kitabı düşündüm. Çocuk edebiyatının yerli ve yabancı pek çok örneği gelse de aklıma, hangilerini okuduğumu veya okumadığımı tam olarak hatırlayamadım. Ama bana okumayı ilk sevdiren yazarı hiç unutmadım: Muzaffer İzgü.

İlkokul ikinci sınıftaydım. Hayal meyal aklımda; annem elimden tutmuş beni Karşıyaka sokaklarında gezdiriyordu. İstasyona çıkan caddede kitap stantları kuruluydu. Bir tanesinin önünde durduk. Karşımda yüzü güleç, sevimli bir adam... İşte, tanıdığım ilk yazar! Benimle nasıl sohbet etti, neler söyledi cümle cümle hatırlayamam. Ama neler hissettiğimi unutamam, şimdi ondan söz ediyorum ya içim neşeyle doluyor.

Hemen açıp bakıyorum benim için ilk imzaladığı kitaba: Anneannemin Apartman Kuzusu. Ekim 1994 tarihli. Savaşsız bir dünya dilemiş. İkincisi aynı yılın aralık ayından: Yaşasın Kanal Anneanne. Bütün çocukların çocukluklarını yaşamasını dilemiş.

Yani okumayı Muzaffer İzgü kitaplarıyla sevdim ben. Özellikle Anneannemin Akıl Almaz Maceraları ve Ökkeş serileriyle. Elime aldım mı bırakamadım kitaplarını. Bazen babamın “Babaanne kitabı yok mu?” diye tatlı serzenişlerini de duydum. Yazar, ben büyüdükten sonra da devam etti o anneanne serisine ve diğer birbirinden güzel kitaplarına... İşte ben böyle başladım adına ‘okumak’ denen bu tehlikeli, bir o kadar güzel eyleme. Ve ilk kahraman yazarımın karşısına tekrar çıktım, tam 14 yıl sonra...

2008 yılında, Dil Derneğinin Zonguldak Karaelmas Üniversitesinde düzenlediği 76. Dil Bayramının onur konuklarından biriydi. Önceden belirtilen saatte aramıza katılamamıştı, eşi aniden ciddi bir rahatsızlık geçirmiş. Buna rağmen geç de olsa geleceğini bildirmiş. Bir yandan, verdiği sözü ne olursa olsun tutmanın telaşına girmiş.

Geldi, ruhunun bir yarısını eşinin yanında bırakırken diğer yarısını gençlerle paylaşmaya geldi. Konuşmasının başında kısa bir açıklama yaptı hayat arkadaşının durumuyla ilgili, onu kısa süreliğine ailesine emanet etmişti. “Ben karımı çok seviyorum, onu yaşatacağım çocuklar.” dedi ağlamaklı. Dilerim hanımefendi sağlığına çoktan kavuşmuştur. Söyleşi boyunca hem gözlerimiz doldu hem yüzümüz güldü. Onunla yeniden karşılaşacağım için yeterince heyecanlıydım zaten, bir de bize hayat dersi veren konuşmalarıyla büsbütün duygu seline kapılmıştım salondaki arkadaşlarımla beraber.

Kitaplar imzalanırken daha yakından sohbet etme vakti geldi. Yıl Sıfır Darbe Hazır kitabını kardeşim için imzalattım, ona İzmir günlerini hatırlattım, benim kitaplarla arkadaşlığımı başlatan yazar olduğunu söyledim. Büyüyüp karşısına çıkan okurlarından biri olmam onu duygulandırdı, “Ben de hâlâ İzmir’deyim, yine gel.” O sırada aramıza küçük bir oğlan çocuğu giriverdi, “zıkkımın kökü” dedi, Muzaffer İzgü bu sevimli çocuğa bakıp gülümsedi. Çocuk bununla yetinmedi, sözünü tekrarladı, annesi de oğlunu susturmaya çalışıyordu. Ama sevimli çocuğun derdi daha çok dikkât çekmekti. Başardı da. Daha yüksek sesle söyledi: Zıkkımın kökü! Yazar elini kaldırarak “Ha şöyle” diyerek onunla daha yakından ilgilendi. Çocuk neşelendi. Söyleşide kendi yaşam öyküsünü anlatan Zıkkımın Kökü kitabından, Memduh Ün’ün bu eserden uyarladığı filmden çok bahsetmişti. Anlaşılan ufaklığın hayli ilgisini çekmiş. Ben de anladım ki Sevgili Muzaffer İzgü’nün çocuklara gösterdiği sıcaklık hiç değişmemiş.

Dil Bayramı etkinliklerinin sonunda üniversite kampüsünde bir veda yemeği düzenlendi. İki gün boyunca beraber olduğumuz üniversite hocalarıyla, yazarlarla, şairlerle... En son fotoğraf çektirirken Sevgi Özel “bu ne sevgi ah, bu ne ızdırap” diye başladı, Muzaffer İzgü devam ettirdi ve hepimiz katıldık şarkıya. İzgü, nostaljiye kayıtsız kalmamamıza sevindi, şaşkınlıkla “Bak hepsini biliyorlar yav, yaşasaydı ne sevinirdi” dedi şarkının yazarı için. Hâsılı, hayat arkadaşını ardında bırakıp başkalarına emanet etmişken bizlere güzel, duygulu anlar yaşatmış, “tatlı dilinden sesini vermişti”. Mizah üstadının yoksul çocukluğu, genel olarak yaşam tarzı da eserlerine böyle yansımamış mıydı zaten? Gülmece öğelerinin arka planında halktan insanların hayata karşı direnişi... Gençlik romanlarında İzmir kokulu duygular...

O, kalemiyle ailemize misafir olan, hatta giderek ailemizden biri olabilen bir yazar. Televizyonun olmadığı zamanlarda köylerde hikâyeler anlatan aile büyüklerinin sıcaklığı da bunun gibi bir şey olsa gerek. Ben çocukluğumu onun kitaplarıyla geçirdiğim için çok şanslıyım. Her anne babaya da çocuklarını bu candan yazarın eserleriyle tanıştırmalarını tavsiye ederim. Kendi anneme de onu tanımama vesile olduğu için teşekkürü borç bilirim.

Yerel ve ulusal gazetelerde birçok yazısı yayımlanan Muzaffer İzgü’nün 94’ü çocuk kitabı olmak üzere 151 kitabı ve 24 tiyatro oyunu var. Kitapları yabancı dillerde de basıldı. Doğan Hızlan, “Muzaffer İzgü dalya dedi. Eserleri 100’ü geçti. Türk mizah edebiyatında bir rekor.” şeklinde anlatmıştı bu durumu. Mizah ustası, İzmir’e emekli olduktan sonra yerleşmiş. Alsancak’ta Kıbrıs Şehitleri Caddesine çıkan bir sokak var kendi adına.

Öğretmen yazarımız  “Çocukların küçük yaşta kitap okuma alışkanlığı kazanması için 94 çocuk kitabı yazdım. 78 yaşındayım ve 54 yıldır yazıyorum. Son nefesime kadar da yazacağım” diyerek okumaya küçük yaşta başlamanın gerekliliğine ve ailenin bu konuda ilk örnek ve ilk öğretmen olduğuna dikkâti çekiyor. Yazdığı kitapları üst üste koyunca boyunu geçtiği için yazar olarak çok mutlu olduğunu söylüyor. Dünyada en yüce mesleğin öğretmenlik, en güzel eylemin kitap okumak olduğunu düşünüyor.

Egeli bir yazarın, Muzaffer İzgü için ”Kitap imzalarken önünde biriken kuyrukları Orhan Pamuk bile kıskanır.” dediğini hatırlıyorum köşe yazısında. Onun aynı zamanda gazeteci dostu olduğunu, hastalıktan yeni çıkmasına rağmen Hasan Tahsin Anıtı önünde gazeteci kıyımını protesto edenlerin arasına katıldığını yazıyordu.

Her zaman gülümseyen ve gülümseten değerli yazı ve eğitim emekçisi aydınımız Muzaffer İzgü’ye şükran duyuyorum, bana küçük yaşta okumayı sevdirdiği için. Beni uslu bir çocuk olmaktan kurtardığı için... Çocuk edebiyatının usta yazarından, Anneannemin Akıl Almaz Maceraları’ndan bahsettiğim bugün anneanneciğimin doğum gününe denk geldi. Ne hoş tesadüf... Yine okuduğum ilk kitaplardan, ilk kahraman yazarımdan bahsettiğim bugünlerde “akıl almaz” sansür uygulamalarını düşünüyorum. Ne acı! Okuyup öğrenmenin, farklı hikâyeler dinlemenin, yazıp çizmenin suç olması ne acı!..


emel.oz87@gmail.com

 

Bizhaberiz Bağımsız Haber Portalı

BİZHABERİZ BAĞIMSIZ HABER PORTALI | Bizhaberiz.net © 2016 | Son Güncelleme : 20.04.2018 - 02:48:21 | Şu an 116 kişi online | Kullanım Koşulları