ANA SAYFABİZHABERİZREKLAM
   
ŞAFAK
İÇERİK
BAŞLIKLAR

Emel ÖZTOPALOĞLU

 

         "sen koskoca bir çınar / ben çınardan düşen bir yaprak / bak / dalında güneş / kökünde toprak     var / kökünde / binlerce oğul / binlerce umut / duraksız doğup yeşerecek / ne mutlu sana /        ana"

         1984 doğumluydu. Türkçe öğretmeni olacaktı. Üniversite son sınıftayken kemik kanserine yakalandı. Hastalığı Türkiye'de tedavi edilemediği için yurtdışına gitmek istedi. Devlet bu talebi karşılamadı. O da Ankara Abdi İpekçi Parkı'nda açlık grevi dahil çeşitli eylemlerle sesini duyurdu. Nihayet Cumhurbaşkanı'nın özel izniyle ABD'ye gönderildi. Ama artık geç kalınmıştı. (Ağır hasta olan mahpusa tedavi izninin verilmediği veya ancak ölümüne az kala izin verildiği örnekler de geliyor aklıma...) Şafak kısa süre sonra yurda döndü, GATA'da tedaviye alındı. 2011'in Haziran'ında yedi yıldır mücadele ettiği kansere yenik düştü.

         Mücadelesi sadece kanserle ya da sadece kendi hayatıyla ilgili değildi. Ataması Yapılmayan Öğretmenler Platformu kurucularındandı. (Bu adda bir platform dünyanın başka hangi ülkelerinde var merak ediyorum.) Hastalığına rağmen kendisi gibi atanamayan öğretmenlerin sesine ses oldu, onların hem simgesi hem umudu oldu.

         Kim? Kabirde bile kendisinden huzurun esirgendiği Şafak Bay. 2004 yılında Elazığ'da katıldığı basın açıklamasından sonra gözaltına alınmış, sonra serbest bırakılmıştı. Tutuksuz yargılanması da yurtdışında tedavisine başlanmasını geciktiren sebeplerden biriymiş. Ve söz konusu dava altı buçuk yıl sonra, geçtiğimiz günlerde sonuçlandı. Pek çok haber gibi, ana akım medyadan önce alternatif medyada asıl yerini buldu. Şafak "Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanuna muhalefet ettiği" gerekçesiyle üç yıl hapis cezasına çarptırıldı.

         Kendisi de ataması yapılmayan sosyal bilgiler öğretmeni olan abisi Deniz Bay, "Ölen bir insanın arkasından ceza verilmesi zorumuza gitti. Bu uygulama bize intikam duygusu gibi geliyor." demiş. Şafak'ın avukatı temyiz için Yargıtay'a başvurmuş. Sonuca göre manevi tazminat davası açmayı düşünüyorlarmış. Annesi de "Mezarını ablukaya alın, uzaktan izlerim üç yıl." diyerek göstermiş tepkisini. Bu sözler sosyal medyada da çok yankılandı.

         Atanamayan öğretmenler sorunu genel olarak işsizlik sorununun bir parçası ama giderek apayrı bir psikolojik sorun haline gelmeye başladı. İntihar eden işsiz öğretmen haberleri bile duyar olduk. Millî Eğitim Bakanı geçtiğimiz aylarda, 260 bin atanamayan öğretmen olduğunu ama ihtiyacın 60 bin olduğunu söylemişti. Halbuki daha bir hafta önce yine kendisinden duyduğumuz sayı 150 bindi! (MEB bir ara 100 bin demişti, sendikaların 300 bin bile dediği oluyor. Karışık işler...) Hemen ardından harika bir tavsiye gelmişti: Yeteneklerine uygun başka iş bulsunlar! Daha önce fen edebiyat fakültesi mezunları için söylenen şey, nihayet eğitim fakültesi mezunları için de yinelendi! Peki, hâlihazırda başka işte çalışan öğretmenler yok mu? Garson, taksici, kasiyer, tezgâhtar, seyyar satıcı, inşaat işçisi... Ya da vazgeçtikleri takdirde mecburen onca tazminat ödeyecek olan polis öğretmenler... Ya dershanede çalışanlar, ya 60 bin civarında ücretli öğretmen? Onlar da yazın maaş alamadıkları için ek iş peşinde. Bir tanesi yaz sıcağında hamallık yaparken canından oldu, "üzerinde durmak istemiyorum" demiyorum! Adını hatırlayamadığım için "bir tanesi" demek zorunda kaldığım için çok üzgünüm. Sayamıyoruz bile artık sonu ağır hastalık, sonu delirme, sonu ölüm olan vakaları...

         "Hele o başka iş bulsun kendine", "Sayın Bakan'a yeteneklerine uygun başka bir iş bulmasını tavsiye ediyorum" şeklinde yorum yapan pek çok genç ya da artık yaşlanmış(!) öğretmen adayı vardı sosyal medyada, Bakan'ın haberi vardır veya tahmin etmiştir. Bu tür yorumları yaparken artık içten içe korkmamız da ayrı bir tartışma konusu tabii. Maazallah KPSS'ye ne kadar çalışırsak çalışalım, sınavdan ne kadar yüksek puan alırsak alalım atanamayabiliriz! Facebook'ta muhalif yazılar, karikatürler paylaştığı için maaş kesintisi, kademe ilerlememe ve başka ile tayin cezası alan PTT memuru geliyor mesela insanın aklına. Baksanıza, Şafak öldükten sonra bile şafak göremedi.

         Deniz Bay da medyada söz alıyor bazen. Kardeşini anlatıyor, böyle bir hastalık için moralin çok önemli olduğunu hatırlatıyor. Ataması yapılmayan öğretmenlerin yaşadıklarından örnekler veriyor. Birkaçı:

         Bir arkadaşı maaş tarihinden on gün önce ücretli öğretmenliğe başlamış. O gün, banka kartı henüz çıkmadığından 10 günlük maaşını içerden çekmek istemiş. Ders saatleri tam olarak dolmadığı için alacağı ücret daha da az (ücretli öğretmen haftalık en fazla 30 saat ders alabilir ve bir ders ücreti en son 7 liraydı). Banka memuru "Bu maaş hesabı ama burada 80 lira var. Siz ne iş yapıyorsunuz böyle?" diye sorunca "Öğretmenim." diye karşılık vermiş fakat nasıl ne şekilde söylediğini bilememiş.

         Kadrolu bir öğretmen ise öğretmenler odasına yemek söyleyemediğini, okuldaki ücretli öğretmenlerin doğru düzgün bir şey yiyemediği için rahat edemediğini anlatmış.

         Bir okul müdürü de yeni atanan kadrolu öğretmenle beraber sınıfa gelmiş, o esnada ders işleyen ücretli öğretmene "Yeni öğretmenimiz geldi, sizin işiniz bitti, çıkabilirsiniz" diye beyanda bulunmuş! Bu durum gayet normalleşti ama bari derste yapma be adam!

         Örnekler çok... Öğrenci cephesinden bakarsak, sürekli öğretmenlerin değişmesinden durumu rahatlıkla anlıyorlar. Öğretmeninse alay konusu olma ihtimali yüksek, özellikle küçük yaştaki öğrenciler için üzüntü kaynağı da olabilir; "Öğretmenim siz de mi hemen gideceksiniz, o zaman ben sizi çok sevmeyeyim." diyen mini mini bir çocukta olduğu gibi.

         İşte böyle... Bu sorun Şafak'la özdeşleşti. O, böyle pek çok hikâye biriktirdi ve duyurdu. Nice benzerleri Şafak'la beraber şafağı bekledi. Mahkemenin verdiği kararı da kendilerine yapılmış bir haksızlıkmışçasına sahiplendiler.

         Yazının başındaki dizeler Nevzat Çelik'in ilk şiiri Ana'dan... Farklı -ama yine acı, hep acı, daha da acı- tecrübeler sonucunda yazılmış olsa da söz konusu yine sistem sorunu, yine evlat acısı olunca böyle dizeleri hatırlamamak elde değil...

         Ve Şafak Türküsü'nden:

         "bir sabah anne bir sabah / acını süpürmek için açtığında kapını / adı başka sesi başka nice yaşıtım / koynunda çiçekler / çiçekler içinde bir ülke getirirler / başlarını koymak için   yorgun dizine / sen hazır tut dizini anne / o mükemmel güne"

 

emel.oz87@gmail.com

 

 

Bizhaberiz Bağımsız Haber Portalı

BİZHABERİZ BAĞIMSIZ HABER PORTALI | Bizhaberiz.net © 2016 | Son Güncelleme : 19.06.2018 - 01:16:01 | Şu an 115 kişi online | Kullanım Koşulları