Bizhaberiz Bağımsız Haber Portalı  
ANA SAYFABİZHABERİZREKLAM
   
ESKİ
İÇERİK
BAŞLIKLAR

Emel ÖZTOPALOĞLU 

Şimdi Şebnem Ferah'ı -ruhu okyanus kadar derin, güzel insanı- dinliyorum ve düşünüyorum; önce ablasını kanserden, babasını depremde kaybedişini, yakın zamanda da annesini... Başka kardeşi var mıydı, ailesinden başka bir fert kaldı mı bilmiyorum. Ve yaşadığı, yaşamış olabileceği aşk dahil daha başka acıları... Mesele tabii ki ona acımak değil. Aksine imrenilesi bir kadın... Ama işte onun şarkılarından kendisine pay çıkarınca insan utanıyor sanki... Ayrıca boşuna dememişler: Acının meyvesi tatlıdır.

Bu düşüncelerle takvim yaprağına takılıyor gözüm. Birkaç saat sonra da akreple yelkovana takılıp kalacağız. Ben yine teamüllere aykırı biten bir masalı anıyorum.

"Bir varmış, bir yokmuş..." diye başlar masal bebeklik çağımızda. On üç yıl önceki gecenin sabahı, bu masalın henüz ergenlik çağımızda biteceğinin habercisidir. Hani masallar mutlu sonlanırdı? Kırk beş saniye nasıl da çaldı yıllarımızı, bir çırpıda alıp götürdü çocukluk arkadaşlığımızı. İki melek canımızı... Hadi geri dönün canlarım da soralım ayrı geçen yılların hesabını! Zira kader değildi bu; cinayetti. Bu ülkede her cinayet kader diye yutturulmaya çalışılır hâlâ. Hadi gelin, kaldığımız yerden devam edelim büyümeye, elimizden oyuncaklarımızı henüz bırakmış olduğumuz zamandan itibaren... E çok uzattınız ama! Çok erken değil miydi bu ayrılık? Dönüşü geciktirmeyin bari... Mahşerde karşılaşmayı beklettirmeyin. Biz iki kardeş nasıl da özledik siz iki kardeşi...

Gitmeseydin ilk arkadaşım... "O oyuncak ayı senin, bu oyuncak ayı benim." kavgası yerine daha büyük, daha hararetli kavgalarımız olacaktı. Ama eminim birbirimizi her koşulda kabul edecek, asla birbirimize sırt çevirmeyecektik. Aynı zamanlarda benzer duyguları tadacak, benzer dertlerle cebelleşecektik. Okulumuzla, işimizle, hayatımızla ilgili hariçten gazel okuyucularına kâh öfkelenecek kâh dalga geçecektik onlarla. Uçak maketi müptelası ağabeyin gerçek projelerin mimarı da olacaktı artık. Biz fısır fısır konuşurken tatlı tatlı takip etmeye devam edecekti bizi belki de. Aramızdaki çibörek sıcaklığı hiç bitmeyecekti, annenin çibörekleri... Sen hiç sinemaya gitmemiştin, beraber gidecektik. O güzel çekik gözlerine sürme değmemişti daha, o kadar küçüktün...

Aklımız daha çok şeye erecekti. Kendi içimizle savaşırken dışarıdan da geri kalmayacaktık. Bütün Marmara'yı vuran depremin gecesinde ve sonrasında Ege, Akdeniz sahillerindeki diskolarda tepinmeye devam edenlere beraber hayret edecektik. İnsanoğlunun gerçek yüzünü felaket anlarında tanıyacaktık. "Kadınlar açık saçık geziyor. Askerler içki âlemindeydi. Ondan oldu." , "Çocuklar iyi ki öldü. Büyüyüp günahkâr halde ölselerdi daha mı iyi olurdu?" gibi akla ziyan sözler sarf eden hocalar... "Bu deprem neden Güneydoğu'yu vurmadı, neden?" diye haykıran Sakaryalı bir kadının içsel depremi... Van depremine sevinenlerin, oraya yardım gönderilmemesini savunanların, orayı umursamayanların, bu felaketi takdiriilahi ifadesiyle açıklayanlarınki gibi... Bunların hepsi ayrı birer felaketti. Üstelik depremden ders alma, acılarıyla baş etme ihtimali az da olsa varken böyle göçük beyinlerle mücadelenin yolu yok gibi görünüyordu. Böyle zihinlere bir şey telkin ederek, onlarla tartışarak geçmezdi bu insanlık dışı haller. Beraber şaşacak, beraber öfkelenecek, beraber ağlayacaktık. Niye hep acıdan bahsediyorsam? Sevinçlerimiz de olacaktı elbet. Karşısındakinin üzüntüsüne sevinen, sevincine üzülen sahte arkadaşlıklara inatla... İlk gözağrım, insan bir başkasının acılarına sevinebilir mi? İnsan bu kadar vahşi olabilir mi? Kendi acısı yüzünden başkasının acısını aşağılar, küçümser mi? Biliyorsun annenin yüce metanetini, bir annenin başına gelebilecek en büyük acı karşısında bile kimseye lanet okumadı. Bu, kadersiz ölüm olsa bile. Sen gittin bir ah sesiyle. Cansız bedenin annenle dokuz saat boyunca sarmaş dolaş... Peki ya bir anneanne için torununun cenazesini yıkamak kadar acı ne olabilirdi? Dilin dışarıda, ağzın burnun toprak dolu, ağzından gelen kan... Ağabeyinin cenazesini yıkayacak kimse yok, zaten artık bedeni yıkanacak halde bile değilmiş. Mezarlarınız birkaç sıra ayrı düşmüş. Hakkıyla uğurlanamadınız. Uzak bir yerlerde sağlıklı sıhhatli, huzurlu bir yaşam sürdüğünüzü bilseydim de vazgeçseydim bu güzel arkadaşlık masalından, tek bir arkadaşım olmasaydı, o kadar vazgeçseydim arkadaşlıktan, kardeşlikten. Yapayalnız olsaydım... Razıydım bu kadarına. Böyle bir sondan ise... Daha iyi olmaz mıydı?

On üç yıl önce bu gece uykuya yatarken sizi bir daha göremeyeceğimi... Biz beraber büyümeye devam edecektik, asıl hayata beraber atılacaktık. Ve ailelerimizden devraldığımız ahbaplığı çocuklarımıza miras bırakacaktık. Yaşlı döşeğimizde, etrafımızı torunlar sarmış haldeyken, yakın zamanlarda ölecektik... Sizi sonsuzluğa uğurlayamadık bile... Ruhlarınız şad olsun. Allah'a kavuştuktan sonra size de kavuşabilmek ümidini taşımaktan başka çare yok.

Şebnem Ferah'ın kendime pay çıkardığım şarkılarının birinden, "Eski":

"Sevdiğim birini hiç kaybetmemiştim / Kaybetmek yoktu, yoktu aklımda / Sıradan güzel bir günün uğruna hiç dua etmemiş, henüz yalvarmamıştım"

emel.oz87@gmail.com

 

 

Bizhaberiz Bağımsız Haber Portalı

BİZHABERİZ BAĞIMSIZ HABER PORTALI | Bizhaberiz.net © 2018 | Son Güncelleme : 15.12.2018 - 03:21:23 | Şu an 120 kişi online | Kullanım Koşulları