ANA SAYFABİZHABERİZREKLAM
   
‘AŞK’ CİNAYETLERİ
İÇERİK
BAŞLIKLAR

Emel ÖZTOPALOĞLU 

-Sen dün gece ne izliyordun öyle, kahkahalarla gülüyordun?

-Ne mi izliyordum? Film falan yoktu dün gece... Hatırlamıyorum. Ha... Polis, Uğur Mumcu'nun ailesine "Bu bir aşk cinayeti olabilir mi?" diye sormuş. Yeni öğrendim. Kızı anlatıyordu. Sunucu "Bu nasıl aşk böyle!" dedi, kızı da "Çok ateşli bir aşk herhalde. Tövbe yarabbim..." diye karşılık verdi. (Tövbe demesi gereken o değildi ya neyse...) O soruyu duyunca gülme krizine girmiş, haliyle ben de tutamadım kendimi.

Annemle aramda geçen bir diyalog, geçtiğimiz hafta Enver Aysever'in Özge Mumcu'yu ağırladığı programın tekrarını izlediğim gecenin ertesinde... Nerede kaldı sahici bir neşeyle gülmek? Gülüşlerimiz hep sinir bozukluğundan artık.

Aşk cinayeti mi? Melih Âşık'ın dünkü köşesinden Haldun Ertem onayladı: Hiç kuşku yok... Mumcu laik, bağımsız, onurlu ve çağdaş vatan aşkına kurban gitti...

Onu bu aşk yüzünden kurban ettiler de n'oldu? Biz daha okuma yazma öğrenemeden onu elimizden alanlara inatla yazılarını, kitaplarını okuduk büyüdükçe. Üniversite zamanlarında celallendikçe ezberimizdeki "Sesleniş"ini dillendirdik arkadaşlarla. "Yaşamımızın en güzel yıllarını birer taze çiçek gibi verdik topluma." diyen gençlerin seslenişi...

Enver Aysever'in bir sorusu da "Güldal Hanım ve Özgür Bey de siz de güler yüzlü insanlarsınız. Yaşama sevinciniz kaybolmamış. Yaralarınızı nasıl sardınız?" şeklindeydi. Özge Mumcu, "Sadece bizim yaramız değildi. Bütün toplumun yarasıydı. Toplum tarafından sevgiyle kuşatıldık. Ve çok da iyi bir aileyiz." dedi.

Keşke bütün ölülerimizin ailelerine bunu hissettirebilen bir toplum olsak... Hale bakın! Keşke böyle ölümler olmasa diyemiyorum bile! Çünkü ‘bazen' olur böyle şeyler, başka ülkelerde de oluyor. Zaten ne zaman işkenceden, haksızlıktan, hukuksuzluktan, işsizlikten, yoksulluktan, kulun takdiri olan -takdiriilahi değil- ölümlerden... bahsetsek "Başka ülkelerde de oluyor." diye susturuluyoruz. Avunmak, hoş görmek için geçerli bir sebep mi bu?

Hep ölümü düşünüp ondan söz açtığım için kendimi kıt sanıyordum. 61+25 ölümlü (Ölümden bahsederken ‘tane' ve ‘liste' sözcüklerini kullananlardan feyz aldım bu formülde!)günün öncesinde aklımdan geçiyordu bu yine. Ne kadar yanılmışım! Yazık ki o gün bir kez daha kanıtlandı bu yanılgı. Kıt olan ben değilmişim! 25 asker mi 61 mülteci mi yarışına giren medya, bütün bunlar olurken hayatın normal seyrinde devam ettiğini düşünenler, kazadır olur diyenler varken... Onların hayatı aynen devam ediyordur ama ‘vicdan'ı olanlar kendi acılarını, dertlerini bunlarla katmerleyerek devam eder hayatına.

Aynı programda Ataol Behramoğlu, ailesiyle birlikte darbelerin acısını bizzat yaşamış ve bunu şiirlerine yansıtmış bir şair olarak, ‘AKP nefreti' ile değil  ‘vicdan' ekseninde bir araya gelerek direnişi salık verdi, nefrete bile müstahak olmadıklarını, Başbakanı salt BOP Eşbaşkanı olarak gördüğünü belirtti. Enver Aysever, "Haksızlık etmiyor musunuz? Türkiye'de iktidarlar her zaman NATO çizgisinde olmadı mı zaten?" diyerek ortamı yumuşatmaya çalışsa da şair itirazını sürdürdü: Böylesi olmadı, bu kadarı olmadı. Sonra da sansüre gönderme yaptı:  Beni konuşturma şimdi. Sen genç çocuksun. Başın belaya girmesin.

İnsanlar aile aşkından, geçim sıkıntısından kurtulma aşkından, vatan aşkından, cümle aşklardan ama açıkça ama örtülü cinayete kurban gidecek. Biz bu cinayetin tanıkları olarak hiç ses etmeyeceğiz. Yahut ilk gün ah vah, sonra sus pus... Diğer taraftan bu ölümlerin bitmesini, uzaktan duyduğumuz acı hikâyelerin bizim başımıza gelmemesini dileyeceğiz. O halde son söz Malcolm X'ten: Eğer bir şeyi istiyorsan biraz gürültü yapsan iyi olur. Ha bir de bugün 9 Eylül'dü, mesela İzmir iyi gürültü yaptı. İzmir'den rahatsız olanlara, oralara ulaşamayanlara hatırlatma olsun.

 

emel.oz87@gmail.com

 

 

 

Bizhaberiz Bağımsız Haber Portalı

BİZHABERİZ BAĞIMSIZ HABER PORTALI | Bizhaberiz.net © 2016 | Son Güncelleme : 22.01.2018 - 06:44:11 | Şu an 92 kişi online | Kullanım Koşulları