ANA SAYFABİZHABERİZREKLAM
   
İKİ SÜTUNLU BEŞ ŞIKLI KİTAPLAR
İÇERİK
BAŞLIKLAR

Emel ÖZTOPALOĞLU

"İyi bir öğretmen olduğunuzu göstermek için bugünü bekleyenlerden değiliz."

AYÖP

ÖSYM, Öğretmenlik Alan Bilgisi Testi (ÖABT) ile öğretmenlere psikolojik savaş açmıştır.  Devletin pek çok kesime açtığı savaş gibi... Geçen haftaki KPSS'de bir soru aracılığıyla çocuk gibi laf dokundurduğu Redhack'ten yardım mı istesek? (Bir de alkol yasasına gönderme vardı sınavda. Bunun gibi sorular için sınav çıkışı kulağıma çalınan bir yorum: Resmen bakanın konuşmasını almışlar, soru yapmışlar...)

Pek çok aday lisans düzeyinde öğretmenlik sınavına girdiğini sanırken akademisyenlik için yarıştığı hissine kapılmıştır. Üniversitede bile her bir hocanın uzmanlaştığı tek bir anabilim dalı vardır. Örneğin -bizim bölümümüz için- Eski Türk Dili, Yeni Türk Dili, Halk Edebiyatı, Eski Türk Edebiyatı, Yeni Türk Edebiyatı, Çocuk ve Gençlik Edebiyatı...  Bunların hepsinin birden profesörü olan yoktur. Ayrıca öğretmenlik salt ezber bilgiden de ibaret değildir.  Durum böyleyken ÖSYM bizden ne beklemektedir? Okullarda veya dershanelerde çalışan hangi öğretmen bu soruları takır takır yanıtlandırabilir? Çoğumuz akademik kariyer sahiplerinin bile yapamayacağı düzeyde sorular bulunduğunu düşünüyoruz. Örneğin biyoloji öğretmeni bir arkadaşımız zooloji yüksek lisansını tamamlamış olduğu halde, alan sınavında çıkan sorulara şaşmış kalmıştır. Akademisyen ya da öğretmen her alanda her şeyi ezbere bilen insan değildir. Köşeden bucaktan soruları kimler hazırlamaktadır? 4-5 yıllık öğrenimimiz boyunca koca bir okyanustan küçücük bir katre aramamız istenmektedir. Dershaneler ise ticari "zekâ"larını devreye sokarak, sınavdan sonra "Bakın biz şöyle şöyle yaptık, söyledik. Dediğimiz, beklediğimiz çıktı." diye fırsat bu fırsat yarışa girmiştir. Akademik eğitim verecek bir dershane öğretmeninin varlığına ben inanmıyorum. Böyle bir sınav için yeniden üniversite okumak, akademisyenlerden ders almak gerekebilir! Mümkün değil ama bu bile sınav, ders, konu çeşitliliğinin giderek artmasından kaynaklanan yükü azaltmaz, durumu kurtarmaz.

Biz diyoruz ki: Ey ÖSYM! Biz yine sana para verelim; yeter ki umut tacirliği yapma, gençleri ve sayende yaşlanmışları bezdirme, yıpratma politikası yürütme. Sınavdan bir gün önce bilgi edinme kanunu kapsamından çıksın, sorduğun soruları da kendine sakla, yayımlama bakalım... Hatırlatmakta fayda var; ÖSYM, KPSS'nin iki oturumu için 55 lira olan sınav ücretini 80 liraya çıkarmış ve alan sınavına girecek öğretmenler için sınav ücretini toplam 120 lira olarak belirlemişti. Bu kadarcık para her ilde sınav düzenlenmesine yetmediği için öğretmenlik alan sınavının sadece 17 ilde yapılmasına karar vermiş, binlerce adaya yol masrafı da çıkarmıştır.

Bu sene sınava hazırlanmadım ama tepkim arkadaşlarım adına, bütün öğretmen adayları adına... Bu arada ÖABT bana edebiyat okumadığımı hissettirdi. Hele Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi'nde hiç okumamışım.  Fakültedeyken hep başka bölümlerde gözüm vardı. Bunun cezasını çekiyorum sanırım. Bir danışman hocamız vardı, ilginç bir karakterdi. Onu da hiç dinlemedim ki gittim Gazetecilik'ten, Halkbilimi'nden falan seçmeli dersler aldım. Niye mesela bir Uygur Türkçesi almadım? Bakın sınavda Uygurca metin çıktı. Bir de ima etmez miydi koca bulmak için oralardan ders aldığımı... Yetmezmiş gibi Eğitim Bilimleri Fakültesinde, zerre kadar işime yaramayacağını bile bile "zararlı" eğitim kuramlarıyla ilgilenmek neydi?

 "Emeğiniz emanetimizdir" sloganını kalemlerine basan ÖSYM! Bu ülkenin gençlerinin "emek"lerini o kirli ağzına alma diyorum sana, gölge etme başka ihsan istemez diyorum sana. Kahrol, helak ol diyorum sana... Bu ülkede böyle MEB, YÖK, ÖSYM varsa ben bu devletin okullarında -okul öncesinden yüksek öğretime- 20 sene okumadım diyorum...

Ne yazık ki okul hayatının ilk yıllarından mesleğini eline alana kadar yarıştırılanlar gün gelecek başka çocukları, gençleri yarıştırmaya alet olacak. Sistem, devamlılığını böyle böyle sağlayacak, "tehlikeli" kitapları okumaya vakit bırakmamak için elinden geleni yapmaya devam edecek. Gençliği çalan iki sütunlu beş şıklı kitaplardan kurtuluş görünmüyor. Hele bu mesleği seçenler için... Ne acı bir kısırdöngü!

Bu konu için pedagoji profesörü Joel Spring'in, Özgür Eğitim kitabının -tavsiye ederim- Türkçe baskısı için yazdığı 5 Ağustos 2010 tarihli önsözünü aynen buraya aktarıyorum:

1970'lerden,  Özgür Eğitim'in ilk baskısı yayımlandığından beri, ulusal eğitim sistemleri giderek daha fazla otoriter bir karaktere büründüler. Eğitimin ekonomik büyümenin anahtarı olduğu düşüncesinden hareketle, kamusal okul sistemleri, Türkiye'dekiler de dahil, piyasaya sürekli olarak itaatkâr işçiler yetiştirmek üzere ulus çapında sıkı bir sınav sistemi yürürlüğe koydular. Bütün dünyada öğrenciler yıllarını önlerine konan her şeyi ezberleyerek, kolejlere ve daha iyi okullara girebilmek için yapılan sınavlara hazırlanarak harcıyor. Bu öğrenciler, sınavlardaki bir başarısızlığın hayatlarını karartacağı korkusuyla, artık toplumun iyiliği için çalışan etkin yurttaşlar olarak hazırlanmıyorlar hayata. Aksine bütün öğrenciler çokuluslu şirketlerin yönetimindeki küresel bir ekonominin soru sormayan işçileri olmak üzere eğitiliyorlar.

1970'lerden beri, bilgisayarların yaygın olarak kullanılmasıyla, öğrenciler okul kayıtlarının birer "veri"si haline geldiler ve çözdükleri testler de kolaylıkla analiz edilir ve ülke çapında değerlendirilir hale geldi. Öğrenciler eğitim kurumlarının yetkililerinin yargılarından kurtulamadıkları gibi, küresel bir ekonomik düzene itaat etmek üzere okullara dolduruldukları gerçeğinden de kaçamıyorlar.

Küresel ekonomi için eğitim laflarıyla birlikte, teste dayalı okul sistemlerini destekleyen çokuluslu eğitim şirketleri de gelişip serpildi bu dönemde. Küresel "gölge eğitim" sistemi dediğimiz şey testlere hazırlanma ve değerlendirme hizmeti sağlayan uluslararası şirketlerden ibaret. Yakın dönemde Türkiye'ye yaptığım bir ziyarette, Türkiye'de orta eğitim kurumlarında öğrencilerin nasıl bütün bir öğrenim yılını kâr amaçlı şirketlerin hazırladığı test kitaplarını çözmeye çalışarak geçirdiğini anlatan bir film izledim. Küresel çapta test hazırlama, değerlendirme ve yayımlama şirketleri bu işin kaymağını yediği gibi, hükümetlere de danışmanlık hizmeti veriyor.

Kitabımın Türkçe ikinci baskısının yapılmış olmasından onur duydum ve umuyorum ki bu kitap insanları okulların toplumsal adaleti sağlamanın ve geliştirmenin birer aracı olduğu fikrine yaklaştıracak ve mevcut küresel yönelimde olduğu gibi, okulların küresel çaplı şirketlerin kârlarını arttırmalarına hizmet edecek itaatkâr işçiler yetiştirmenin ve küresel tahakküm ilişkilerini güçlendirmenin araçları olmadığını anlamalarına yardım edecektir."

DEVAM EDECEK...

emel.oz87@gmail.com

 

 

Bizhaberiz Bağımsız Haber Portalı

BİZHABERİZ BAĞIMSIZ HABER PORTALI | Bizhaberiz.net © 2016 | Son Güncelleme : 22.01.2018 - 06:44:11 | Şu an 94 kişi online | Kullanım Koşulları