ANA SAYFABİZHABERİZREKLAM
   
YOKSULLUKTAN KADIN VE NAMUSA
İÇERİK
BAŞLIKLAR

Ev işlerini Marslılar yapsın
Cadıysam süpürge bana kalsın
Olursa çocuk yaparım olsun
İstemezsem soyları kurusun
Bandista

Solfasol'de, Ankara'da iktidar sahiplerine hiç de uzak olmayan bir yerde, sabah vakti çalıştığım okula giderken gördüm öğrencimi, çamurlu okul yolunda. Hangisiydi bilmiyorum. Yüzünü değil gövdesini gördüm çünkü. Önünde tanımadığım -belki de aynı okuldan olan- başka bir çocuk vardı, "Hocam, hocam bakın, işte burada!" diye bağırıyordu gülerek. Meçhul öğrencim utancından yüzünü, bağıran arkadaşının arkasına gizledi. Ekmek dağıtmaya geleceklerdi birazdan, anneler ve çocukları o sabah kuyruktaydı. Asıl ben utandım, üzüldüm, kahroldum.

Yine bir seçim zamanıydı. Tunceli'de su tesissatı bile olmayan evlere çamaşır makinesi, buzdolabı dağıtılıyordu. Kendisine buzdolabı ‘hediye' edilen bir kadın, muhabire evin arkasındaki tepede düşmek üzere olan dev kayayı gösterdi. "Bu buzdolabını ben napayım? Şu kayaya çare bulsunlar, kaya devrilirse ben de altında kalırım, buzdolabı da altında kalır." dedi, ardından sinir bozukluğu kaynaklı kahkalarım duyuldu televizyonun karşısında.

Gezi direnişiyle meşhur olan bayrak satıcısı tutuklanma gerekçelerinden birinin ‘yurtdışına kaçma şüphesi' olduğunu belirterek "Yahu, benim memlekete gidecek param yok. Ne yurt dışı?!" dedi. Sinirli kahkahalar yine... Biliyoruz ki pek çoğumuzun ne yurt dışı, ne yurt içi, ne memleket, hatta ne şehir içi ‘gezi'si için parası yok.

Tasavvuf düşünürü -tasavvuf hoş şeydir aslında, ondan ısrarla soğumayınız- hamileyken gezmenin estetik görünmediğini, terbiyesizlik olduğunu, hamile kadının canı sıkılırsa en fazla kocasının arabasında bir tur atabileceğini belirttiği ‘düşünce özgürlüğü'nün ürünü olan ifadelere gelirsek... Doğru ya hamile kalmadan üç çocuk doğurabilme yeteneğimiz var bizim, çok da zor değil... Aynı zat "Şimdi televizyonlarda kanatlı kanatsız her şey uçuyor." diyerek kadınların regl dönemlerini de utanç verici ilan etti. Toplumumuzda böyle bir kanı var maalesef, o zamanlar ya ‘kirli'sindir, ya ‘hasta'... Doğaya, doğal olana bu düşmanlık neden? Yoksa, çocukların tecavüze uğraması mı doğal geliyor bazılarına ki, aynı tepkiyi istismar, şiddet vakalarında göremiyoruz? Pardon görüyoruz aslında, ama tepkinin yönü yanlış işte; mesela bir çocuğun kendi isteğiyle ilişkiye girdiği iddia ediliyor, ya da bir kadının dışarı çıkış saati ve kıyafetleri dolayısıyla ‘arandığı, tahrik ettiği' söyleniyor, bir polis tacize uğradığı için şikâyetçi olan bir kadına rahatlıkla "Üzerinizde ne vardı, mini etek mi giymiştiniz?" diye sorabiliyor...

Bir hatırlayalım mı?

Eylemlere katıldık, "kadın mı kız mı" olduğumuz sorgulandı.

Hemcinslerimizin yaşadığı şiddete sessiz kalmadık, kadına şiddetin medya ve toplum tarafından abartıldığı iddia edildi, hatta "Kadına yönelik şiddet algıda seçicilik." denilerek psikoloji dersi verildi bize.

Sevgilimiz bizi hunharca öldürdü, "Yalnız bırakılan ya davulcuya ya zurnacıya.", "Kızlarına sahip çıksalarmış." gibi sözlerle anne-babamızın yaralarına tuz bastılar, kendilerinin de evlat sahibi olduklarını unutarak.

Ayrıca kadın-erkek eşitliğine inanmadıklarını da çoktan itiraf etmişlerdi zaten.

Kürtaj ve sezeryanle doğum tartışmalarında "Benim bedenim, benim kararım." diyenler ‘feminist' ilan edildi. Velev ki öyle, kabahat mi? (Gerçi "Feministsen çirkinsin, yalnızsan lezbiyensin." diye zekaüstü algı da mevcut bazı çevrelerde.) Hatta "Kürtaj bir cinayet." , "Her kürtaj bir Uludere."ydi.

Ya tecavüze uğrayan kadın hamile kalırsa? "Doğursun." dediler; "Gerekirse devlet bakar.", "Bosna'da kadınlar tecavüze uğradılar ama doğurdular.", "Tecavüzcü, kürtaj yaptıran tecavüz kurbanından daha masum.", "Kadın ahlaklı olsun, kürtaj yaptırmak zorunda kalmasın.", "Anası tecavüze uğruyorsa neden çocuk ölsün? Anası ölsün." dediler.

İş arıyorduk, "Evdeki işler yetmiyor mu?" cevabını aldık. "Kadınlar iş aradığı için işsizlik yüksek"ti zaten. Hem biz okuduğumuz için "erkekler evlenecek kız bulamıyor"du. Anlasana: Türk kadını, evinin süsüdür... Küfür etmeyelim, "kadına küfür yakışmaz" ya, Emma Goldman'ın ifadesini iletelim size: Kadınlar çenelerini kapatıp rahimlerini açmak zorunda değildir.

Neyse ki çağdaş bir ülkeyiz ve yalnız değiliz; yanıbaşımızda, Gürcistan'da kayınvalideler gelin adaylarından resmî bir kurum tarafından yapılan bekâret testini talep edebilecek. Şu bekâret tutkusuna öfkelenen bir arkadaşımın ‘çılgın proje'si vardı: "Siz misiniz bekâret delisi olan, namusu bekâret zarında arayan! Ameliyatla aldıracağım zarımı, kimsenin ‘ilk'i olmayacağım."

E bizde de kim eczaneden doğum konrol hapı, gebelik testi satın alıyorsa anında haberleri olsun; sağlık kurumları hamile kalanları tespit etsin, eğer istenen bilgiyi vermiyorsa kuruma ceza kesilsin istemiyorlar mı?

Hayat Televizyonu'nda "Namus Nedir?" diye bir program izledim. Özellikle muhafazakâr yörelerde kadınlara ve erkeklere sorulmuş bu soru teker teker. "Namus amcama göre benim erkeklerle konuşmamdı, kahkaha atmamdı." dedi bir kadın ağlamaklı, belli ki gençliğini gönlünce yaşayamamış, "Bana göre ise namus diye bir şey yoktur." şeklinde sürdürdü sözlerini. Bu defa yüzünde biraz utanç, biraz isyan vardı. Genç bir kızın cavabı: "Namus bizim kendimizi korumamızdır."

Bazı adamlar "Namustan önemli bir şey var mı ya?" derken, bazıları namusu karısı, kızı, kız kardeşi, annesi, amca kızının ‘bacak arası' olarak anladıklarını sezdirdiler. Olgun bir iki adam -hayret- namusun kadınların bacak arasında olmadığını; doğruluk, dürüstlük gibi manevi değerlerle ilişkili olduğunu açıkladı. Sahi, namus kavramını kimler kadınlarla ilişkilendirmişti Allah aşkına?! Namus şerefli, ahlaklı olmakken, doğrulukken, dürüstlükken, manevi değerlerken, nizamken, utanma duygusuyken... Hangi sözlükler kadının cinsel niteliklerini namus saydı?

Gerçi sözlükler de neyi nasıl tanımlayacağını şaşırmıştır artık. Hele TDK Türkçe Sözlük...

"Başkasının malını alan, yağma, talan eden kimse, talancı, plaçkacı" olarak tanımlanan ve S. F. Abasıyanık'ın "Bütün çapulcu alayı başka kasabalara gittiler." cümlesiyle örneklenen çapulcu sözcüğünün anlamı birden "Düzene aykırı davranışlarda bulunan, düzeni bozan, plaçkacı" olarak değişmişti. Ve ardından manidar bir örnek: "Çapulcuların teklifine boyun eğilmesini asla kabul etmem." N.F. Kısakürek

Darbe sözcüğü, "Bir ülkede baskı kurarak, zor kullanarak veya demokratik yollardan yararlanarak hükümeti istifa ettirme  veya rejimi değiştirecek biçimde yönetimi devirme işi" olarak tanımlanmış.

Demokratik yollar derken? Mesela halkın demokratik hakları mı? Mesela meclisin hükümeti denetleme yolları mı?

Peki kadın?

"Erişkin dişi insan, hatun kişi, zen. Analık veya ev yönetimi bakımından gereken erdemleri, becerileri olan. Hizmetçi bayan. Bayan."

Kadın olmak?

"Kızlığını yitirmek. Kocasını, evini iyi yönetmek."

Kadın olmak eşittir bekâretini kaybetmek, evlenmek, çocuk doğurmak, kocaya ve onun ailesine hizmet etmek, çocuklara saçını süpürge etmek, ev hanımı olmak... Ayrıca ne kadını, bayan! Hanım kişi isminden sonra, bayan ise kişi isminden önce gelen bir unvandır beyler, kadının adı kadındır!

Dilbilimciler, bari siz yapmayın!

emel.oz87@gmail.com

 

 

 

Bizhaberiz Bağımsız Haber Portalı

BİZHABERİZ BAĞIMSIZ HABER PORTALI | Bizhaberiz.net © 2016 | Son Güncelleme : 17.08.2018 - 07:25:49 | Şu an 106 kişi online | Kullanım Koşulları