ANA SAYFABİZHABERİZREKLAM
   
DERSİME KARIŞMA
İÇERİK
BAŞLIKLAR

Emel ÖZTOPALOĞLU

11.sınıf Türk edebiyatı dersinde Servetifünun Dönemini işliyorsam bir edebiyat öğretmeni olarak, romanda Mehmet Rauf'u, Halid Ziya'yı; şiirde Tevfik Fikret'i atlayamam. Tarihi, edebiyatı yok sayamam. Fakat önceki sene imam-hatip lisesindeki görevim sırasında -klasik lisede de aynı olay yaşanabilirdi- bir öğrencimin şiddetli itirazına tanık oldum: Eylül ve Aşk-ı Memnu romanlarındaki yasak aşk konusu, Tevfik Fikret'in oğlu Haluk'un yurt dışında üniversite öğrenimi görürken yanında kaldığı ailenin etkisiyle Hıristiyanlığı benimsemesi hoş değilmiş. Dolayısıyla adı geçen şair ve yazarları dersimde konuşmamam gerekiyormuş. Gençlere kötü örnek oluyormuş. Hadi imam-hatipliler bilinçliymiş, diğer okullarda okuyanlar napsınmış...

Bir öğrencinin derste görüşünü dillendirmesi pek tabiidir ve güzeldir. Fakat ben de ona Servetifünun Döneminde ve genel olarak Türk edebiyatı tarihinde bu sanatçıların eserlerinin önemini, dönemin tarihî ve sosyal koşullarının edebiyata yansımasını yeniden hatırlatmak zorundaydım. Ayrıca ‘kötü' olarak nitelendirdiği örnekler olmasaydı iyiyi de bulamayacağına, inanarak okuduğu Kuran'ın da insanlara örnek olaylarla güzeli işaret ettiğine -misal güzelim Yusuf kıssasını da okumayalım mı o zaman- dikkatini çekmeye çalıştım. İslam dinindeki hoşgörü vurgusunu düşünmesini istedim. Kaldı ki 10.sınıf Türk edebiyatı dersinde divan edebiyatının kaynaklarının başında Kuran'ı da saymıştık. Türk edebiyatı tarihinin bir bütün olduğunu unutmayalım. İşimize gelmeyeni, hoşumuza gitmeyeni yok sayamayız.

Bir gün, yine edebiyat öğretmeni olan bir arkadaşımı çalıştığı okulun müdürü yanına çağırmış. Müdürün elinde Eylül romanının özetinin yazılı olduğu internet çıktısı varmış. Malum, Suat Hanım eşi Süreyya Bey'in arkadaşı Necip ile aşk yaşamaktadır. Bu eseri 11.sınıf öğrencilerine okutmak edebi açıdan son derece olağandır. Ama gel gör ki ahlaki açıdan anormal sayıldığından bir veli, öğretmeni müdüre şikâyet etmiş. Müdür de bu durumu soruyor, elindeki özetten bir cümle okuyarak. Hocamız, "Eser, psikolojik roman. Sadece karakterlerin ruh halleri açısından ele alınıyor olaylar, sevişme sahnesi yok ya." diye sakince yanıt veriyor. Müdür, "Hocam okutmasanız olmaz mı, bunun yerine başka bir roman yok mu bu dönemde?" diyor. "Olmaz hocam, bu dönemde iki önemli romancı var, bunu okutmazsam Aşk-ı Memnu var." şeklinde kararlılığını sürdürüyor. Müdür korkuyla, "Aman hocam, o hiç olmaz." diyor ve tartışmanın sonunda pek ikna olmuşa benzemiyor, "Hocam yine de okutmasanız..."

"Aa Aşk-ı Memnu'nun kitabı çıkmış." diye şaşakalanların halleri bunlar... Roman okumak yerine filmi, diziyi tercih edip romanı da aynen ‘öyle' sanmak... Kaldı ki ‘öyle' olsa ne olacak? Belli bir yaşa gelmiş çocukları, gençleri hele teknoloji çağında ne kadar uzak tutabilirsiniz ‘öyle' şeylerden? Hadi diyelim iktidar, çevre, idare onca yıl öğrenim gördüğüm alanın sınırlarına girer, bana neyi nasıl anlatacağımı bildirmeye kalkar da dizilerden, filmlerden, internetten, ergen sohbetlerinden, yaşamın gerçeklerinden günün kaç saati sakınabilirsiniz çocuklarınızı? Bu çelişkiyi nasıl açıklarsınız? Hem eğitimin bütün sorunları ya da politikadaki ilke, ahlak sorunu halloldu da romanlardaki yasak aşklara, edebiyatçıların veya ailelerinin inançlarına mı geldi sıra!

Edebiyat tarihimiz ortada, bu çerçevede ne varsa anlatabilirim. Kızlı erkekli öğrenci evleri konusu gündeme getirilene kadar başkalarının hayatına, işine müdahale sorunu özellikle son zamanlarda vardı zaten.  Belki halkın genel görüşünü kendi ifadelerinize tanık olarak gösterebilirsiniz. Ama bu hiçbir iktidara halkına karışma yetkisi vermez.  90'lar poptan Yoncimik seslenir sonra "Kendine Gel" şarkısıyla... 

emel.oz87@gmail.com

 

 

Bizhaberiz Bağımsız Haber Portalı

BİZHABERİZ BAĞIMSIZ HABER PORTALI | Bizhaberiz.net © 2016 | Son Güncelleme : 20.04.2018 - 02:48:21 | Şu an 111 kişi online | Kullanım Koşulları