ANA SAYFABİZHABERİZREKLAM
   
ZORUNLU “DÜN” DERSİ
İÇERİK
BAŞLIKLAR

Emel ÖZTOPALOĞLU 

Üç yaşlı kadın oturmuş, sohbet ediyormuş. İlki, "Bu aralar çok unutkan oldum. Geçen gün kapıyı açtım, içeri mi girecektim dışarı mı çıkacaktım, unuttum." demiş. "Ben de merdivenlerde yoruldum, biraz oturdum, sonra aşağı mı inecektim yukarı mı çıkacaktım, unuttum." diye karşılık vermiş ikincisi. Üçüncüsü "Siz bunamışsınız ayol, ben de hiçbir şey yok çok şükür. Allah korusun!" deyip elini tahtaya vurmuş, hemen ardından seslenmiş: "Kim ooo?"

Son bir iki senedir öyle bir unutuyorum ki... Evi yakacak, hırsıza kolaylık sağlayacak, mesai arkadaşımın patrondan azar işitmesine sebep olacak cinsten dalgınlıklar, unutkanlıklar... Örnekleri sıralasam buradan köye dehşet verici bir yol olur. Dalga konusu da olmadım değil hani, çok eğlendirdim insanları. "E unutuyorsun madem bütün bu örnekleri nasıl hatırlıyorsun?" diye soranlar da oldu: Hatırladığım tek bir şey var, o da hiçbir şey hatırlamadığım, dedim alaylı. Neyse ki B12, folik asit tedavisiyle -ve tabii ki doktor önerisiyle- toparlıyorum. Umarım tek sebebi budur! Sadece yaşlılar değil gençler de bazı fiziksel ve/ya ruhsal sebeplerle aynı dertten muzdarip olabiliyor. Erken bunama diye bir şey de var malum. Hatta pek çok sinema filminde ele alınan bir konu bu. Ben burada farklı bir bunama türünden söz etmek istiyorum: Toplumsal bunamadan.

Evet, dalıp gidiyorum, unutabiliyorum pek çok şeyi. Ama unutsam belki ziyadesiyle gamsız olacağım şeyleri asla unutamıyorum, unutmaya da çalışmıyorum açıkçası. Öyle şeyleri unutsam, unutsak kendi halinde küçük insanlar olarak, hayli memnun edebileceğimiz ve rahat bir uyku çekecek muktedir insanlar mevcut üstelik.

Eski topraktan, önceki kuşaktan dinlediğimiz, okuduğumuz, tanıklığına devam ettiğimiz, belki bizzat yaşadığımız acıları, işkenceleri, katliamları, sömürüyü... günlük hengâmeyle unutabilir miyiz? Toplumsal bellek küçük yaştan itibaren balıkyağıyla, vitaminle beslenerek, sürekli check-up yaptırarak korunmuyor; vicdanla, insafla korunuyor. Asıl kurtuluş, unutmakta mı diyorsunuz? Öyle değil işte! Beynimize format attık diyelim yüreğimizi ne yapacağız?

Taylan Kulaçoğlu'nun tutuklanmasından sonra Redhack sözcüsü canlı yayında "Gündelik telaşlarla yapılanları unutturmaya çalışıyorlar. Unutmamak için siyaseti gündelik hayatın parçası yapın ki sizi kandıramasınlar." demişti. "Siyasetten hiç hoşlanmıyorum. Konuşmak istemiyorum." diye mızmızlananlara "Das Kapital'i oku." demiyoruz ki. Etrafta olup bitenlerden bir parça olsun haberdar olmaya çalışmak, bir parça olsun duyarlı olmak derdimiz. Hem nice canlar yanarken ne kadar uzak kalabiliriz şu siyasetten?

Gerçi çoktan seçmeli sınavlarla küçük yaştan itibaren yarışmaya sürüklenen kuşağımızı suçlamak ne kadar doğru? Zorunlu din dersi -karşı çıkan kesim şöyle dursun- merkezi sınavlara bile dâhil edildi hani; gündeme atılan yüzeysel konularla oyalanmamak için de zorunlu "dün" dersi konsun okullara, kızlı erkekli bütün öğrenciler için. (Sınıfa duyuru yapmaya gelen müdür, kız erkek yan yana oturan iki öğrenci görünce azarlayıp ayırmasın onları, üstelik bana "Hocam siz mi oturttunuz?" diye hesap sormasın, farkında bile olmadığım olsam da sorun saymayacağım bir şey için. Dersin olağan içeriğinin bile baskı altında olduğunu "Dersime Karışma" başlıklı yazımda anlatmıştım.)

Kıt akıllarımızla kurulan, sosyal medyada dillenen hayal bu ya, gördüğümüz resmî tarihten farklı bir şey olacak "dün" dersi. O vakte kadar hassasiyet ayarı yüksek öğretmenlerimiz dersinin hiç olmazsa beş on dakikasını "dün"e ayırmak ister belki... Çok şanslıyım ki lisedeki tarih öğretmenim öyle yapardı, tarih öğretmeni olmak da şart değil dünü anmak, duyarlılık aşılamak için. Bu aşılamayı "beyin yıkama" olarak da yorumlayanlar çıkabilir elbet.

"Dün"ün, mağdur edebiyatından daha verimli bir ders olacağı kesin. Edebiyatı, "edebiyat yapma" gibi kötü manada kullanmak istemem, lakin "anne edebiyatı" yapmaktansa... "Analar ağlamıyor." artık derlerken, Fadime annenin oğlu Mehmet Ayvalıtaş'ın ardından gidişini unutur muyuz acaba? Ardından, Ali İsmail Korkmaz'ın annesi Emel Hanım'ın "Ne mutlu, oğlunun yanına erken gitti." deyişine yanmaz mıyız hiç? "Ağlama anne, evlatların burada.", "Unutursak kalbimiz kurusun." sloganları pelesenk dillere. Geçtiğimiz haziran, toplumsal belleğimizi güçlendirmeye çalışacağımızın göstergesi neden olmasın?

Gerçekçi bir şey dilediğimiz. Hamileyken hatta hamile kalmadan omega-3, balık yağı, havyar vs. alıp zekâ küpü çocuk sahibi olacağına inanmış anneler varken... Elif Şafak, Siyah Süt romanında "zekâ fetişizmi" diyor buna. "Velev ki zekâyı tasarlamak mümkün ve böyle tasarım harikası süper zeki bir çocuk imal etmeyi başardı Türk anneleri..." Çok zeki, çok yetenekli sanatçı ya da bilim adamı olacak bir çocuk. Sonra? Yaratıcılığının, farklılığının, hevesinin ilk önce ailesi tarafından yok edileceğine dikkati çekiyor Elif Şafak.

Düşünün, yeni dillenen bir çocuk kadar tatlı olan nedir ki? Marifet, umduğun gibi bir karaktere bürünmedi diye onu sindirip susturmamakta... Hem ailenin hem ülkenin marifeti... Marifet unutmamak ve unutturmamakta, hatta unutmamaya söz verdiğimiz şeyleri hemen hiç yaşatmamakta...

 

emel.oz87@gmail.com

 

 

Bizhaberiz Bağımsız Haber Portalı

BİZHABERİZ BAĞIMSIZ HABER PORTALI | Bizhaberiz.net © 2016 | Son Güncelleme : 19.06.2018 - 01:16:01 | Şu an 116 kişi online | Kullanım Koşulları