ANA SAYFABİZHABERİZREKLAM
   
HIRSIZA HIRSIZ.. ÇETEYE ÇETE
İÇERİK
BAŞLIKLAR

Erbil TUŞALP

Hırsızlar da, çeteler de zor durumda. Artık çaresizler. Fena yakalandılar. Hukuk devletinde bu suçu işleyenin bileğine kelepçe takarlar. Ama işin başında “hukuk devleti ne ki..” diye söze başlayan eli maymuncuklu devlet ve siyaset adamları var. Göz göre göre alınan rüşveti artık saklayamıyorlar.
Yolsuzluğun soysuzluğun, hırsızlığın arsızlığın adı değişiyor. Trilyonluk yatırımlar üzerinden hesaplanan rüşvete artık komisyon deniyor. Katriyonluk ihalelere girmenin yolu parti tarifesine uymaktan geçiyor.
Türkiye’de artık “hırsıza” hırsız “çeteye” çete deniyor.
Rüşveti bastıran için yatırımda; tarifeye uyan için ihalede sorun kalmıyor. Ancak karşılıklı pusuya yatan çeteler yatırımların da ihalelerin de kayıtlarını tutuyor. Herkes kimin kime ne verdiğini, kimin kimden ne aldığını biliyor. Bir tarafa eurolar dolarlar, bir tarafa fotoğraflar videolar istifleniyor.
17 Aralık rüşvet ve yolsuzluk operasyonu ile görülmemiş bir yoğunlukla açığa çıkan soygunun ulaşacağı boyutu gizlemek için yasadışı ayıplı önlemlere başvuruluyor.
Adli kolluğa el koymaktan, hırsızı arsızı sorup soruşturan polisi dağıtmaktan başka çareleri yok.
İstiyorlar ki savcılar dosya kapatsın, istiyorlar ki polisler eşya toplasın.
İstiyorlar ki vurup patlattıkları, çalıp oynattıkları duyulmasın.

SAVCILAR VE POLİSLER
Ülkenin tüm savcılarının hırsızlığı arsızlığına göz yumacağını “sayın bakanım izniniz olursa rüşvete aracılık eden oğlunuzu soruşturacağız” diyeceğini sanıyorlar.
Yanılıyorlar yargıda artık sadece olağanüstü yargı yollarına ve olağandışı yöntemlere başvuran Alidibo savcıları ve yargıçları yok.
Ülkenin tüm polislerinin soyguna vurguna kulak tıkayacağını “sayın bakanım izniniz olursa rüşvete aracılık eden oğlunuzu gözaltına alacağız” diyeceğini sanıyorlar.
Yanılıyorlar emniyette artık sadece Mehmet Ağar’ın eli kanlı burnu kokainli, Abdülkadir Aksu’nun başı takkeli eli tespihli polisleri yok.
Savcıyı yargıcı kul olmaktan kurtaracak; polisi bekçiyi köle olmaktan çıkaracak sendikal adımların sesi duyuluyor. Yargıç ve savcı sendikası yargıdaki; polis sendikası güvenlikteki ihlallerin karşısına dikilmek için sabırsızlanıyor.

GAZETECİLER VE YAZARLAR
Emniyetin kapısını gazetecilere kapatınca, akıllarınca, iktidarın bağırsaklarından boşalan kirin pasın yazılmayacağını sanıyorlar.
Gerçeği yok eden, saptıran, yalanı savunan, sermayenin yanında emeğin karşısında olan besleme gazeteciler “17 Aralık” pisliklerinin yazılmasına engel olabildi mi? Hayır.
Kendilerini kanaat önderi sayan “yetmez ama evet’ci ” akil armada “17 Aralık” pisliklerini görmezden gelip “ baba oğlun kutsal ruhunu” savunabildi mi? Hayır.
O zaman “psikolojik savaş yöntemleriyle” rüşvetin-yolsuzluğun üstünü örtmeye çalışanların yenildiği gün gibi ortada. Bundan sonra adli kolluğa el koymanın, polisi dağıtmanın, medyaya yasak getirmenin yararı yok.
Dahası hükümetin dört bakanı hakkında rüşvet iddialar varken, 23 ilde 480 kişiyi kapsayacak soruşturmalardan söz edilirken, ve de elbette bir numaranın kendisi ve ailesi ile ilgili suçlamalar konuşulurken, saldırmak da yasaklamak da artık çare olmuyor.

ÖRTÜNÜN ALTINDA
Bunu anlamak için, üç kuruşluk çıkarlardan arınıp insanlık tarihinin “medyayı baskı altına alarak suç ve ihanet, ceza ve linç psikolojisi yayan” faşizmlerini anımsamak yeter.
“Alman halkının yüce mahkemesi benden ibarettir” diyen Adolf’u ya da “Nasyonal sosyalizm karşısında hukuk bağımsızlığı yoktur ” diyen “adalet müşaviri” Dr. Hans’ı anımsanmak bu kadar mı zor?
Her şey çok çabuk tarih oluyor ama tarih öyle sanıldığı gibi kolay eskimiyor.
Dün ile bugün arasında belli ki iktidarın bağırsaklarından boşalan hırsız ve arsız rüşvetinin ve haracının kiri pası duruyor.
Bu pisliğin her türlü rezilliğin üstünü örtüp unutturacağı sanılıyor.
Örtünün altındaki ayıplar, ihanetler, satışlar tek tek ortaya çıkıyor:
“Hazinesini, maliyesini, bankalarını finans kapitale teslim eden; yer altı servetlerini, denizlerini, limanlarını göllerini, akarsularını, ormanlarını kapitalizme kaptıran ; işçi ve emekçilerini örgütsüz bırakan; açları ve yoksulları toklarından ve varsıllarından daha çok olan; bürokrasinin kilit noktalarını dinci gericilere peşkeş çeken; çocuklarını geleceksizliğe mahkum eden ; milletvekillerini, üniversit e rektörlerini, sanatçılarını, aydınlarını , gazetecileri, bilim insanlarını şeriata boyun eğmeyen komutanlarını şaibeli gizli tanık ifadeleriyle cezaevlerine dolduran; öğretmenleri,askerleri ve polisleri intihar eden; polisi orduya, polisi polise karşı güç olarak örgütleyen; muhaliflerini fişleyen, karşıtlarının telefonlarını dinleyen; gençlerini coplayan, biber gazıyla boğan, kurşunlayan ; diri diri insan yakandan yana olan, insan kesip parçalayana destek çıkan tek parti diktasını zor günler bekliyor.
Örtüyü biraz daha açmak için haftaya buluşalım, çay demleyip konuşalım.

erbil.tusalp@gmail.com

 

 

Bizhaberiz Bağımsız Haber Portalı

BİZHABERİZ BAĞIMSIZ HABER PORTALI | Bizhaberiz.net © 2016 | Son Güncelleme : 26.04.2018 - 05:24:11 | Şu an 109 kişi online | Kullanım Koşulları