ANA SAYFABİZHABERİZREKLAM
   
ANLAT HEP!
İÇERİK
BAŞLIKLAR

Emel ÖZTOPALOĞLU

Berkin dün karne alamadı, ama haziranda veya en geç öbür şubatta alacak karnesini. Ali İsmail okulu bitirip öğretmen olarak karne dağıtamayacak, ama adı da sesi de okullarda yankılanacak hep. İşçi Ethem ve pazarda tezgâh açan Mehmet, Yatağan ve Zonguldak işçileriyle meydanlarda olamayacak ama sadece bedenen...

Her gün bir değil bin türlü acının yıldönümü, adına Türkiye dedikleri ülkede. Aslında "hazin"istan burası... Sayamıyoruz. Unuttuklarımız bizi bağışlasa, biz kendimizi bağışlamayız.

Uğur, Ceylan gibi hiç büyümeyen çocuklarımız var bizim. Katırın altına saklanıp bombardımandan kurtulacağını düşünecek kadar çocuktur onlar... Ya da coğrafya ne fark eder; "Gözyaşlarımızın rengi aynıdır.", "Bebeklerin ulusu yok"tur. "Küçük çocukları küçük mermilerle öldürürler değil mi anne?" diye soracak kadar çocukturlar. "Hepsini Allah'a söyleyeceğim." diyecek kadar büyük ama çocuk...

Abilerinden görüp sokağa "Hükûmet istifa! Faşizme ölüm!" yazar çocuk. Muhabir ona faşizmin anlamını sorar, "Bilmiyorum." diye yanıtlar. Sınavları olduğu için ilk duruşmaya gidemez, ikincisine zorla getirilme kararı çıkar. Savcı da aynı soruyu sorduğunda, "Kötü insanlara faşist denir." der. Siyaset kitaplarından değil küçük yaştaki tecrübesinden öğrenmiştir artık bunu. Büyük adam gibi yiğitçe hesabını verir mahkemede, kalıbının adamı olamayanları utandırmış mıdır bilinmez: "Evet, yazdım. Çünkü ben özgür bir dünya istiyorum."

Böyle güzel çocukları yetiştiren onurlu işçilerimiz var bizim. Onların direnişine omuz veren gençlerimiz... "Okumuş insan, emekçi halka sorumludur." şiarıyla "Ankara ayazını ısıttınız. Selam yürekleri ısıtanlara!" diye sıcacık karşılarlar onları.

Çocukları, gençleri, işçileri, eğitimcileri... hırpalayan hatta katleden polisler var. Ama bu topraklarda "Diyarbakır halkına eziyet edeni yakarım!" diye anons geçen polisimiz de oldu bizim, ruhu şad olsun.

Ankara'da Tekel direnişinde, işçiler Abdi İpekçi Parkı'ndaki havuza daldılar TOMA'lardan kaçarken. Soğukta günlerce brandaların altında kaldılar Sakarya Caddesi'nde. Elmayı eliyle ikiye bölüp bana zorla veren işçiyi de unutmam, döner kuyruğunda "Ankara bizi unutmayacak!" diyen işçi eşini de. Üniversiteli-işçi halayını da... Unutmadık ki o cadde boşaldığında eksik kaldık, ana babamızın bizi bu şehre getirip bıraktığı zamanki gibi... Onlara kapılarını açan esnafımız vardı, "esnaf" salt palalı olmaz ya...

Sahi, bir çocuk veya genç karnesini, başarı belgesini neden kendi doğumundan önce yaşamış ve bu dünyadan ayrılmış bir gazetecinin anıtına getirir koyar ki? İşte böyle pırıl pırıl yeni bir kuşağımız var.

Kimdir ki göçenler, geride kalanlar? Neden üzülürüz onlar için? Kardeşim, arkadaşım, öğrencimdir... Büyüğüm, yakınımdır... Olabilirdi demiyorum. Bu ihtimali düşünmeden de canım yanıyor. Hele hayatlarıyla ilgili yeni, belki acı belki çocukça ayrıntılar öğrendikçe... İnsan hiç tanımadığı birilerine de böyle ağlar dururmuş demek ki... "İnsansın birinin canı yanarken / senin de canın acıyorsa."

Ömrümüz vefa ettiğince her zaman her yerde anlatalım bunları nolur, en azından bunu yapalım...

 

 

Bizhaberiz Bağımsız Haber Portalı

BİZHABERİZ BAĞIMSIZ HABER PORTALI | Bizhaberiz.net © 2016 | Son Güncelleme : 26.04.2018 - 05:24:11 | Şu an 112 kişi online | Kullanım Koşulları