ANA SAYFABİZHABERİZREKLAM
   
MAFYÖZBİR’DEN MAFYÖZİKİ’YE TÜRKİYE…
İÇERİK
BAŞLIKLAR

Erbil TUŞALP 

MAFYÖZ BİR... Milyonların, milyarların, trilyonların, katrilyonların konuşulduğu; rüşvetin ayakkabı kutusunda, hamam kesesinde saklandığı; haracın çikolata tepsisinde, elbise çantasında dağıtıldığı; salmanın havuzda toplandığı; polis fezlekesine geçen milyon doların kasasıyla kutusuyla iade edildiği; küçük ölçekli servetlerin zırhlı otomobillerde taşınıp kaçırıldığı; siyah camlı jiplerde elden ele evden eve dolaştırıldığı; bir kedi maharetiyle üstü örtülen hırsızlık, rüşvet, dolandırıcılık, yağma kanıtlarının gizlendiği, değiştirildiği; yargının, eğitimin, ordunun tarumar edildiği; hukukun, bilimin, güvenliğin olmadığı; vurgunun, soygunun, olağan karşılandığı bir polis devletinin mi, yoksa mafyöz bir devletin mi yurttaşlarıyız?

*

OLMUYOR UYMUYOR... Bu soruyu rejimin içine düştüğü batağa bir ad koyarak yanıtlamak artık, hem yeterli hem de geçerli değil. Rejimin adı polis devleti ya da tek parti diktatörlüğü olsa da olmuyor. Rejimin niteliği faşizm sözcüğünün önüne mikro, yatay, dikey, sivil gibi sıfatlar eklenerek anlatılsa da artık gerçeği yansıtmıyor.

Olmuyor, uymuyor, karşılamıyor. Çünkü 17 Aralık'ta ortaya çıkan siyasetin ibret verici ahlak ve vicdan dışı örneklerle dolu olduğu artık gizlenemiyor. Anlatmıyor, yansıtmıyor, açıklamıyor. Çünkü 17Aralık'ta su yüzüne çıkan mafya tüm çabalara karşın ayıplarını artık saklayamıyor.

Kim ayırdında bilmiyorum ama ilan edilmemiş iç savaşın iktidardaki temsilcisi Türkiye İslam Cumhuriyeti miting alanlarında "yüzlerce hafıza Kur'an okutup hatim indirterek..." Türkiye Cumhuriyeti'ni gömdüğünü duyuruyor. (1 Mart 2014, Denizli)

*

KISACA PİSLİK... Çağdaş dünyanın özgürlük, bağımsızlık, hukuk, adalet gibi evrensel değerlerinden uzak; emperyalizmin çarpıttığı /kapitalizmin kirlettiği ırk, din, cinsiyet, emek, örgüt algılarıyla tarihin çatlağından sızan faşizmin İslami yorumuyla biçimlenen iktidar, bazı alanlarda mafyayı kıskandıracak işlere imza atmaktan çekinmedi.

İster "tarihsel deneyler" noktasında, ister "gündelik yaşam" odağında yoğunlaşılsın 17Aralık ayıbı - siz kısaca pislik diyebilirsiniz- tarihin insanlık dışı örnekleriyle uyuştuğunu görmeye ve göstermeye yetti. Özetle sonuç değişmedi, zor bildiğini okudu. "denetlenemeyeni denetleyen, açıklanamayanı açıklayan'' eli sopalı-ağzı küfürlü faşizm şu ya da bu/ şöyle ya da böyle bir görüntüyle yaşamı köreltmeyi, geleceği karartmayı sürdürdü.

Anlaşılan o ki, bunca laf kalabalığından sonra sıra kaçınılmaz olarak birkaç somut örnek vermeye geldi.

*

UYUMLU MODEL... İş başındaki devlet ve siyaset adamlarının 17 Aralık ayıbındaki katkılarını örtmek, dahası kendini ve ailesini korumak için Bay Tayyip'in İnternet, MİT ve HSYK yasalarından alacağı güçle hukuk devletine diz çöktürme girişimi hiç önemli değil. Aslında rejimin pruvası çok uzun zamandan bu yana başka yeri gösteriyor. 17 Aralık'ta suçüstü yakalanan kadronun tercihi elbette hukuk devleti değil. Tersine iktidarın çoluk çocuk, hala teyze, amca dayı, yeğen kuzen yararlanacağı soyup soğana çevireceği mafyöz bir devlet.

Bize hiç yabancı değil, özellikle son on iki yılın siyaset yapma biçimiyle uyumlu bir model. Şöyle ki devlet kurum ve kuruluşundan çok bir şirket, holding yapısı benimsenir. Sürekli arsa alımı, şirketlere ortak olma, ihalelere katılma ve işadamı hüviyetine bürünme gibi legal görüntülü faaliyetlerle dikkat çekilir. Bir liderlik özelliği olarak tercihlerde yakın çevrenin mutlak önceliği vardır. Kanunlardaki boşluklardan ortaya çıkan rant alanları bu zeminlere çekilir, bu tür yönlendirmelerle kişisel ve partisel çıkar sağlanır. Kadrolar suça ortak edilen kurbanlarla yenilenir.

Ölümle yaşam arasındaki ince çizgide suçlu ve sabıkalı olarak yürüdükleri için hukuk herkesten çok onlar için gereklidir. Mafyöz devlet onlar için çok sağlam bir savunma- korunma yöntemi izler.

Savcılar görevden alınır. Malvarlıkları üzerindeki tedbir kalkar. Yeni yargıç atanır, tutuklular serbest bırakılır. Suç vasfı değiştirilir. Savcıların yargılanmasına başlanır.

Deniz Feneri'ndeki bildik senaryo 17 Aralık ayıbında yeniden yazılır, yeniden oynanır.

Her seferinde her nedense ya "dosyada tek başına esasa ilişkin delil bulunmadığı" ya da "delillerin karartılması söz konusu olmadığı " vurgulandıktan sonra "suçların sanık lehine değişme olasılığı" anımsatılır.

Mafyöz devletin koruyup kolladığı iktidarın hırsızının arsızının, soyguncusunun vurguncusunun yaşamı "şeytan aldı götürdü" ile "satamadı getirdi" arasında gider gelir.

*

MAFYÖZ İKİ... O gün televizyonun ışıklı mavi ekranından kanatlanıp sabahın tadını kaçıran bir haber geldi:

"Sabah baskınında polis bir bankacının evinde koynunda 4,5 milyon dolar besleyen bir ayakkabı kutusu yakaladı. Bir başka evin yatak odasında para sayma makinesi ele geçirildi. Bir malikânede depolanmış nakit servet baskın heyecanıyla ona buna şuna dağıtılıp heba edildi. Son 2,2 katrilyon elde kaldı, yazık oldu."

Büyük bir ayıbı anlatan bu haber, dünyanın her yerinde insanı mafyöz ilişkiler batağında çırpınan bir siyasi partiye götürür. Orada "Allah'ın işine karışılmaz..." diyen örgütsüz bir halkın seçtiği "soygun ve vurguna.." koşullanmış örgütlü bir iktidar çıkmıştır.

O iktidar kamu bankaları üzerinden ucuz kredi dağıtır, karapara aklar, işadamı yaratır, siyaseti finanse eder, seçim yatırımı yapar... Kendi örgütlenmesi, kendi medyası için inşaat şirketlerinden ihale karşılığı haraç toplar... Enerji, madencilik, petrol, sağlık ve turizm alanlarındaki mafyöz ilişkilere göz yumar... Desteğindeki vakıflar, dernekler, sendikalar, yardım kuruluşları saadet zinciri gibi çalışır... İktidarın yakın çevresi değerli kamu arazilerinden, orman alanlarından, kıyılardan büyük rantlar sağlar... Tarikat-ticaret-siyaset ilişkilerinden üreyen iktidar zenginleri mücevher, takı, değerli kol saati, otomobil, villa-rezidans ve marka yarışı yapar... İktidar mafyadan, mafya sanayici ve işadamlarından, gösteri ve eğlence dünyasından rüşvet alır.

Bu ilişkileri anlatan öykülerden biri yıllar önce Saygı Öztürk ve Sezai Şengün'ün haberiyle başlamıştı. Okuyanı şaşırtan habere göre Vakıfbank Valide Sultan Şubesi'nde tuhaf şeyler oluyordu:

"İstanbul Valisi Erol Çakır, Başbakanlık makamına 9 Nisan 1999 tarihli ve ‘çok gizli' damgasıyla bir bilgilendirme yazısı göndermiş, bu resmi yazıda dönemin İstanbul Büyük Şehir Belediyesi'ne ait paraların nasıl kullanıldığına dair şu ifadeler yer almıştır.

... Her ay yaklaşık 3-4 trilyona yakın paranın Fazilet Partisi'ne yakın firmalar tarafından havuz hesaplarına aktarıldığı, bu hesaplardan da adı geçen partinin kuryeleri vasıtasıyla partiye ve Recep Tayyip Erdoğan'a gittiği...

... Paraların Vakıfbank'ta açılan bir hesapta toplandığı, buradan da denetimi imkânsız kılmak için birçok hesapta dolaştırıldıktan sonra Fazilet Partisi'ne yakın firma ve şahıslara aktarıldığı, Akit (şimdiki Vakit), Yeni Şafak ve Kanal 7'ye devamlı kaynak aktarıldığı... Büyük miktarlarda naylon fatura keserek karşılıksız trilyonlarca lirayı parti ve Büyükşehir Belediye Başkanlığı'nın güvenilir şahıslara verdiği duyumları alınmıştır." (Star, Temmuz 2003)

*

750 MİLYON DOLAR... Bu haberle ortaya çıkan kirlilik yıllar içinde hiç eskimedi. Ahmet Erhan Çelik, Necati Doğru, Melih Aşık, Yalçın Bayer, Tuncay Özkan ve son olarak Soner Yalçın gibi gazetecilerin katkılarıyla günümüze dek sürdü:

"RecepTayyip'ten Kadir Topbaş'a İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin ve bağlı şirketlerin hesapları Valide Sultan Şubesi'ndeydi. Şubenin eski müdürü Maksut Serim, başbakanlık örtülü ödenek hesaplarının başına getirildi. Onun yerine gelen Bilal Karaman Vakıfbank Genel Müdürü oldu. Bankanın Frankfurt şubesi Deniz Feneri'ne "gemi alması" için kredi verdi. Almanya'da tarihin en büyük dolandırıcılığı olan Deniz Feneri Türkiye'de Adalet Bakanlığı koltuğuna oturtulan üç imamın müdahalesiyle aklandı." Üç imam ki mi? Onu da siz bulun.

Hayat devam ederken Bay Tayyip'in damadı Berat Albayrak'ın ortağı ve yöneticisi olduğu Çalık Grubu medya yatırımı yapmak istedi. Damad-ı şehriyari'nin yöneteceği bir televizyon ve bir gazetede söz sahibi olmak kir pas örtmek için bulunmaz bir fırsattı.

"Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu'nun (TMSF) el koyup devletleştirdiği ATV ile Sabah iki devlet bankasından verilen 750 milyon dolar krediyle Çalık Grubu'nun oldu."

Kredi sorunu Vakıfbank Genel Müdür Yardımcılığı görevinden istifa ettikten sonra Çalık Yatırım Bankasının genel müdürlüğüne yatay geçiş yapan Önder Halis Demir'in üstün zekâsıyla çözüldü.

Damat Berat TMSF'den aldığı ATV ve Sabah'ı Vakıf Bank ve Halk Bank'tan alacağı krediye teminat olarak gösterdi. Uzun lafın kısası kamunun malına kamunun parasıyla sahip olundu.

Başbakanlık Teftiş Kurulu Başkanı Mutalip Ünal soruşturma oluru aldıktan 8 gün sonra daha iyi bir görev olan Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK ) üyeliğine atandı. Sonrası malûm. Cumhuriyetin malını koruyamayan cumhuriyet savcısı soruşturmayı sonlandırıp bir güzel KYOK çekti. KYOK ne mi? Onu da siz bulun.

*

İSEGEV'den TÜREGEV'e... Bitmedi. Mafyöz ilişkilerin son perdesini Bay Tayyip "TÜRGEV'den dolaşıp bana gelmek istiyorlar" dedikten sonra Soner Yalçın yazdı:

"Harun Karaca, danışman, dün irtikap, zimmet, ihalelere fesat karıştırmak, görevi kötüye kullanmak, özel evrakta sahtekarlık ve kamu kurumlarını dolandırma suçlarından sanıktı. Bugün akepe milletvekili. Çünkü ihaleleri Harun Karaca inceler ve ihale alan firmalardan yüzde 3-5 oranında aldığı komisyonun belediyeye yakın olan vakıflara veya başka birimlere bağış yapılmasını sağlardı."

Bu ifadenin sahibi 2001'de İSEGEV ( İstanbul Eğitim ve Gençliğe Hizmet Vakfı) yönetim kurulu üyesi Ahmet Ergün.

O Ahmet Ergün bugün; Bilal Erdoğan, Esra Albayrak, Serhat Albayrak, Reyhan Uzuner, Ziya İlgen gibi tanınmış aile bireylerinin kurucusu olduğu TÜRGEV (Türkiye Gençlik ve Eğitime Hizmet Vakfı) yönetim kurulu başkanı.

Rastlantı bu ya Ahmet Ergün de Harun Karaca da Vakıfbank Valide Sultan Şubesi eski çalışanlarından.

Harun Karaca ile büyük ayıbın yıldızlarından Ali Ağaoğlu'nun rüşvet ilişkisi "İstanbul 20. Asliye Hukuk Mahkemesi'nde" kayda geçti. Ağaoğlu'nun Etiler polis okulu arazisi için TÜRGEV'e yüklü bağış yaptığı söylendi.

Süreç içinde batağa giren ATV ve Sabah'ın yeniden satılıp damat beyin yeniden kurtarılıp rahatlatılması durumu zuhur etti. Sorun ancak borç içinde yüzen televizyon ve gazete patronu olmaya meraklı, düşünde devlet ihalesi sayıklayan laz müteahhitlerle çözülebilirdi.

Öyle de oldu. Bitirimin ciğerinden gelen kulağı kesiklerden birinin olaya el koyup "inşaat şirketlerine devletten ihale verme karşılığı alınan paranın" bir havuzda toplanmasına aracılık ettiği duyuldu.

Kim mi, kimler mi, ne kadar mı? Onu da artık bir zahmet siz bulun.

Ama lütfen bu saatten sonra "ne olacak" diye sormayın, "ne olduğunu" sorun. Zaman hesap verme -hesap sorma zamanıdır, emin olun.

erbil.tusalp@gmail.com

 

 

Bizhaberiz Bağımsız Haber Portalı

BİZHABERİZ BAĞIMSIZ HABER PORTALI | Bizhaberiz.net © 2016 | Son Güncelleme : 23.06.2018 - 02:56:55 | Şu an 101 kişi online | Kullanım Koşulları