ANA SAYFABİZHABERİZREKLAM
   
RAHATINI BOZMAK
İÇERİK
BAŞLIKLAR

Umut ERKURT

Yazının başlığıyla, az sonra okuduklarınızı bağdaştırmak ilk aşamada biraz zor olacaktır kanımca. Ancak buyurun, konuyu şuradan ele alalım:

İçinde bulunduğumuz gündeme dair konuşmak, bir metin paylaşabilmek ne denli zor. Artık, değil her gün, her saat başında nasıl hayret verici bir haber, nasıl içinden çıkılmaz, akla mantığa sığmaz bir duyum ile sarsılacağımı düşünüyorum.

Bir gün önce, "Haysiyetleri varsa ispat etsinler" çığırışına konu olan "Mit TIR'ları" bilmecesine belki de son nokta konuldu. Mit TIR'ları jandarma ve bölge savcısınca durdurulmuştu. Hükümet yetkililerince, Türkmenlere ilaç yardımı için yola çıkarıldığı belirtilen TIR'ların içinden üstü ilaç, altı ise binlerce mermi, roket, bomba yüklü kutular çıktı.

Tüm toplumdan, gizlenen, gizlenmekle kalmayıp "Türkmenlere yardım" safsatası -Ki bu safsata yalnızca bu yalanı gizlemenin yanı sıra, yaraları saran hükümet görüntüsünü de algıya yerleştirir- ile Suriye'den tüm Orta Doğu'ya yayılan eli kanlı örgütlere yapılan silah yardımı, Cumhuriyet Gazetesi'nce belgelendi.

"Haysiyetleri varsa ispat etsinler" sözü üzerine, bu kanıt/belgeleme yeterli görüldü ki, yayını yapan gazeteye de ilgili gazetecilere de "Vatana ihanet" suçlaması yapıldı ve soruşturmalar açıldı.

Soruşturmalar gazetecilerle de sınırlı kalmadı, TIR'ları durduran savcı ve muvazzaf jandarma subaylar da tutuklandı.

Bu konu ile ilgili daha çok bilgiye bu yazıda yer vermeye gerek yok; ulaşmak isteyeceğiniz her şey sanal dünyada da, somut dünyada da haddinden çok yerde var.

Gerçek ile somut kanıtlar gün gibi ortaya çıktı yine ve yine gözümüzün içine baka baka yalanlarla oyalandı toplum. Kanıtlar ortaya çıktığı andan başlayarak, kanıtları topluma sunan insanlar ve kurumlar soruşturmalara sokuldular, tutuklandılar.

Böylesi zavallılaşmış, sefilleşmiş bir sistem içerisinde, gücün, güçlünün dümen suyuna ortak olmak yerine, onun suçlarını gün yüzüne çıkarmak için didinen insanların karşılaştıkları bu faşizan tutum karşısında, onların sırtını dayayabilecekleri, destek alabilecekleri yer neresi olacaktır? Bundan sonra da bıkmadan usanmadan doğruları söyleyebilmek, yarına ışık tutabilmek için nereye bakacak, nereye tutunacaklardır?

Bugün, Mit TIR'ları ile ilgili bu yurt ve insanlık düşmanlığına tanık olduğumda, "Nedense?" bunlar geldi aklıma.

Ve yarını düşündüm. Birazdan gece yarısı olacak, ertesi gün gelecek, 31 Mayıs. Gezi'nin ikinci yıl dönümü. Gezi'den beri savaşımda bulunanlar -Elbette birçoğu yıllar öncesinden beri- ve bu savaşımda direnmenin, karşı karşıya gelmenin ötesinde, varlığını dayanışma barikatına, birlikteliğe, ortaklaşmaya, paylaşmaya verenler, yarın yine - ve bu kez daha da çoğalarak, sesi sese katarak- gelecekler bir araya. Yan yana direndiğimiz kardeşlerimiz, yaşamlarının baharında bize, belleklerimizden hiç kazınmayacak ışıklı yüzlerini bırakan yurt evlatları anılacak önce.

Sonra atölyeler kurulacak; çocuklar için, kadınlar için, bilim ve sanat için... Oyunlar sahnelenecek, sonra şarkılar söyleyeceğiz...

Ancak bir haber daha var ki, o da, İstanbul'da yine emeğin bayramında olduğu gibi, Taksim'e giden araçların ucu açık bir biçimde "İkinci bir bildirim"e dek durdurulması. Bu da demek oluyor ki, bu kara güç, bu yasakçı ve zorba zihniyet, bizlere bu anma ve dayanışma gününde yaşamı yine zindan etmek; bizim bir araya gelip şenlikler, paylaşımlar, tartışmalar yapmamızı engellemek için elinden gelen her şeyi yapmak isteyecek.

Yukarıdaki, aydınlanmacı gazeteciler ve hukukçular için sorduğum soru, bugün ülkenin her alanında, aslında herkes için geçerlidir:

Böylesi sefilleşmiş bir sistemi olan bu ülkede, bunca genç yaşta ölmek kolay mıdır gerçekten? Maceracılık mıdır gerçeklerin üstüne giderken yargılanmak, tutukevlerinde, hapishanelerde süründürülmek aylarca. Yollarda, sokak aralarında şiddete uğramak ve hatta öldürülmek, hak mıdır? Hakça olan bu mudur?

Soru bu sevgili dostlar? Bizim tek bir derdimiz var: O da, bir örgütün, bir siyasal partinin, şu ya da bu kişinin güçlenmesi, iktidar olması, yükselmesi ya da varsıllaşması değil, asla olamaz da!

Bizim derdimiz, her alanda eşitlik, ülkenin her köşe bucağında insanca yaşanabilmesidir. Bu derdimize derman olabilecek geçerli tek yol da dayanışmak, paylaşmaktan geçer. Bugün metal işçisinin derdini sıkıntısını bilmeyen, okumayan bir beyaz yakalı, bir kamu görevlisi ya da bir emekli, esnaf, yarın kendi derdi için hakkını aramaya yola koyulduğunda yanında kimi bulabilecektir?

Bu ülkede, artık bu karanlık, bu yozlaşmış iktidarın düşmesi ya da kalkması, seçimlerdeki ahvalinin ne olacağını şuncacık umursamıyorum diyebilirim; çünkü biliyorum ki onlar çoktan sıfırı tükettiler. Düştükleri çamuru, yine çamurla sıvazlamaktan başka bir şey yapamıyorlar.

Asıl düşündüğüm, üzerine titrediğim konu ise şu: Onlar gitse de kalsa da, var olsalar da olmasalar da, bunca yıldır bu ülkenin kardeşlik, birliktelik dokusuna verdikleri hasarın onarımı nasıl sağlanacaktır?

Yazı boyunca söylediklerimden hareketle, artık bu sorunun yanıtını düşünmek zamanımız gelmedi mi?

Gezi aydınlığı dolu nice yıllara...

erkurt.umut@gmail.com

 

 

Bizhaberiz Bağımsız Haber Portalı

BİZHABERİZ BAĞIMSIZ HABER PORTALI | Bizhaberiz.net © 2016 | Son Güncelleme : 26.04.2018 - 05:24:11 | Şu an 94 kişi online | Kullanım Koşulları