ANA SAYFABİZHABERİZREKLAM
   
TEMMUZ DA GEÇTİ Mİ?
İÇERİK
BAŞLIKLAR

Emel ÖZTOPALOĞLU

Biz işler güçler, tatiller, aşklar falan filan düşünürken; maişet derdine düşmüş hayli "sıradan" şeylerle boğuşurken, olağan "dert"lerden kurtulmaya, zamanı hem durdurmaya hem tüketmeye çalışırken, bilmediğimiz şeyleri beklerken... vuku bulmuştu olay... Hani bugün doğum günü olan şairimiz Turgut Uyar, Allah'a seslenir ya "Arz-ı Hal"de, "Ekmek derdi, aşk derdi unutturdu seni." diye... Biz insani, dünyevi şeyleri bile unutmuşuz çoktan.

Kavurur yurdumun temmuz ayları hep, hemen her ayı öyledir ya, takvimlerin her ayına acıların tarihi not düşülür... 2015'in Temmuz'u da yandı ha yandı... Hâlbuki umut olmuştu Samastal'da, Çamlıhemşin'de, Cerattepe'de doğa katliamına direnen Karadeniz'in yaman kadınları, delikanlıları... Doğanın talanına, sermayenin yalanına onay verenlere karşı, "Devlet kimdir? Biz halkız!" diye diklenmişti Havva ana... "Yeşil Yol" dediler doğanın katline... İnsan öldürmenin adı da "Hayata Dönüş" olmuştu bir zaman... Allah aşkına yeter dedik, hayat hırsızları; doğamızı, insanlarımızı, yıllarımızı, umutlarımızı çalıp durmaktasınız; güzel sözcüklerimizi, imgelerimizi de çalmayın kötülüklerinizi adlandırmak için!

Cudi yandı, Lice yandı; önce hem bölünmesin denilen hem adına bile tahammül edilmeyen dağlar yandı, sonra yürekler... Başsağlığı, rahmet diledi devlet erkânı.  Ağaç dikmek, kreş kurmak, çocuklara oyuncak, kitap götürmek, onlar için park kurmak; savaşın yıktığı yaralı coğrafyalardan birini "yeniden inşa etmek" için... günlerdir bir şeyler satarak para toplayan gençlerin ardından -her katl sonrası olduğu gibi- "ama"lı cümleler uçuştu yine... Ama onlar şöyleydi, böyleydi... "Terör örgütüne maşa olmakla", "aldanmakla" suçlandılar. Mesela Ethem Sarısülük de zorunlu askerlik sırasında çekilen bir fotoğrafı ile DHKP-C'li diye servis edilmişti medyaya, polise taş atmıştı üstelik. 15'indeki Berkin Elvan ekmek almaya giden masum bir çocuk değil yüzü maskeli, eli sapanlı bir "terörist"ti onlara göre. Uludere'de katırın altına saklanarak bombardımandan kurtulacağını düşünen çocuğun da Apo posterli fotoğrafları dolanmıştı ya sosyal medyada... Değişen bir şey yok; yine ölü yarıştırdık, yine medyanın yaydığı, önümüze koyduğu her şeye körü körüne kandık; yine bir kesim, diğer ölülere "leş" dedi... Biz ne zaman, nasıl böyle bir ülke haline geldik? Her ölüm "ama"sız acı değil mi? Nice eli kanlı diktatörün ardından bile böyle bayağı bir dil kullanmadık. Hiç böyle seviyesizleşmedik tartışmada, eleştiride bugünlerde olduğu kadar...

Ne derlerse desinler, okumuş mürekkep yalamış, isteseler bu yaz günlerini tatilde geçirebilecek gençler bunlar; akılları var, fikirleri var... Ne diye "bulaşsınlar" ki böyle işlere? Eğitim fakültelerinde okutulan rehberlik dersinde anlatılır "kendini gerçekleştiren bireylerin özellikleri"... "Bir probleme yönelik olmak"tır bunlardan biri... Sadece kendi meseleleri yoktur misal, kendini gerçekleştiren insanların. Kendi dışında var olan en azından bir sorun belleyip onun için kafa yorarlar, çalışırlar... Böylesi insanların ardından; kendi basit dertlerimizden ötesini göremeyen bizlere ne kadar laf söylemek düşer?

Ölülerimizi asker, polis, sivil; devlete itaat eden, etmeyen diye kategorilendirmeyi, birilerinin kötülüğünü içinde bulunduğu toplum kesimine genellemeyi nerden, kimden öğrendik biz? Yahu kardeşi polis şiddetiyle ölen adam (Ali İsmail'i ağabeyi Gürkan Korkmaz) bile "Ne gençler ölsün, ne görevi başındaki polis; barış istiyorum." diye yazdı BirGün'e geçen, Doğulu bir anne "Keşke bomba burda patlasaydı, onlara bir şey olmasaydı, biz alışığız." dedi... E bize ne oluyor o zaman? Biraz insan taklidi yapsak keşke, belki rolümüze kaptırıveririz kendimizi; hayal bu ya...

Hayal bu ya; "barış güvercini"uçar belki dünyada... İnsanlığın kadim hayallerinden biri 'barış'... ne var ki yine o hayalle yaşama tutunmaya çalışan insan tarafından yok edilen de o her defasında... En basitinden bu türküyü yakan güzel adam (Nesimi Çimen), diri diri yakılarak gitmiştir Sivas ilinden başka diyarlara.. Sevmiyoruz yurdumuzun temmuz aylarını... Ağustos belki dedik ama; Suruç'tan bu yana her gün bir sivil ya da asker / polis genç yitiyor ardında yoksul ana - baba, kardeş, yüklü eş, çocuk, sevgili, dost bırakarak... "Unutulmuş Soma"dan kurtulan bir emekçi, bir başka iş cinayetine kurban gidiyor. Siyaset ise halen halk ile dalga geçmede; uyuklayıp koalisyon şiiri yazan mı dersin, halkı deniz kenarında viski yudumlayan gamsız kitle olarak itham eden mi, hükümranlığını elden bırakamadığı için hem acze düşen hem zulmeden mi?..

Biraz insan taklidi yapsak keşke, belki rolümüze kaptırıveririz kendimizi... Dünyayı "yeniden inşa etmek" hayali ile...

emel.oz87@gmail.com

 

 

Bizhaberiz Bağımsız Haber Portalı

BİZHABERİZ BAĞIMSIZ HABER PORTALI | Bizhaberiz.net © 2016 | Son Güncelleme : 23.06.2018 - 02:56:55 | Şu an 137 kişi online | Kullanım Koşulları