Bizhaberiz Bağımsız Haber Portalı  
ANA SAYFABİZHABERİZREKLAM
   
3 OCAK 2015'E...
İÇERİK
BAŞLIKLAR

Umut ERKURT

Anılar geliyor akla. Anı. Yüzlerce, binlerce anı...

Binlerce gün, bir arada geçen. Güzel günler, yaşam dolu; üzüntü dolu olanlar kimi zaman, kahredici günler... Bebeklikten, ilk gençliğe; yetişkinliğe dek...

Demet demet topluyorsun onları, bir araya getirip seçiyorsun en sevdiklerini. Yalnız, sevmediklerin de olsa, o denli özel ki, onları yaşamak için bile geri dönülür, o anlar yaşanılır bir kez daha. Bir kez daha bir arada olabilmek için neler verilir...

O, görülür, koklanır, duyumsanır...

Benim babam, aslan parçası babam, bir kış sabahı işte, tam bir yıl önce göçüp gitti aramızdan. Bir kış sabahı, yoğun bakımdan gelen bir telefon... Beklenen bir telefon. Kim bilir belki, olması gereken bir telefon.

Bir an işte. Bir an içinde bir çağ kapanıp yepyeni bir çağ açılabiliyormuş insanların yaşamında. Tarih de böyle değil midir zaten, paramparça edilen koskoca bir uygarlık son bulur, silsileler halinde etkileşir tüm kara parçaları birbiriyle. Yerküre devinir. Yeni çağa adım atar insanlık.

İyi mi olur? Gelişim gösterir insanlık. Yeni şeyler bulur. Yeni yerler bulur. Yeni insanlar bulur. Yeni bir yaşam biçimi bulur. Yepyeni denizlere açılır. Hiç hesaplamadığı, hiç öngörmediği denizler kimisi...

O yepyeni yaşamın içinde geriye dönüp bakabileceği tek yer, kendi sağlıklı belleği insanın. O bellek yıllar geçtikçe, zaman aktıkça ne denli duru kalabilirse, geride bıraktıklarını ancak o denli tertemiz, yalın ve duru anımsayabilecektir.

Her şeyin başında işte, belki de en çok da bu yüzden, kişiyi kişi yapan, varlığına varlık katan ne varsa geçmişinde, onları yıllar yıllar sonra bile her anı, her haliyle anımsayabilmek için, insanı insan yapan değerleri biriktirebilmeli kişi yaşamında.

 

Ne de hızlı akıyor zaman.

Ne denli çabuk geçiyor saatler, günler, haftalar, aylar...

Her gün, her dakika yapacak ne de çok işimiz var... Neler nelerle yükümlüyüz, ne çok sorumluluk var her birimizin üstünde. Hele hele, bu modern zamanda, öylesine çalışmalıyız ki, kalabilelim bu fırtınada ayaklarımızın üstünde.

Ancak işte, bilinmeli ki -Aslında biliniyor da herkesçe- zaman su gibi... Akışkan bir şey. Kimse için durmak gibi bir görevi olmamış. Hiç kimse için dememiş ki, "Bu an, bu içinde bulundukları zaman dilimi ne de yaşam dolu, onlar için bu güzel zaman dilimini yıllar sürmüş gibi geçireceğim".

Dememiş. Demez ki.

 

Zamanı yaratan biziz. Eşit parçalara bölen...  Geleceğimizi o parçalara göre düzenlemeye çalışan...

Ancak hiçbirimiz, hiç kimse için zaman pay edemez.

Ve işte hepimizin bildiği bir gerçektir ki, ayak bastığımız, havasını soluduğumuz, suyuyla yaşamda kaldığımız şu eşsiz yerde fiziksel yaşamları son bulan canlılarız biz de.

Kimisi üç günlükken, kimisi ilk gençliğinde, kimisi düşlerinin doruğuna varacakken, kimisi de ununu eledikten, bu yerkürede, kendince, görülebilecek her şeyi gördükten sonra göçüp gidiyor işte.

 

Kimisi oğulları, kızları için çalışıp çabalayıp onlara bu hoyrat yaşamda bir tutam katkı bırakmak için yaşıyor yaşamını, kimisi, tüm dünyaya bir kalıt bırakmak için; kimisi öğütmek için kendi yaşamını, kimisi de tüm bu insanların yaşamının üstüne yaşam kurarken onları öğütmek için yaşıyor.

 

Benim babam, geçen yıl bir gün önce, son soluğunu aldı bu yerkürede ve bıraktı o soluğu son kez. Bu yerkürede, onu bir daha kanlı canlı, mutlu, neşeli, sinirli hiçbir haliyle görememek üzere ayrıldı. Uzağa gitti. Çok uzağa gitti.

 

Bu evrende, kendi zihinsel sürecimizle, kendi kuramlarımızla oluşturduğumuz zaman içinde bir kez daha onu göremeyecek olduğumu bilmek... Bilemiyorum, çok garip bir duygu bu. Herkes düşünüyor mudur böyle, bilemem.

Ancak onu, düşlerimden, kendi zihnime, belleğime ayırdığım zamanlardan başka bir zaman diliminde, yani anılardan başka bir yerde göremeyeceğimi biliyorum. Bir gün belleğim yiterse ya da benim için de o son soluk günü gelirse, onunla bir yerde buluşacak mıyım?

Ne güzel bir umut...

Bunu, doğruluğu su götürmez birisi muştulasa ya bize.

"Yaşamından kopup giden tüm sevdiklerinle yeniden bir arada olacaksın. Kaygılanma."

Sanırım cennet böyle bir yerdir. En azından benim için böyle. Bunu düşlemenin de bir sakıncası yoktur umarım.

 

Ya birimizden birimiz orada olamazsa... Ya birden çoğumuz orada olamazsa... Yine eskisi gibi bir arada olamazsak.

Birlikte paylaşıp bölüşemedikten sonra, ne anlamı kalır vaat edilen yerde olmanın?

 

Sevin arkadaşlar sevin. Paylaşın, bölüşün. Güzel günler için çalışın, kendi temelinizi güçlendirmek için değil.

Ve sevin. Gerçekten sevin.

Bir daha böyle bir yerküre olmayacak.

 

Ben ölünceye dek, benim belleğimdeki yerküredesin babam.

Bir yerlerdeysen, oradan görülüyorsa bizim de yaşamımız, olduğun yer aydınlıkla dolsun.

erkurt.umut@gmail.com

 

 

Bizhaberiz Bağımsız Haber Portalı

BİZHABERİZ BAĞIMSIZ HABER PORTALI | Bizhaberiz.net © 2018 | Son Güncelleme : 15.12.2018 - 03:21:23 | Şu an 92 kişi online | Kullanım Koşulları