Bizhaberiz Bağımsız Haber Portalı  
ANA SAYFABİZHABERİZREKLAM
   
ERDOĞAN NE İSTER, ÖCALAN NE VERİR? YA DA TERSTEN SORUN…
İÇERİK
BAŞLIKLAR

Cengiz MUMAY

Ne zaman biteceği dahi bilinmeyen bir alev aldı yeniden Güneydoğu'yu...

Ne 80'lerle, ne 90'larla kıyaslanamayacak bir alev bu. İnsan hakları tamamen askıda; sivillerin ölümü konuşulamıyor, soruşturulamıyor bile. Yeniden şehit cenazeleri kalkmaya başladı Anadolu'nun dört bir yanından... Yaralılar günlerce bir bodrumda ambulans bekliyor...

Çıkılması yasak sokaklar, aç-kapa hendekler, onlarca şehit, iki yüzün üzerinde sivil ölümü, sokak aralarında kalan cesetler, sapandan, molotoftan roketatara terfi eden Kürt gençler...

Kan gölüne yol açan alevin görünür yüzü bu.

Peki neden?

Önce küçük bir belirleme yapmakta yarar var.

Bana göre hiç olmayan, bir tiyatrodan öteye gitmeyen "çözüm süreci" palyatif kazançlar üzerine kuruluydu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, 1984'ten bu yana Türkiye'nin en büyük sorunu olan PKK eylemlerini bitirerek siyasi rant elde etme uğruna her seçim dönemi Kürtleri ve İmralı'daki PKK lideri Abdullah Öcalan'ı anımsadı.

Seçim dönemlerinde var dediği "Kürt sorunu"nu, seçimlerden sonra "ne sorunu yahu" diye reddetti. 2010 Anayasa referandumundan önce ağızlarına "bir kaşık bal çaldığı" Kürtlerin sandığa gitmemesini sağlayarak, çok istediği "evet"i elde etti.

2009'da Habur'la başlayan "çözüm süreci yalanı" 2010 referandumunda canlandırıldı, 2011 ve 2015 genel, 2014 yerel ve Cumhurbaşkanlığı seçimlerinden önce tavan yaptı.

İmralı'ya bu dönemlerde giden heyet sayıları rekora koştu. Heyettekileri bizzat Erdoğan belirlese de, Kürtler "bir umut" Öcalan'a koştular. Erdoğan ne zaman istediği çizgiden sapılsa aba altından sopa gösterdi. Bu zamanlarda KCK tutuklamaları, HDP ve BDP'li belediye başkanlarının görevden alınmaları, sınır ötesi operasyonlar hız kazandı.

28 Şubat 2015 "Dolmabahçe Mutabakatı"na kadar bu tiyatro sürdü gitti.

Erdoğan'ın her anından haberdar olduğu görüşmelerde samimi pozlar vardı AKP ve HDP kadından...

Ama gel gör ki, daha mutabakatın mürekkebi kurumadan 22 Mart'ta mutabakatı reddetti Erdoğan. Görüşmeden haberi olmadığını, izleme heyeti diye bir şey olamayacağını ve mutabakata varılan 10 maddenin yanlışlığını vurguladı ve "bombaladı":

"Hükümetle HDP'nin yan yana poz vermesini doğru bulmuyorum!"

***

Kimilerine göre her şeyden haberi olan Erdoğan, neden bu yola başvurmuştu? (Daha önceki gün, en yakın yol arkadaşı Bülent Arınç da doğrulamadı Erdoğan'ı ve "her şeyden Cumhurbaşkanı'nın haberi vardı" dedi)

Dedik ya her seçim öncesi ısıtılan süreçten nemalanmaya çalışıyordu AKP. Bu kez böyle olunmayacağı görüldü. HDP'nin bağımsız adaylarla değil de yüzde on barajına karşın parti olarak seçimlere gireceğine ilişkin kararı en önemli nedendi. Yapılan kamuoyu araştırmaları HDP'nin barajı geçeceğini gösterince, çözüm ve PKK eylemsizliğiyle birlikte HDP'ye yönelen oylar engellenmeliydi. Çünkü AKP Kürt oylarını yer yer HDP'den bile fazla alıyordu. Barajın aşılabileceğine inanacak olan Kürtlerin oylarını HDP'ye vermesi AKP iktidarının sonu olabilirdi. (Nitekim 7 Haziran'da öyle oldu. AKP ciddi bir oy kaybıyla tek başına iktidarı kaybetti.)

Artık seçimde tek hedef HDP olmalıydı Erdoğan için. Bizzat kendisi indi meydanlara, "tarafsız" Cumhurbaşkanı olduğuna aldırmadan. Meydan meydan Kürtçe Kur'an salladı durdu. Ne Kürtlerin zerdüştlüğü kaldı, ne HDP'nin "teröristliği"...

Bu kez çözümden ağzı yanmış, masaya oturduğu Kürtlerle yolları ayrılmıştı Cumhurbaşkanı'nın...

Hep göz önünde olmasa da, çözümün diğer bir mimarı da PKK lideri Abdullah Öcalan'dı. Silahlı mücadeleyle elde ettiği kendince kazanımların müzakereye dönüşmesi en çok onu mutlu etmişti. Dönem dönem Kandil'le sorun yaşasa da çözüme ciddi prim veriyordu. PKK'ya "silahları bırakın" çağrısı an meselesiydi. Ama olmadı. Dolmabahçe masasına Erdoğan'ın bıraktığı bombadan sonra 5 Nisan 2015'ten beri, devlet hariç, kimse Öcalan'dan direk haber alamıyordu. Ne avukatları, ne HDP heyeti ne yakınlarıyla görüştürülmüyor.

***

Gerçeği artık satır aralarında arıyoruz.

Aslında Öcalan tamamen inanmasa da çözüme çok yatkın bir tavır sergiliyordu.

Geçen hafta Avrupa'da Mezopotamya Yayınları tarafından basılan "Demokratik Kurtuluş ve Özgür Yaşamı İnşa (İmralı Notları)" adlı kitap önemli ipuçlarını veriyor bizlere.

Devlet adına Öcalan'la görüşmeleri, önceleri MİT Müsteşarı Hakan Fidan, son olarak da Kamu Güvenliği Müsteşarı Muhammed Dervişoğlu yürütüyordu.

5 Ocak 2015'te bir görüşme daha gerçekleşir İmralı'da. Görüşmede Dervişoğlu ve HDP heyeti var.

Öcalan HDP'lilere sorar:

‘'Bir kararlılık var mı? Mesela başbakanla yaptığınız görüşmede bir kararlılık gördünüz mü? Heyet olarak düşünceniz nedir?"

Heyet adına Sırrı Süreyya Önder veriri yanıtı:

"Heyet olarak ortak görüşümüzdür. Bu konuda hükümetin bizce net tutumu yoktur. Tam bir kararlılıktan bahsetmek bir risktir. Kamu düzeni meselesine çok takmış durumdalar, bunu her şeyin önüne getirme durumları var."

Müzakerelerin ne olacağını da sorar Öcalan:

"Evet, görüşmede kararlı olduklarını, müzakereye geçilebileceğini söyledi".

Sırrı Süreyya Önder'in HDP heyeti adına yaptığı bu aktarımdan sonra Dervişoğlu söze girerek şu müdahalede bulunuyor.

‘'Orada başbakan bu işin sorumlusu olarak size bir kararlılık ifade etmedi mi? Müzakerelere geçilmesine bir sakınca yoktur demedi mi?"

Önder, "Evet görüşmede kararlı olduklarını, müzakereye geçilebileceğini söyledi" yanıtını yineler.

Bu diyaloglardan sonra Özalan, süreçten duyduğu kuşkuları şu satırlarla ifade ediyor:

"Evet, başbakanın niyeti ile ilgili bir şey demeyeceğim. Ancak çok romantik bir başbakanla karşı karşıyayız. Yeterince deneyimi yok ve yüzeysel yaklaşma durumu var. Bizim geçmişte de niyetimiz vardı. Özal'la yaptık, fakat Özal öldürüldü. Şimdi de binlerce provokasyon var. Bunu Başbakana ve Yalçın'a (Akdoğan) anlatın. Davutoğlu çok deneyimsiz, tarihi bilmiyor, Yalçın da bilmiyor. Yüzeysel hatta çıkar temelli yaklaşıyor."

Toplantı oldukça hararetli... Öcalan istedikleri hiçbir şeyin yerine getirilmediğinden yakınıyor. Dervişoğlu'na dönerek, "Hasta tutuklular bile serbest bırakılmadı. İsrail bile bir askerin bırakılmasında yüzlerce insanı serbest bıraktı".

Bu sözler üzerine, Dervişoğlu yetkisinin sınırlılığını da ima eden şu yanıtı veriyor:

 "Ben burada son çıkarılan çerçeve yasayla birlikte müzakerenin görevlisiyim. Güvenlik güçlerinin hükümet üzerine baskısı var. Kamu düzeni, başbakan için olmazsa olmaz."

Dervişoğlu devam ediyor:

 "Mütevazı bir toplantı masasında oturmuş olabiliriz. Ancak toplantı tarihi bir görüntüyle başlıyor. Bu biraz bizden kaynaklı bir durumdur. Yukarıda geniş heyetlerin toplantı yapabileceği toplantı salonundaki çalışmalar devam ediyor." (Erdoğan'ın sonradan inkâr ettiği masa sonraki görüşmelere kadar hazır oluyor.) 

Dervişoğlu'ndan sonra tekrar söz alıyor Öcalan:

"Heyetler genişlerse burası fiziki olarak yetmeyecek. Ancak bugünkü toplantı önemlidir, belirleyicidir."

Bu sırada Dervişoğlu PKK'den şikayetlerini anlatmayı sürdürüyor:

‘'Kandil telsizle bizim duyacağımız şekilde ‘yapmayın' diyor ama alttan da haber gönderip Cizre'deki gençlere ‘yapın' diye talimat veriyor. Herkesin bu konuda samimi olması gerekiyor." 

Dervişoğlu bir başka sorusu ise şu:

"Bu toplantıdan çıktıktan sonra, başbakan bana sorduğunda somut olarak ne var diyebilirim?"

Öcalan, başbakana mesajını aktarıyor:

"Başbakana deyin ki, kamu düzeninin oturmasında tarihi rol oynayacağız. Fakat bu, bu toplantıda olmaz. Son toplantıda iyi bir çağrı yapacağız. İki haftaya kadar benim bir süreye ihtiyacım var. Efkan beye de söyleyin, bu gözaltı ve tutuklamalar kabul edilir değil."

4 Şubat 2015'te yapılan bir başka görüşme, sonradan inkâr edilen İmralı'daki 'yeni masa' etrafında gerçekleşti. Görüşmenin başlangıcında Kamu Güvenliği Müsteşarı Muhammed Dervişoğlu, Öcalan'a üç hususu aktarmak istedi.

"Bir, çözüm sürecinin ruhuna aykırı olan gelişmeler var. İki, güvenlik güçlerinin operasyonel süreçlerine hükümet direnç gösteriyor. Üç, önümüzdeki toplantı için buraya İzleme Heyeti de gelecek."

KGM bu aktarımlarla, daha önceki görüşmelerde isimleri bile konuşulan İzleme Heyeti'nin devlet tarafından kabul edildiğini teyit ediyordu.

KGM'nin aktardığı bu hususlardan sonra Öcalan, şöyle bir değerlendirmede bulunuyor:

‘'Evet, bugünkü toplantının önemli olduğunu tekrar vurgulayalım. Bugünkü geldiğimiz noktayı 55 yıllık bir maratonun kısa bir soluk arası olarak değerlendiriyorum. Bu masa maratonda bir moladır. Kaygılarım devam ediyor, ama masayı ben devirmeyeceğim.''

Bu görüşmeden 23 gün sonra 27 Şubat'ta bir toplantı daha oldu. Bu toplantıda da; ertesi gün Dolmabahçe'de açıklanacak deklarasyonun içeriği konuşuldu. Devlet heyeti ve HDP Heyeti, Dolmabahçe açıklamasından sonra 14 Mart'ta tekrar İmralı'ya gittiler. Orada ‘İzleme Heyeti'nde yer alacak isimler netleştirildi. Müzakerelerin içeriği ve biçimi belirlendi. Öcalan, heyete "Bir sonraki görüşmeye İzleme Heyeti olmadan gelmeyin!" dedi.

5 Nisan'daki çok önemli olmayan görüşmede de Öcalan'ın kendisine şunları dediğini aktarıyor Sırrı Süreyya Önder:

"Bu son görüşmemiz olabilir!"

***

Nitekim de öyle oldu.

Satır aralarından elde ettiklerimizle artık biraz daha netleşiyor her şey.

7 Haziran'dan sonra dökülen onca kana rağmen 5 Kasım'dan istenilen sonuç çıkmadı Erdoğan açısından. Erdoğan'ın tek hedefi Anayasayı değiştirecek sandalye sayısı. Başkanlığa giden en kısa yol bu! 400, olmazsa 367!

Şimdi Güneydoğu'da yine kan var. Sonrası seçim olursa şaşırmam. Erdoğan, milliyetçi oyların kendisinde toplanması için artık sadece askeri yöntemlerde kararlı. Bu atmosferin doğal sonucu olarak, refahı yerinde Kürtler ile dinsel nedenlerle kendisine sempati duyan dinci Kürtlerin oylarını almak da Erdoğan'ın amacı.

Peki, Öcalan ne istiyor?

Artık bir misyonu var. Eskiden olduğu gibi "Bebek katili" olarak anılmıyor sadece. Türkiye politikasının en önemli aktörlerinden biri oldu. Şu an sadece İmralı'da devlet yetkilileriyle görüşebilen Öcalan, istediklerini almadan Erdoğan'ın tek amacı olan "PKK önce silah bıraksın"ı kabul edecek mi? İmralı'dan ev hapsine terfi umudu bir başka bahara kaldı çünkü...

cengizmumay@hotmail.com

 

BERAT'IN 'BERBAT' ŞAKASI SUR’UN DRAM GÜNCESİ… "BEN BURANIN YABANCISIYIM!" BEN KÜÇÜKKEN YÜZBAŞIYDIM… ENSAR, TURKCELL’İN CANINI YAKMAYA DEVAM EDECEK! CAN DÜNDAR ve ERDEM GÜL NEDEN TUTUKLANMADI? MAHKEME KAPILARINDA YENİ BİR KOMPLOYA TANIKLIK ETMEK… AH ULAN REZA! BİR MARDİNLİ NASIL ÖNÜNE YATAR? YAZI DİZİLERİ ÖLÜM HER AN, CEZA BAŞKA BAHARA… 10 SANİYEDE TUTUKLA, 8 SAATTE SALIVER! SUR’UN ELİNDE BEDDUADAN GERİYE NE KALDI? “MİLLET”TEN SONRA “DOĞANIN A… KOYMA”NIN TÜRKÇESİ CERATTEPE! “HEVAL BUSH”TAN YPG’YE... ABD NEDEN KÜRTLERİ TERCİH EDİYOR? FENERBAHÇE'NİN AMEDSPOR'A DESTEĞİ GEZİ'DEN MİRAS! “ÇÖZÜM”SÜZLÜĞÜN YENİ “SÜRECİ” ERDOĞAN NE İSTER, ÖCALAN NE VERİR? YA DA TERSTEN SORUN… CİZRE ve YÜKSEKOVA’YI İL YAPMAK ÇÖZÜM MÜ? HAİN, GÜRUH, RAHİP ve NÂZIM!
 

Bizhaberiz Bağımsız Haber Portalı

BİZHABERİZ BAĞIMSIZ HABER PORTALI | Bizhaberiz.net © 2018 | Son Güncelleme : 13.12.2018 - 01:51:20 | Şu an 105 kişi online | Kullanım Koşulları