ANA SAYFABİZHABERİZREKLAM
   
“ÇÖZÜM”SÜZLÜĞÜN YENİ “SÜRECİ”
İÇERİK
BAŞLIKLAR

Cengiz MUMAY

Ülke yine çatışmalarla esir alındı. Başka sorun konuşulamaz oldu.

Toz, duman, barut, şehit, sivil ölümleri...

Kitlesel göçler yeniden başladı. Boşaltılmayan köy kalmamıştı, şimdi sıra büyük ilçelerde. Halep'ten sınırımıza yığılanların sayısı otuz, kırk binlerle ifade edilirken, Varto, Sur, Silvan, Cizre, Yüksekova gibi sokağa çıkma yasağı uygulanan kentlerden göç iki yüz bini buldu. Bölgenin yeniden alev altına girmesi sadece bu kentlerden değil, diğer kentlerden de göçleri yeniden tetikledi.

Oysa bu topraklar barışa susamıştı. Habur'la başlatılan ve adına "çözüm" denen ama kimsenin neyi kapsadığını bilmediği süreç kanı, gözyaşını dindirmişti ülkenin her yanında. Yoksul Anadolu çocukları şehit olmuyor, yoksul Kürt çocukları ölmüyordu dağ başlarında...

7 Haziran seçimlerinden sonra birileri rahatsız oldu bundan. Ve bugüne gelindi.

Sürecin tek kumandanı Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın söylemi değişti. Artık çözüm süreci diye bir şey tanımadığını söylüyor her fırsatta. Kamuoyu, ne olduğunu pek anlamasa da silahların ateş almamasından memnundu. Şimdi yeniden kan akması herkesi rahatsız ediyor.

E, işbaşında da bir Başbakan var. O da kamuoyuna bir şeyler söylemek zorunda. Öyle de yaptı.

Üç gün önce sokağa çıkma yasağının iki aydan fazla zamandır sürdüğü, ateş altında viraneye dönen Cizre'ye bir buçuk, Sur'a sadece bir saatlik mesafedeki Mardin'de kürsüye çıktı Başbakan Ahmet Davutoğlu.

Artuklu Üniversitesi'nde yaptığı konuşmada on temel adımdan oluşan Güneydoğu için "Terörle Mücadele Eylem Planı"nı açıkladı.

PKK eylemlerinin başladığı günden bu yana 32 yıldır bölgeyi izleyen bir gazeteci olarak "yeni çözüm süreci" olarak tanımlanan on maddelik planını irdelemek istiyorum.

Ne diyor Başbakan? Madde madde bakalım:

1) Psikolojik unsur:

Millet ve devlet arasındaki farkları tamamen ortadan kaldıracağız. Millet vicdanı ile devlet aklını birleştireceğiz. Bu hafta iş adamları ve STK temsilcileriyle konuştum. İdari amirlere de millete karşı şefkatli ve milleti tehdit edene karşı kudretli olmaları talimatını verdim. ‘Millete şefkatli, milleti tehdit edene karşı kudretli olacaksınız. Sizin gücünüzüm kaynağı, babamızdan kalan miras değildir. Sadece milletin bize verdiği destektir. Her güç kullanan hesap verecek" dedim.

On dört yıllık AKP iktidarının anti-demokratik uygulamaları, hak aramalara karşı tahammülsüzlüğü ortadayken, "ceberrut devlet" anlayışı nasıl yıkılacak? Sadece Cizre, Nusaybin, Silvan ve Sur' da gördüğümüz, savaş altındaki Ortadoğu kentlerinin görüntülerini aratmayan sahneler kimin döneminde oluştu?

Başbakan'ın hangi STK örgütleriyle konuştuğunu araştırdım. Pek öğrenemedim. Ama bunların içinde İnsan Hakları Derneği yok. İş adamları ve kanaat önderleri kimler, onu da öğrenemedim. Ama bir Güneydoğu bilgesi Şeyhmus Diken'in hiç aranmadığını öğrendim. Sadece AKP'ye yakın kanaat önderleri ve iktidar eliyle zengin edilen işadamları Başbakan'a ne kadar doğru fikir verir merak ediyorum.

Başbakan bu ilk maddeyi açıklarken "milletin bize verdiği destek" e atıfta bulunuyor. Güneydoğu'da destek AKP'ye mi verildi, HDP'ye mi? HDP'nin aldığı yüzde yetmişlere varan oy oranı "terörist oy" kabul edilip göz ardı mı edildi "milli irade"den?

Aynı maddeyi açıklarken "Her güç kullanan hesap verecek" diyor Davutoğlu. Buna sivil ölümlerinden sorumlu olduğu iddia edilen özel harekat polisleri ve askerler dahil mi? Bugüne kadar çocuk ya da sivil ölümünden sorumlu tutulup hakkında soruşturma açılan güvenlik görevlisi kamuoyuna açıklanmadı.

2) Kamu düzeni inşası:

Bu maddeyi açıklarken şunları söylüyor Sayın Davutoğlu:

"Kamu düzenini kim tehdit ederse, mutlak suretle durdurulacak, engellenecektir. Bakınız, kamu düzeni, dedim. 12 Eylül, devlet otoritesi diyordu. Kamu hepimiziz. Hepimizin birlikte inşa ettiği bir düzen, birinin kurup diğerinin dikte ettiği değil. Kendisi dışında başkasına hayat hakkı tanımayan, feodal bir düzen değil. Suriye'de ilk kaçanlar, PYD baskısından kaçan KDP yanlısı Kürtlerdi. Biz herkesin eşit vatandaşlık ilkesi etrafında toplanacağı bir düzenden bahsediyoruz. Kimse 90'lu yıllara dönüleceği kanaatine kapılmasın. Kesinlikle buna izin vermeyiz. Ama birilerinin Stalinist bir anlayışla buradaki halkı kendisine köle etmesine de asla izin vermeyiz."

Kamu düzeninin sağlanmasından öncelikle, halkın yaşam hakkı, refahı ve eğitim ile sağlık gibi temel ihtiyaçlarının karşılanması gerektiğini anlamak gerek. Bugün Güneydoğu'nun bir çok yerinde ne can ve mal güvenliği, ne huzur var. Eğitim hak getire. Sadece kritik bölgelerde değil, bölgenin genelinde öğretmenler tedirgin. Tayinler durdurulmaya, raporlan alınmaya çalışılıyor. Mal güvenliği ticaretin olmazsa olmazı. O da hak getire. Yine esnaflar borç batağına girdi. Ürünleri geri gönderiyorlar ya da yok pahasına ellerinden çıkarıyorlar. Güneydoğu çekleri, senetleri batıda itibar görmemeye başladı yeniden.

Yaşam hakkına gelelim. İki yüzün üzerinde sivil ve çocuk kaybı var. PKK'nın Stalinist bir baskısından söz ediyor. Evet doğru. Halk üzerinde ciddi bir etkisi var. Yıllardır istediği yerde baskıyla kepenk de kapattırdı, halkı eyleme de sürükledi. Bunun sorumlusu sadece PKK değil; insan hakları ihlalleri, köy yakma ve boşaltmaları ile halkı PKK'nın kucağına iten devlettir aynı zamanda.

Bu maddeyi açıklarken kullanılan 12 Eylül örneklemesi de son derece havada kalmış. 12 Eylül faşist darbesini yaşayan herkes, bugünkü anti-demokratik uygulamaları 12 Eylül'den daha aşağıda görmüyor. Tamam, 12 Eylül cuntacıları "devlet iradesi" diyordu, peki şimdi "kimin iradesi"?

80'lere, 90'lara dönme sözüne gelince. Bugünkü fotoğraflar o yıllara rahmet okutuyor!

3) Kapsamlı demokratik reform süreci:

Bu maddenin açıklamalarını da şöyle özetliyor Başbakan:

"Gelin Türkiye'nin bütün vesayet kurallarını değiştirelim. Tüm siyasi partilerle konuştum, HDP'den de randevu istedim. Ne oldu? ‘Gelir kaçak çay içer' dediler. Ben ki Mavi Marmara bombalandığında tek başıma çıkıp 'zalim terör örgütü İsrail demişim', Myanmar'da Müslümanlara destek için "Esselamü aleyküm" demişim. Kendi ülkemde, Ankara'da istiskal edilmeme izin verir miyim? Yüzümdeki tebessümü yanlış algılamasınlar, her zaman kullandığım pozitif dili yanlış anlamasınlar. Zalim karşısında en güçlü izzet ile muamele etmesini de biliriz. Gün bugündür, gelin Anayasa komisyonuna ne istiyorsanız konuşalım. Ne istiyorsanız, Ankara'da konuşacak zemin var. Cizre'de çukurların arkasında bir şey elde edemezsiniz."

Tüm iyi niyetli sözleri ve güler yüzlü açıklamalarına karşın Başbakan Ahmet Davutoğlu, yeni anayasa çalışmalarının, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın "başkanlık" isteminin dışında değerlendirilemeyeceğini çok iyi biliyor. Bu nedenle "Seni başkan yaptırmayacağız" sloganının yaratıcısı Selahattin Demirtaş'ın lideri olduğu HDP'yi PKK ile eş görüp parlamentoda diskalifiye etme çabalarının sergilenmesine en azından ses çıkarmıyor.

Esad'a Esed denmesi gibi, hendekleri de çukur diye adlandıran yeni terminoloji ne kadar tutar bilmem ama bölge oylarının yüzde yetmişini almalarına karşın vekilleri bölgeye giremeyen, belediye başkanları tutuklanan HDP'nin, yeni anayasa ve başkanlık çalışmalarında AKP'ye destek olamayacağı çok net. Onlar da her seçim öncesi kandırıldıklarını çok net gördüler artık.

4) Sosyal seferberlik:

Planın dördüncü maddesinin açıklamaları da aynen şöyle:

"Terörle mücadelede oluşan yaraları sarmak için sosyal seferberlik ilan ediyoruz. Biz başka ülkelerdeki kardeşlerimize dahi el uzattık. Allah'ın izniyle milletin her bir ferdinin yarasını sarar, bağrımıza basarız. Her bir aileye tek tek destek sağlayacağız. Evinden çıkmak zorunda kalan kardeşlerimize kira yardımı yapılıyor ve yapılacak, ihtiyaçları karşılanacak. Onlar huzur içinde uyumadıkça Ankara'da bize uyku haramdır. 11 bin 500 öğrenciyi ara dönemde eğitime aldık. Telafi eğitimi vereceğiz. Hastanelerimizi en iyi şekilde tekrar imar edeceğiz. Cizre'ye talep üzerine yeniden ambulans gönderdik. Hala bir yaralı teslim edilmedi. Cizre hastanesine birkaç gün içinde 20 roket atıldı. Terörden etkilenen öğrencilerimize yurtlarda barınma imkanı sağlayacağız, gençlik ve kardeşlik kampları kuracağız."

Bu ülke insanının en güzel özelliklerinden biri, gereksinimi olana yardım etmektir. Anadolu insanı her zaman elele verip bunu başarmıştır. AKP hükümeti de, dağıttığı kömür torbaları 25 değil 15 kilo çıksa da bu konuda önemli çalışmalar yaptı.

Ancak Başbakan'ın bu sözleri hamasetten öte bir anlam taşımıyor. En hafif deyimiyle yardımı sadece biz yaparız diyor. Oysa Türkiye'nin her yerinden yüzlerce gönüllü insan ateş altındaki Güneydoğu kentlerine yardım etmeye çalışıyor. Fakat yardımların ulaşmasına bile izin verilmiyor. Cizre'de yaralılar 10 gündür ambulansların gönderilmediği tartışmalarını izliyoruz. AİHM de bu konuda bir karar aldı. Buna karşı yaralılar bodrum katında bekliyor. Cumhurbaşkanı ve Başbakan "belki de yaralı yok" diyorlar. Daha sonra Başbakan "yaralılar ambulansa gelmiyor" şeklinde tarihi bir veciz söz üretiyor. Yaralı mı ambulansa gider, ambulans mı yaralıya?

Batman Belediyesi dün Diyarbakır Tabib Odası'ndan bir heyete ambulanslarını tahsis ederek Cizre'ye gönderiyor. Ancak doktorlar ve ambulanslar Cizre'ye sokulmuyor.

Sosyal seferberlik halkla elele yürür. Gönüllülük esasına dayanır. Ambulansı kente sokmamak seferberliğin neresinde?

Hayatta kalıp kalmayacağı belli olmayan, akranlarını sokaklarda yitiren Kürt çocuklarının eğitim süresi kaybını telafi etmek şu anda ne kadar önemli? Önce aş, can güvenliği ve sağlık lütfen...

5) Ekonomi ve istihdam:

"Planın beşinci unsuru, 13 yılda ayağa kaldırdığımız bölge ekonomisini yeniden ayağa kaldırmaktır. Terörden zarar gören tüm esnaf ve çiftçilere destek vereceğiz. Bütün prim borçları ertelenecek, faiz alınmayacak. Çiftçi, işadamı ve esnafımıza faizsiz kredi sağlanacak. İstihdamı artırmak için yeni hamle başlatacağız. Sadece GAP çerçevesinde 51 milyar TL bütçe ayırdık. Kamu düzeni sağlanır ve ekonomik kalkınma olursa kendilerinin bölgedeki ağa babalık döneminin biteceğini biliyorlar. Onlar biliyor ki istihdam olursa teröre gidecek genç kalmaz. Yıllarca ‘geri bırakıldık' dediler, Silvan barajını sürekli sabote ettiler. Ne istiyorsunuz. Onlar yıkmaya, biz yapmaya geliyoruz."

Bana göre planın en işe yaramaz ve boş maddesi beşinci madde. PKK eylemleri başladığında Turgut Özal Başbakan'dı. Onu sırasıyla Yıldırım Akbulut, Mesut Yılmaz, Süleyman Demirel, Tansu Çiller, Bülent Ecevit, Abdullah Gül ve Recep Tayyip Erdoğan izledi. Hepsinin döneminde ala valalarla Güneydoğu Destek Planları açıklandı. Yurttaşın refahı artacak, terörün beli kırılacaktı. Ne oldu peki? Akıtılan yüz milyarlarca liralık kaynaklara rağmen terör durdu mu? PKK'nın kitlesel desteği azalacağına arttı. Sorun asla ekonomik değil.

 

Aslında en önemli sorun, kaynakların kime aktığı ve yerini bulup bulmadığı sorunudur aynı zamanda. Üç, beş istisna dışında teşvik kaynaklı hiçbir yatırım başarıya ulaşmadı. Ne sanayi ne tarım hamleleri... Yandaş yerel politikacılara, feodal beylere akıtıldı kaynakların çoğu. Bırakın istihdam sağlamaya, batıya kaçırıldı paralar. Denetimler yetersiz kaldı ya da bırakıldı. Bugün bütün bölge, teşvikten yararlanan türedi zenginlerin yarım bıraktığı tesislerle dolu.

Sadece Siirt'le ilgili bir saptamam ekonomik desteklerin bölgeye hiçbir katkı sağlamadığını anlatmaya yeterli. Erdoğan'ı "enişteleri" diye bağrına basan Siirt'te 14 yıldır 100 kişi bile çalıştıran bir tesis kurulamadı!

Evet, PKK bölgedeki çok sayıda devlet yatırımı sabote etti, eylem yaptı. Ama milyarlarca liralık kaynak kimlere aktı. İşsizlik oranı azalacağına neden arttı?

Bakalım yeni teşvikler kimleri zengin edecek?

6) Mekânın yeniden inşası:

Davutoğlu yıkılan kentlerle ilgili de bir madde açıkladı:

"Buna kentsel dönüşüm diyorlar ben öyle tanımlamıyorum. Mardin'in ve bütün tarihi şehirlerimizin, doğuda batıda, tarihi dokuya sahip yerlerde yeni bir yasal çerçeveyle tarihi dokuyu koruyan şehir ihya çabaları içerisinde yeniden inşa edeceğiz. Sur'u öylesine güzel yeniden inşa edeceğiz ki, bütün insanlık gelip mürşit şehirden ilham alacak. Çukurlarla, mayınlarla bozulmuş altyapılar elden geçirilecek. Süratle yollar rehabilite edilecek."

Bu maddeyle ilgili fazla söze gerek yok aslında. TOKİ'nin çevre ve tarih talanı, "üç, beş çanak çömlek var diye Marmaray'ı tamamlamayacak mıyız" zihniyetinin egemen olduğu AKP anlayışı Sur'u yeniden ihya edemez. Olsa olsa ihale mafyalarının iştahını kabartır. Sulukule ve Tarlabaşı'ndaki talan yeterli örnek bence.

7) Etkin iletişim stratejisi:

Başbakan, planın yedinci unsurunun algı operasyonlarına karşı etkin iletişim stratejisi olacağını ve valilikler ile kaymakamlıklara talimat verdiğini söyledi. Davutoğlu, "Halkımıza ulusal ve uluslararası düzeyde bilgi aktarılacak, çarpıtmalara ve bilgi kirliliğine müsaade edilmeyecek" dedi.

BU maddeye sadece gülüp geçtim. Etklin iletişim ve gerçekler, öncelikle halkın haber alma hakkının sağlanmasıyla gerçekleşir. Kara propagandanın önüne sadece doğru haber geçebilir. Bunun yolu da özgür basındır. Gazetecilerin kodese tıkıldığı, işsiz bıraktırıldığı, mahkemeden mahkemeye sürüklendiği Türkiye'de halka gerçekleri kim anlatacak?

Sayın Başbakan programını açıklarken bile muhalif gazetecilere tahammül edememiş. 30 yıldır bölgeyi gezen ve en iyi gözleyenlerin başında gelen Gazeteci Celal Başlangıç toplantıya alınmamış. Akredite başvurusu olan Başlangıç'ın üstü, bilgi veren Mardin Valiliği yetkililerine göre Başbakanlık tarafından "çizilmiş".

Bir çok STK yetkilisi de öyle. Daha vahimi Başbakan'ı Mardin'de dinleyecek olanları Memur-Sen ve Ensar Vakfı seçmiş!

8) Yerel yönetimlerin yetkileri genişletilecek:

Başbakan Davutoğlu:

"Yerel yönetimler güçlendirilecek, ancak istismar edilmelerinin de önüne geçilecek Diyarbakır ve Mardin'de belediyelerde merkezden gönderilen bütçelerin büyük kısmı yatırımlara değil personel maaşlarına harcanıyor. Yatırım yapmaktansa terör örgütlerine destek veren belediyelere izin verilmeyecek. Terörü teşvik etmelerine asla izin verilmeyecek."

AKP'nin yerel yönetimlerden ne anladığı, son çıkarılan Büyükşehir Yasası ile belli. Oy kaydırmak ve belediye kazanmak için şehirlerin sınırlarının nasıl değiştirildiği ortada. Bölge belediyelerinde kaynakların personel ödemelerine aktarıldığı kesin. Bunun tek nedeni yoğun işsizlik.

Teröre destek vermelerine gelince, oturup düşünmek gerek. 2009-2011 yılları arasındaki KCK tutuklamaları furyasıyla içeri alınmayan yerel yönetici kalmadı ki? Etki-tepki sorunu olduğunu bilmemek için gözleri ve kulakları kapatmak yeterli sanırım.

Bunun yanısıra özyönetim söylemlerini tepkiyle karşılayan bir iktidarın yerel yönetimleri güçlendirmesini beklemek boşuna bence.

9)  Milli kardeşlik projesi:

Başbakan Davutoğlu, artık siyasi diyalog için sadece milletin kendisinin muhatap alınacağını söyledi. Davutoğlu, "Herkesi muhatap alacağız ama elinde silah olan kimseyi muhatap almayacağız. Herkesle konuşacağız ama millete zulmedenleri muhatap almayacağız" dedi.

Davutoğlu'nun açıklamalarında en haklı olduğu bölüm bu belki de. Ama ister istemez burada da geçmişi anımsıyoruz. Hukuk diliyle Abdullah Öcalan kim? Terör örgütü lideri ve ağırlaştırılmış müebbet hapse mahkum olmuş bir hükümlü. Şu anda suçlanan terör örgütünün adı ne? PKK! İmralı görüşmeleri, Oslo mutabakatı ve Kandil gezilerinde kim muhatap alındı. Hala bir özeleştiri geldi mi Erdoğan ya da Davutoğlu'ndan.

Şimdi bu şablonu değiştireceklerini sanıyorum.

Satır aralarında HDP'nin de muhatap alınmayacağı ortaya çıkıyor. Peki muhatap kim olacak? Bölgenin %70'inini desteğini alan legal siyasi parti muhatap alınmayacaksa, muhatap alınacak kişi ya da STK'lar kimler. Yine kadrolu akiller mi türeyecek? Korkarım, evet!

10) Ortadoğu'da kardeşlik dönemi:

"Ortadoğu'da yeni bir kardeşlik döneminin başlaması için kapsamlı bir birleştirici ruh başlatacağız. Türkiye her zaman birleştirici rol oynayacaktır. Musul'daki Arap, Basra'daki Şii kardeşime sesleniyorum Kut'ül Ammare'de beraberdik, önümüzdeki dönemde de birlikte olacağız inşallah. Sykes Picot'u üst kuruluşlar ve işbirliğimiz ile aşmaya çalıştık ama bizi engellediler, mezhepçilikle ayırmaya çalıştılar" diye açıkladı son maddeyi Davutoğlu?

"Ortadoğu'da lider ülke", "sıfır sorun", "kardeşlik dönemi" gibi terimler vücüdumu diken diken ediyor artık. "Sıfır sorun"dan "sıfır komşu"ya geldik. Mezhep kavgalarında dünya bizi  "sünni blok"ta anıyor.

10 maddelik plan ruhtan yoksun...

Özetle 10 maddelik Davutoğlu planının ruhu yok. Sadece hamaset kokuyor. İçinde halk yok, aydınlar yok, Meclis yok, HDP yok.

Şahinler politikasının süreceği açıkça ilan ediliyor.

Ne zamana kadar?

"Başkanlık" derim, başka laf alamazsınız ağzımdan!

cengizmumay@hotmail.com

 

SUR’UN DRAM GÜNCESİ… "BEN BURANIN YABANCISIYIM!" BEN KÜÇÜKKEN YÜZBAŞIYDIM… ENSAR, TURKCELL’İN CANINI YAKMAYA DEVAM EDECEK! CAN DÜNDAR ve ERDEM GÜL NEDEN TUTUKLANMADI? MAHKEME KAPILARINDA YENİ BİR KOMPLOYA TANIKLIK ETMEK… AH ULAN REZA! BİR MARDİNLİ NASIL ÖNÜNE YATAR? YAZI DİZİLERİ ÖLÜM HER AN, CEZA BAŞKA BAHARA… 10 SANİYEDE TUTUKLA, 8 SAATTE SALIVER! SUR’UN ELİNDE BEDDUADAN GERİYE NE KALDI? “MİLLET”TEN SONRA “DOĞANIN A… KOYMA”NIN TÜRKÇESİ CERATTEPE! “HEVAL BUSH”TAN YPG’YE... ABD NEDEN KÜRTLERİ TERCİH EDİYOR? FENERBAHÇE'NİN AMEDSPOR'A DESTEĞİ GEZİ'DEN MİRAS! “ÇÖZÜM”SÜZLÜĞÜN YENİ “SÜRECİ” ERDOĞAN NE İSTER, ÖCALAN NE VERİR? YA DA TERSTEN SORUN… CİZRE ve YÜKSEKOVA’YI İL YAPMAK ÇÖZÜM MÜ? HAİN, GÜRUH, RAHİP ve NÂZIM!
 

Bizhaberiz Bağımsız Haber Portalı

BİZHABERİZ BAĞIMSIZ HABER PORTALI | Bizhaberiz.net © 2016 | Son Güncelleme : 26.04.2018 - 05:24:11 | Şu an 110 kişi online | Kullanım Koşulları