ANA SAYFABİZHABERİZREKLAM
   
"BEN BURANIN YABANCISIYIM!"
İÇERİK
BAŞLIKLAR

Cengiz MUMAY

Siirt'ten çıkıp Hasankeyf'e vardığımızda klima konforu bitiyordu. Arabadan iner inmez kavuran bir sıcak vardı.

Gün, öğlen olmak üzereydi. Herkese tavsiye ettiğim, "Güneydoğu'yu en geç Mayıs ayında gezin, yoksa sıcaktan tadını alamazsınız" sözümü boşa çıkarırcasına bir sıcak başlamıştı. Daha şimdiden 35 dereceyi gösteriyordu ısıölçer. Ve yeni değildi. Neredeyse bir haftadır kavruluyordu Güneydoğu.

Otuz yıldır su altında kaldı kalacak diye beklediğimiz mağaralarıyla ünlü kent, TOKİ'nin yeni inşa ettiği kente "nanik" yaparcasına dimdik ayakta duruyordu.

Bilmem kaçıncı kez yeniden tırmandığım Kale, zirveden seyrettiğim eşsiz manzaranın tadını bir an önce sona erdirip Diyarbakır'a geçmek zorundaydım.

Tam beş bin yıllık bir yaşam vardı Hasankeyf'te. Şimdi buradan yedi bin yıllık uygarlığın izlerini taşıyan Diyarbakır'ın merkez Sur ilçesine iki saatlik yolculuktan sonra varıyordum.

Sur, Hasankeyf'ten daha şanssız görünüyordu. Baraj yapımı sürdüğü için bugün olmazsa bir iki yıla kadar batacak olan Hasankeyf'i bile unutmuştum Sur'u görünce.

Valizi otele bırakır bırakmaz Sur'u arşınlamak istiyordum. Aylardır tank dahil her türlü ağır silahla vurulan kent ne durumdaydı? İnsanlar ne yapıyordu? Halleri niceydi?

Zarif okul arkadaşın Zerrin Yavuz, beni sürpriz şekilde karşılayıp Sur'u gezdirecekti.

Hemen odadan çıktım. Zerrin'le kısa bir hoşbeşin ardından yürümeye başladık. Otel Sur'un tam girişindeydi. Polis bariyeri ve zırhlı araçla TOMA'ların ilk konuşlanma yeri otelin önüydü. Tek tük insanlar vardı Sur'un içinde. Zerrin bana bilgi aktarmayı sürdürüyordu. Sur'un tamamının kapalı olmadığını öğrenince sevindim. Görebilecektim beş, altı aylık bombardımanın izlerini.

İki kilometrelik düz bir parkurda yürüyebilecektik. Sur'un dar sokaklarını görmek hayaldi ama. Tam sokak eninde beton bloklarla kapatılmıştı. Girilebilen az sayıda sokakta. "İşgal" benzetmesine neden olan görüntülerle doluydu parkurumuz. Neredeyse yüz metrede bir zırhlı araç ya da TOMA konuşluydu. Tüm parkur çelik bariyerlerle çevriliydi.

Dağkapı burcundan Mardinkapı'ya uzanacaktık. Geze geze iki saatte vardık. UNESCO'nun dünya mirasına dahil ettiği Hewsel bahçelerini görmeden Diyarbakır olmazdı. Varabilecek miydik?

Mardinkapı göründü; uzaktan açık olup olmadığı zırhlı araçlardan dolayı pek fark edilmeyen bariyer  de. Yaklaştıkça tek tük giriş çıkış yapan insan ve araçlar içimi ferahlattı. İnebilecektik Hewsel'i tepeden gören kahvelere. Yaklaştık, polis sormadan Zerrin sordu:

- Girebilir miyiz?
- Tabii.
- Peki çıkabilecek miyiz?
- Yine tabii...

Ve girdik. Yeşilin bin bir tonunu tepeden seyretmeye başladık. Sur'u yıkmışlardı ama Hewsel bahçeleri yerinde duruyordu!

Sanki veda eder hüznüyle uzun uzun oturduk. Neredeyse 4-5 aydır kimse gelemiyordu buralara.

İnsanlarla sohbet ettik. Yakılan, yıkılan evlerine girememekten, özel eşyalarını bile alamamaktan, dükkanlarını açamamaktan, iflasın eşiğinde olmaktan söz ediyorlardı. "Kamulaştırma" dediğimiz "bin ah" işitiyorduk.

Kamulaştırma ve hasar tespit için bir komite kurulmuştu.  Müftülük, TOKİ, Maliye ve Valilikten oluşan komite önce kendi hasar tespitini yapıyor, ardından hak sahibini çağırıyor ve bildirimde bulunuyordu. Ne hasar tespitini ne de kamulaştırmayı kabul etmiyordu Diyarbakırlılar. Sur'un kapatılan önemli bölümünde iş makinalarının hafriyatı sürüyordu. Belediye ve yerli halktan hiç kimseye görev verilmiyordu çalışmalarda. Müteahhitler de, mühendisler de çalışanlar da batıdan getirtilmişti. Bir Diyarbakırlı, "başı belaya girmesin" diye, ne şekilde elde ettiğini söylemediği ve bize vermediği hafriyat çalışmalarının fotoğraflarını gösteriyordu telefonundan. Dümdüz ediliyordu girişe kapalı alanlar.

Günün akşam olmasına az zaman kala kalktık kahveden. Tek tük açık işyerleri de kapatma hazırlıkları yapıyorlardı.

On beş, yirmi dakikalık bir yürüyüşten sonra girdiğimiz noktadan Sur'a veda ettik. Otelin önündeki zırhlı araçların motoru, ilk geldiğimiz anda olduğu gibi stop ettirilmeden çalışıyordu. Odaya çıktım. Motorun gürültüsü odanın içindeydi adeta. Hemen aşağı inip beni bekleyen başka dostlarımla yemeğe çıkacaktım.

Görevliye, "bu motorun gürültüsü sürekli olacaksa nasıl uyuyacağız" diye sordum. Mahcup mahcup başını öne eğerek yanıt vermedi. Ben altı, yedi metre ötemdeki zırhlı araca doğru yürüdüm. Kapısı açıktı. İçindeki çok genç polis memurlarından birine doğru yaklaştım.

Otelin konuğu olduğumu anlattım ve bu motor gürültüsünün gece de sürüp sürmeyeceğini sordum. Çok nazik bir şekilde, "istiyorsanız gece kapatırız" yanıtını aldım. Teşekkür ettim, lobiye döndüm.

Resepsiyondaki arkadaşa polisle olan diyaloğumuzu anlattım. Şaşırdı, "hayret abi" dedi. Belli ki aylardır süren tank, top, silah seslerinden motoru duymaz hale gelmişti herkes. Ne otel polisi motor için uyarıyor, ne polis motorun gürültüsünün otel konuklarını uyutmayacağını düşünüyordu.

Bir taksi bulmam gerekiyordu yemeğe gitmek için. Polis noktasında olduğumuz için buraya pek yanaşabilir görünmüyorlardı. Bu sefer yine otelin önündeki başka bir polisine sordum:

- Buranın yabancısıyım, bilmem!

Oysa Diyarbakır'ın en merkezi noktasındaydık. Ama doğru, devlet de, buraya gönderdikleri de yabancıydı!

cengizmumay@hotmail.com

Fotoğraflar: Cengiz Mumay

 

 

SUR’UN DRAM GÜNCESİ… "BEN BURANIN YABANCISIYIM!" BEN KÜÇÜKKEN YÜZBAŞIYDIM… ENSAR, TURKCELL’İN CANINI YAKMAYA DEVAM EDECEK! CAN DÜNDAR ve ERDEM GÜL NEDEN TUTUKLANMADI? MAHKEME KAPILARINDA YENİ BİR KOMPLOYA TANIKLIK ETMEK… AH ULAN REZA! BİR MARDİNLİ NASIL ÖNÜNE YATAR? YAZI DİZİLERİ ÖLÜM HER AN, CEZA BAŞKA BAHARA… 10 SANİYEDE TUTUKLA, 8 SAATTE SALIVER! SUR’UN ELİNDE BEDDUADAN GERİYE NE KALDI? “MİLLET”TEN SONRA “DOĞANIN A… KOYMA”NIN TÜRKÇESİ CERATTEPE! “HEVAL BUSH”TAN YPG’YE... ABD NEDEN KÜRTLERİ TERCİH EDİYOR? FENERBAHÇE'NİN AMEDSPOR'A DESTEĞİ GEZİ'DEN MİRAS! “ÇÖZÜM”SÜZLÜĞÜN YENİ “SÜRECİ” ERDOĞAN NE İSTER, ÖCALAN NE VERİR? YA DA TERSTEN SORUN… CİZRE ve YÜKSEKOVA’YI İL YAPMAK ÇÖZÜM MÜ? HAİN, GÜRUH, RAHİP ve NÂZIM!
 

Bizhaberiz Bağımsız Haber Portalı

BİZHABERİZ BAĞIMSIZ HABER PORTALI | Bizhaberiz.net © 2016 | Son Güncelleme : 22.01.2018 - 06:44:11 | Şu an 90 kişi online | Kullanım Koşulları